KÜNYE
T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi 2022/2021 E., 2024/1537 K.·T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.HUKUK Dairesi Temlik Eden Davacı Vekili Temlik Alan Davacı Davalılar
- Karar tarihi
- 24 Aralık 2024
- Esas no
- 2022/2021
- Karar no
- 2024/1537
- İncelenen dosyanın mahkemesi
- ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 09/12/2021
- Numarası
- 2020/414 Esas 2021/935 Karar
- Dava
- İtirazın İptali
- Dava tarihi
- 08/09/2020
- Gerekçeli kararın yazıldığı tarih
- 24/12/2024
Karar Metni
2.889 kelime·14 dk okuma·5 bölüm
Taraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın Ankara Şubesi nezdinde, davalı borçlu ... Elektronik Güvenlik Sistemleri Sanayi Ticaret Ltd. Şti. lehine, diğer davalı/ borçlu ...’in müşterek borçlu-müteselsil kefaletiyle imzalanmış olan genel kredi ve teminat sözleşmelerine istinaden krediler kullandırıldığını, borçlular taahhütname hükümlerini yerine getirmediklerinden açılan hesapların kapatılarak,
davalı borçlulara Ankara 54. Noterliği’nin 19.06.2020 gün ve 18115 yevmiye numaralı hesap kat ihtarnamesi gönderilip banka alacaklarının ödenmesi istenmiş ise de müspet bir netice alınamadığını, alacağın tahsili amacı ile davalılar aleyhinde Ankara 9. İcra Müdürlüğü’nün 2020/ 6172 E. sayılı dosyası ile icra takibine başlanıldığını, davalıların ödeme emirlerinde belirtilen borca itiraz etmeleri sonucu takibin durdurulmasına karar verildiğini, borçlular tarafından kötüniyetli olarak ve takip sürecini sürüncemede bırakmak maksadı ile takibe itiraz edildiğini iddia ederek itirazın iptali ile takibin devamına,
% 20 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının keşide ettiği Ankara 54.Noterliğinin 19.06.2020 ve 18115 yevmiye numaralı ihtarnamesine Ankara 67.Noterliğinin 24.06.2020 tarih ve 09086 yevmiyeli ihtarnamesi ile cevap vererek, ihtarname içeriğinin tamamına, ihtarnamede belirtilen borç miktarlarına ve faiz oranlarına itiraz edildiğini, ayrıca, davacının tek yanlı olarak hazırladığı ve müvekkillerine dayattığı genel işlem şartlarının TBK'nun 20 ve 21.maddeleri gereği hukuken geçersiz olduğunu, bu sebeplerle, banka kayıtlarının kesin delil niteliğinde olduğu yolundaki iddianın hukuki dayanağı bulunmadığını, KGF'nun,
müvekkili adına ödeme yaptıktan sonra koşulları var ise davacı bankaya yaptığı ödeme nispetinde davacı bankaya halef olacağını, ancak, halefiyetin davalı bankanın KGF adına tahsilat yapması anlamına gelmeyeceğini, banka ile KGF arasındaki protokolünde, sadece protokolde imzası bulunanları bağlayacağı ve bu protokol hükümlerinin yasa hükümlerini bertaraf edemeyeceği, davalı bankanın, müvekkile takip yapması ve KGF'den aldığı paraları borçtan mahsup etmemesi davalı bankanın kötü niyetini gösterdiğini, müvekkilinin davacının iddia ettiği gibi bir borcu olmadığını,
davacının Ankara Gayrımenkul İcra Müdürlüğünün 2020/874 Esas sayılı dosyası ile takip yaptığını, bu takibe karşı, Ankara 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2020/206 Esas sayılı dosyası ile dava yoluna gidildiğini, davacı bankanın talep ettiği faiz oranı da fahiş olduğunu, davacı bankanın, alacağı olmadığını bilmesine rağmen, müvekkilleri aleyhine icra takibi yapması haksız ve kötü niyetli olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; takip tarihi itibarıyla davacı bankanın Busines kartan kaynaklanan 16,31 TL asıl alacak 0,21 TL işlemiş faiz, 0,01 TL BSMV olmak üzere toplam 16,53 TL, ticari kredi ve diğer alacaklardan kaynaklanan 1.600.281,89 TL asıl alacak, 39.625,25 TL işlemiş faiz, 1.981,23 TL BSMV, 1.193,79 TL masraf olmak üzere toplam 1.643.082,16 TL nakdi alacağı bulunduğu, davalılar vekilinin muaccel borç olmadığına ilişkin savunmasının yerinde olmadığı, davacı banka ile Kredi Garanti Fonu arasında imzalanan protokole göre davacı bankanın Kredi Garanti Fonu destekli kullandırmış olduğu krediden kaynaklanan alacağı takibe koyma yetkisine sahip olduğu,
davalı kefilin kefalet limiti dahilinde kalan borç tutarından asıl borçlu şirketle birlikte sorumlu olduğu gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne, Ankara 9.İcra Müdürlüğünün 2020/6172 sayılı dosyasında davalıların Busines Card kaynaklanan 16,31 TL asıl alacak 0,21 TL işlemiş faiz, 0,01 TL BSMV olmak üzere toplam 16,53 TL tutara ayrıca ticari kredi ve diğer alacaklardan kaynaklanan 1.600.281,89 TL asıl alacak, 39.625,25 TL işlemiş faiz, 1.981,23 TL BSMV, 1.193,79 TL masraf olmak üzere toplam 1.643.082,16 TL nakdi alacak tutarına ilişkin itirazların iptaline, 1.600.281,89 TL asıl alacak tutarına takip tarihinden itibaren yıllık %28,59 TL,
16,31 TL asıl alacak tutarına ise T.C.Merkez Bankası uyarınca TCMB tebliğlerine uygun olarak dönemsel olarak değişen oranlarda temerrüt faizi ve faizlerin %5 BSMV si ile birlikte Ankara Gayrimenkul Satış icra müdürlüğünün 2020/874 sayılı dosyasında tahsilde tekerrür olmamak üzere davalılardan tahsili için takibin devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunda ana para alacağının eksik hesaplandığını, temerrüt faiz oranının %46,80 olması gerekirken %28,59 olarak esas alınmasının hatalı olduğunu, rapora itirazlarının değerlendirilmediğini, yine mahkeme kararında dayanak gösterilen bilirkişi raporunda bankanın uyguladığı / fiilen uyguladığı yıllık en yüksek faiz oranını % 21,59 olarak aldığını ancak bu orana nasıl ulaştığı hususunda raporda net bir açıklama yapılmadığını, kredi kartına uygulanması gereken temerrüt faiz oranının da %20,40 olması gerektiğini, dava dilekçesinde,
davalılar aleyhine tazminat talep edilmesine rağmen bu hususta karar verilmediğini, davalı borçlular aleyhine % 20'den az olmamak üzere tazminata hükmedilmesi gerektiğini bildirerek ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle.
KGF tarafından yapılan ödemelerin borca mahsup edilmediğini, mahkemece alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığını, bilirkişi raporunda kredi kartı ve doğrudan borçlanma kredisine ilişkin de hesaplama var ise de dosya kapsamında kredi kartı ve doğrudan borçlanma kredisine ilişkin sözleşme bulunmadığını, kredi kartı ve doğrudan borçlanma kredisine ilişkin sözleşme olmaksızın müvekkillerinden ...'in kefaleti olup olmadığının tespiti ve denetlenmesinin mümkün olmadığı düşünüldüğünde mahkemenin eksik inceleme ile karar verdiğini, ilk derece mahkemesince tüm alacaklar için tek bir faize hükmedildiğini,
faiz oranlarının hatalı tespit edildiğini, mahkemece iki davalı yönünden de aynı alacak miktarları üzerinden karar verilerek taleple bağlılık ilkesine aykırı şekilde karar verildiğini bildirerek ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; banka alacağının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali ve inkar tazminatına ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 22/07/2020 tarih ve 7751 Sayılı Yasa'nın 35.maddesi ile değişik 353/(1)-a.6.maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması." halinde duruşma yapılmadan karar verileceği, düzenlemeleri yer almaktadır.
Dosya kapsamından, davacı bankanın Ankara Şubesi ile, davalı ... Elektronik Güvenlik Sistemleri Sanayi Ticaret Ltd.
Şti. arasında imzalanan 24/02/2017 tarihli 2.000.000,00 TL bedelli, 09/02/2018 tarih ve 8.000.000,00 TL bedelli, 23/10/2019 tarih ve 600.000,00 TL bedelli 3 adet genel kredi ve teminat sözleşmesine davalı ...'in sözleşme bedelleri tutarında ayrı ayrı müteselsil kefil olduğu, sözleşmeler uyarınca kullandırılan kredilerden kaynaklanan borcun ödenmemesi üzerine davacı bankaca hesabın kat edilerek davalılara ödemede bulunmaları için Ankara 54. Noterliği marifetiyle 17/06/2020 tarihinde keşide edilen hesap kat ihtarnamesinin davalılara 23/06/2020 tarihinde tebliğ edildiği,
25/06/2020 tarihi itibarıyla davalıların temerrüte düştükleri, ihtarname tebliğine rağmen borcun ödenmemesi üzerine davacı banka tarafından asıl borçlu şirkete ve davalı kefile karşı alacağın tahsili için takip başlatıldığı, davalılar vekilinin itirazı üzerine takibin durdurulduğu ve eldeki itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır.
Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılarak söz konusu rapor esas alınmak suretiyle karar verilmiş ise de, alınan bilirkişi raporunda fiili faiz oranı olduğu belirtilen %28,59 oranının tespit edilme usulünün tam olarak anlaşılamadığı gibi davalının icra takibinde DBS ve kredi kartı alacağı nedeniyle de hesaplama yapılmış ise de, söz konusu DBS ve kredi kartı borçlarının taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmeleri kapsamında mı kullandırıldığı, yoksa ayrı bir sözleşme kapsamında mı kullandırıldığına ilişkin herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı gibi dosyada da bu yönde bir delil bulunmamaktadır.
Somut olayda kredi alacağına uygulanacak temerrüt faiz oranının taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi hükümlerine göre tespiti gerekir. Akdedilen genel kredi sözleşmelerinde kararlaştırılan bir temerrüt faizi oran olarak gösterilmemiştir. Sözleşmelerin 11. maddesinde bankanın TCMB'ye bildirdiği kredi faiz oranlarından muaccelliyet tarihinde yürürlükte bulunan en yüksek olan kredi faiz oranına, bu oranın %30 ilavesi ile bulunacak oranda temerrüt faiz oranı olarak uygulanacağı belirlenmiştir. Bu durumda taraflar arasındaki sözleşmede ise faiz listeleri üzerinden değil, bankanın borçlu hesaplara fiilen uyguladığı en yüksek cari faiz haddinin esas alınması gereklidir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava konusu alacağın kaynaklandığı kredi ilişkisinde davacı bankanın davalı asıl borçlu şirkete kullandırılan nakdi kredilere uygulanan en yüksek cari faiz oranının %21,996, temerrüt faizinin %30 fazlası yıllık %28,59 olarak uygulanabileceği belirtilerek bu oran esas alınarak hesaplama yapılmış ise de, söz konusu tespitin Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına uygun olmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 22.10.2015 tarihli ve Esas 2015/1493 Karar 2015/13491 sayılı ilamında da belirtildiği üzere mahkemece banka kayıtları üzerinde yerinde inceleme yaptırılarak bankanın temerrüt tarihindeki aynı nitelikteki kredilere uyguladığı cari faiz oranı belirlenip bu oran üzerinden sözleşme hükümlerine göre temerrüt faiz oranı ve miktarı belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken böyle bir tespit yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığı gibi taraflar arasında ayrıca bir DBS ve kredi kartı sözleşmesi bulunup bulunmadığının da tespiti ile takip konusu borcun hangi sözleşmeden
kaynaklandığı, takip tarihi itibariyle bu sözleşmelerden kaynaklanan borcun bulunup bulunmadığı, kredi kartları yönünden TCMB'ce belirlenen akdi ve temerrüt faiz oranlarının gözetilmemesi de usul ve yasaya aykırıdır.
Öte yandan, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 24/02/2015 tarih 2014/5696 Esas 2015/2458 Karar sayılı emsal içtihadında. "6100 sayılı HMK ile yazılı yargılama usulünde ilk derece yargılaması beş aşamadan oluşmaktadır. Bunlar, davanın açılması ve karşılıklı dilekçelerin verilmesi, ön inceleme, tahkikat, tahkikatın sona ermesi ve sözlü yargılama ile hükümdür. Davanın açılması üzerine dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır.
Ön incelemede öncelikle dava şartları (HMK'nın 114-115. maddeleri) ve ilk itirazlar incelenir (HMK'nın 116-117. maddeleri). Dava şartları mevcutsa ve ilk itirazlar yerinde değilse iddia ve savunma içinden tarafların uyuşmazlık noktalarının neler olduğu belirlenir. Taraflar ön inceleme duruşmasında sulhe teşvik edilir. Ön inceleme duruşmasından sonra mahkemece hak düşürücü süreler ve zamanaşımı hakkında itiraz ve def'iler incelenerek karara bağlanır (HMK'nın 142. maddesi).
Mahkemece ön inceleme aşamasından sonra tahkikat işlemine gerek olmaması halinde nihai bir karar verebilir (HMK'nın 138-142. maddeleri). Ancak mahkemenin ön inceleme aşamasında nihai karar verebilmesi için dava şartlarından birinin bulunmaması, ilk itirazların yerinde olması, hak düşürücü sürenin geçmiş olması ve zamanaşımı def'inin dinlenebilir olması gerekir.
Mahkemece bu nedenler dışında işin esasına girilerek delillerin değerlendirilmesi sonucu bir karar verilecekse, HMK'nın 143 ve devam eden maddeleri uyarınca tahkikat aşamasına geçilmeli ve özellikle HMK'nın 147. maddesi uyarınca taraflar tahkikat için duruşmaya davet edilmeli, tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra,
tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığı durumda, tahkikatın bittiği taraflara tefhim edilmeli (HMK'nın 184. maddesi), mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olunacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki yanı davet etmeli ve davetiyeye belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususunu bildirmeli, sözlü yargılamada ise taraflara son sözlerini sorup, hüküm vermelidir (HMK'nın 186. maddesi).
6100 sayılı HMK ile öngörülen yargılama kesitlerine, kanunda belirtilen sebepler dışında, uyulmadan karar verilemez.
6100 Sayılı HMK'nun 22/07/2020 tarihli 7251 Sayılı Kanunun 16.maddesi ile değişik; "Tarafların duruşmaya daveti" başlıklı 147/2.maddesinde; "Taraflara gönderilecek davetiyede, belirlenen gün ve saatte geçerli bir özrü olmadan mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde, duruşmaya yokluklarında devam edileceği ve yapılan işlemlere itiraz edemeyecekleri, tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılamaya geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi hâlinde taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyeceği ve 150 nci madde hükmü saklı kalmak kaydıyla, yokluklarında hüküm verileceği bildirilir." hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda ise, taraflara HMK'nun 147/2.maddesi gereğince herhangi bir davetiye gönderilmeksizin davalılar vekilinin bulunmadığı 08/07/2021 tarihli duruşmada bilirkişi raporu taraf vekillerine tebliğine, bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunmak için 2 haftalık süre verilmesine ara kararı verildiği, bilirkişi raporunun taraf vekillerine tebliğ edildiği, taraf vekillerince rapor karşı beyan ve itiraz dilekçeleri sunulduğu, 09/12/2021 tarihli karar duruşmasında davalılar vekilince mazeret dilekçesi sunulduğu,
dilekçeye davalılar vekilinin aynı tarih ve saatte Ankara 34. Asliye Ceza Mahkemesinde duruşması olduğuna dair duruşma zabıtlarının sunulduğu, mahkemece davalılar vekilinin mazeretinin ve ek rapor alınmasına yönelik taleplerinin herhangi bir gerekçe yazılmaksızın reddedilerek aynı celse tahkikatın bitirilmesine karar verilmesine karşın davalılar vekiline sözlü yargılama ve hüküm için tayin edilecek gün ve saatte mahkemede hazır bulunması amacıyla herhangi bir davetiye çıkarılmaksızın ve yargılamanın başında da HMK'nun 147/2.maddesine göre davetiye tebliğ edilmeksizin karar verildiği anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesince, HMK'nun 147/2.maddesi gereğince veya taraflara bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunduktan veya beyanda bulunmaları için verilen 2 haftalık kesin süre geçtikten sonra eğer tahkikatın bittiğini düşünülüyor ise tahkikatın bittiği tefhim edildikten (HMK'nın 184. maddesi) ve sözlü yargılama ve hüküm için tayin olarak gün ve saatte mahkemede hazır bulunulması amacı ile davet hususu yerine getirdikten sonra karar vermesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi yerinde değildir.
Usul hükümleri bu kapsamda yargılamalarının usulünün gösterdiği 5 aşama tamamlanarak yapılması kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle ilk derece mahkemesince 6100 sayılı HMK'nın 320-321. maddelerindeki kesitlere uyulmadan davalılar vekiline savunma hakkını kullanma imkan tanınmadan ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal edecek şekilde hüküm kurulduğu anlaşıldığından, davalı İlker Tuğrul İpek vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
Bundan başka, dava konusu icra takibinde davalı şirket yönünden toplam 1.247.081,83 TL alacağın tahsili talep edilmiş olmasına rağmen mahkemece her iki davalı yönünden de takibin toplam 1.643.082,36 TL üzerinden devamına karar verildiği gibi hükümde herhangi bir faiz oranı belirtilmeksizin "T.C. Merkez Bankası uyarınca TCMB tebliğlerine uygun olarak dönemse olarak değişen oranlarda temerrüt faizi" uygulanmasına karar verildiği ve davacının icra inkar tazminatı talebi yönünden olumlu / olumsuz bir karar verilmediği ve bu hususta herhangi bir gerekçe yazılmadığı anlaşılmaktadır.
6100 sayılı HMK'nun 297/2. maddesi; "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." düzenlemesini içermektedir.
Buna göre, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre; bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.
Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hâkim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini resen araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar (Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/Hanağası, Emel. Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2018, s. 474.).
Hükmün infazda tereddüt oluşturup oluşturmadığının incelenmesi kamu düzeni ile ilgilidir. Anayasa'nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Kanun’un aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve istinaf ve temyiz sırasında hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Nitekim 07/06/1976 tarihli ve 1976/3-4 Esas 1976/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan "Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir." şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Öte yandan mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. Hem esastan hem de zaman aşımından ret kararı verilmesi HMK'nun 297. maddesi ile Anayasanın 143. maddesine aykırıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31/01/2019 tarih ve 2017/11-149 Esas 2019/49 Karar sayılı ilamı).
6100 sayılı HMK'nın 26/1.maddesinde "Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." hükmü düzenlenmiştir. Buna göre hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğundan talebi aşar şekilde hüküm kurulması yasaya aykırılık teşkil edecektir.
İtirazın iptali davaları takibe sıkı sıkıya bağlı olup takipte istenilmeyen bir miktara hükmedilemez. Davacı banka icra takibinde, dava konusu icra takibinde davalı şirket yönünden toplam 1.247.081,83 TL alacağın tahsili talep edilmiş olmasına rağmen mahkemece her iki davalı yönünden de takibin toplam 1.643.082,36 TL üzerinden devamına karar verilmesi davalı şirket yönünden talep aşımı niteliğinde olup HMK'nun 26. maddesi uyarınca talep aşımının re'sen gözetilmesi gerekecektir.
Yine, mahkemece hükümde herhangi bir faiz oranı belirtilmeksizin "T.C. Merkez Bankası uyarınca TCMB tebliğlerine uygun olarak dönemse olarak değişen oranlarda temerrüt faizi" uygulanmasına karar verilmesi infazda tereddüt yaratacak nitelikte olduğundan hükmün bu yönden de kaldırılması gerekmiştir.
Ayrıca, dava dilekçesinde %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesi talep edilmiş olmasına rağmen mahkemece davacının icra inkar tazminatı talebi yönünden olumlu / olumsuz bir karar verilmemiş olması ve bu hususta herhangi bir gerekçe yazılmaması HMK'nun 297 ve Anayasa'nın 141.maddesine aykırı olduğundan kamu düzenine ilişkin bu hususun da re'sen gözetilmesi gerekmiştir.
Tüm bu nedenlerle söz konusu kararın bu aşamada denetimi mümkün olmadığından ve 6100 sayılı HMK ile basit yargılama usulünde belirtilen usule uyulmamak suretiyle aynı yasanın 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinleme hakkı kısıtlandığı gibi hükmün HMK'nun 26/1 ve 297.maddeleri ile Anayasa'nın 141.maddesine aykırı olması nedeniyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kamu düzeni gözetilerek kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde şekilde hüküm kurulmuştur.
Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi -
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, E. 2022/2021, K. 2024/1537, 24 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama