KÜNYE
T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2023/513 E., 2024/117 K.·T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.HUKUK Dairesi
- Mercii
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 29 Ocak 2024
- Dosya no
- 2023/513
- Karar no
- 2024/117
- Başkan
- ... ...
- Üye
- ... ...
- Üye
- ... ...
- Katip
- ... ...
- İncelenen dosyanın mahkemesi
- ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 14/09/2022
- Numarası
- 2021/305 Esas 2022/586 Karar
- Davacı
- —
- Vekili
- —
- Davalı
- —
- Dava
- Genel Kurul Kararının İptali
- Dava tarihi
- 25/05/2021
- Gerekçeli kararın yazıldığı tarih
- 13/02/2024
Karar Metni
2.920 kelime·15 dk okuma·5 bölüm
Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin paydaşı olduğunu, şirketin 27/04/2021 tarihli genel kurulunda yasaya, ana sözleşmeye, objektif iyi niyet kurallarına aykırı kararlar alındığını, gündemin 3. ve 4. maddelerinde ret oylarına rağmen alınan şirket sermayesinin biriken karlardan artırılması ve kalan birikmiş karların ise yedek akçeye ayrılması kararlarının müvekkiline zarar verici nitelikte ve geçerli nedenlere dayanmadığını, şirket sermayesinin artırılması gereksiniminin neden kaynaklandığının gösterilmediğini, şirketlerin kar sağlayıp bu karı ortaklara dağıtmak amacıyla hareket ettiklerini,
sermaye artışlarının samimi olması için bu artış sonrasında ortakların durumlarının artış sonrasında daha iyi olacağının ve şirketin daha fazla kar dağıtacağının kanıtlarının gösterilmesi gerektiğini, sermaye ihtiyacı samimi olsaydı bunun nedenlerinin gösterilmesinin yanı sıra sermaye artışı sonunda ortaklara ne şekilde daha düzenli ve ne kadar daha fazla kar dağıtılacağının da açıklanması gerektiğini, birikmiş karın şirket ortaklarına dağıtılmasının şirket ana sözleşmesinin de gereği olduğunu, genel kurulun aldığı bu kararla yasa ve şirket ana sözleşmesindeki zorunlu kar dağıtımı düzenlemelerinin ihlal edildiğini,
sermaye artımı sonrasında kalan karın da yedek akçede tutulmasının da yasal bir nedene dayanmadığını, müvekkiline zarar verici nitelikte olduğunu, şirketin ticari hayattaki yeri, ülkenin ekonomik durumundan etkilenenler arasında olmadığını, birikmiş karın varlığının bile bu savunmayı doğruladığını, sermaye artırımı kurallarına uyulmadığını belirterek 27/04/2021 tarihli genel kurulda alınan kararların geçersizliklerinin tespiti ile iptallerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; şirket sermayesinin artırılma gereksinimi yapılan genel kurulda sözlü olarak ve alınan yeminli mali müşavirlik raporunda açıklandığını, müvekkilinin kuruluş tarihi olan 09/03/2010 tarihinde sermayesinin 5.000,00 TL olduğunu, sermayenin 28/01/2014 tarihinde genel kurulda alınan karar ile 10.000,00 TL'ye yükseltildiğini, 2014 yılından itibaren de aynı sermaye ile devam edildiğini, şirketin 11 yılda ulaştığı ticaret hacmi, çalışan sayısı, ödemeleri, kredibilitesi, yeni yatırımları gibi ölçüler dikkate alındığında 10.000,00 TL sermaye ile bunların yapılamayacağının çok açık olduğunu,
şirketin kuruluşundan itibaren aradan çok uzun zaman geçtiğini, paranın satın alma gücünde olumsuz yönde değişmeler olduğunu, 10.000,00 TL sermayesi olan şirketin piyasada ve bankalar nezdinde saygınlığı ve kredibilitesinin ne olacağının da tartışma götürmediğini, böyle bir durumda sermaye artırımının zorunlu hale geldiğini, şirketin sermayesinin artırılması sonucu şirketin varlığı ve devamı ile güçlü sermaye ile daha fazla kar elde etmek mümkün olacağından sermaye artırımı zorunluluktan dolayı yapıldığını, sermaye artırımı ile ortaklar pay ve pay oranlarının değişmediğin, payların değeri artırım oranında yükseldiğini,
sermaye artırımı nedeni ile ortaklardan herhangi bir ödeme alınmadığını, artırılan sermayenin tamamının şirket bünyesinden karşılandığını, yedekte tutulan karın yaklaşık 5.000,00 TL olduğunu, davacının hissesinin %5 olduğu düşünüldüğünde davacıya isabet eden kısmın 250,00 TL olduğunu, bu miktarın davacıya ne zarar verdiğinin anlaşılmadığını, sermaye artırım kurallarına uyulduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, şirketin 2010 yılından 2020 yılına kadar olan bilançoları ile gelir tablolarının dökümü yapıldığı, 2016, 2017, 2018, 2019 ve 2020 yıllarına ait bilançolar ile likidite oranlarına göre işletmenin kısa vadeli borçlarını ödeyebilme yeteneklerinin ölçülmesinde ve çalışma sermayesinin yeterli olup olmadığına bakıldığında net çalışma sermayesinin iyi durumda olduğu, dönen varlıklar toplamından stokların çıkarılması sonucu bulunan tutarın kısa vadeli yabancı kaynaklara bölünmesi sonucu hesaplanan nakit test oranının ülkemiz koşullarında 0,50 - 1 arasında olması beklendiği, 2020 yılında şirketin beklentilerinin üzerinde 1,69 olduğu,
hemen nakde dönüştürülebilecek varlıkların kısa vadeli yabancı kaynaklara bölünmesi sonucu hesaplanan nakit oranının ülke koşullarında 0,20-0,30 arasında olması beklendiği, şirketin 2020 yılında beklentilerin çok üzerinde 1,47 olduğu, şirketin likidite oranlarına bakıldığında hiçbir nakit girişi olmasa dahi kısa vadeli borçlarını rahatlıkla ödeyebileceği, karlılık oranlarının iyi olduğu,
şirketin mali verilerine göre şirket sermayesinin arttırılmasına ihtiyaç duyulmamasına rağmen iptali istenen genel kurulda şirket sermayesinin arttırılmasına yönelik kararın yasaya ve ana sözleşmeye aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 27/04/2021 tarihli ortaklar kurulunun sermayenin attırılmasına yönelik 3 no'lu, ana sözleşmenin değişikliğine dair 4 no'lu kararın iptaline karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle.
Türkiye’de son yıllarda yaşanan ekonomideki olumsuz gelişmeler ve değişen piyasa koşulları paranın satın alma gücünün büyük oranda kaybetmesine ve değerinin yok olmasına yol açtığını, Yasalarda yer alan parasal sınırların bazıları yasal düzenleme nedeni ile kendiliğinden arttığını, ancak bu artışın dahi paradaki değişimi karşılamaz olduğunu, bunun yanında yasalarda yer alan bazı parasal değerlerin değişmesi içinse yeni yasal düzenleme yapılmasının zorunlu olması nedeni ile bu yasal düzenlemeler yapılmamış ve eski parasal sınırlar ile kaldığını,
diğer taraftan bu olumsuz gelişmeler nedeni ile şirketlerin mali yapılarının güçlendirilmesine ve nakde olan ihtiyaçların da arttığını, bununla birlikte şirketlerin değişen piyasa koşullarına uyum sağlaması, şirketlerin gelişimi ve yeniden yapılanması,
güçlü duruma gelmesi sürecinde sermayesinin güçlü olmasının büyük önem arz ettiğini, bunun için yapılması gerekenin şirkete para girişinin sağlanması olduğunu, bunun en doğru yolunun ise sermaye artırımı olduğunu, sermaye artırımı sayesinde şirketlerin rekabet güçlerini artırdığını, kredibilitesinin yükselmesi sayesinde mali anlamda rahatlama sağladığını, şirketlerdeki bu değişim ve büyümeye paralel olarak pay sahiplerinin de aynı oranda paylarının değeri arttığını, bu nedenle sermaye artırımının kural olarak her zaman yapılabileceğini, esas sermaye artırımının bir sebebin gerçekleşmesi için tasarlanmış bir düzenleme olmadığını,
kanun koyucu tarafından kanuni düzenleme ile paydaşlara da tanınmış bir hak olup, haklı bir gerekçenin de bulunması gerekmediğini, gerekçe gösterilme zorunluluğunun bulunmamasının kararının sırf bu gerekçe ile iptali sonucunu doğurmadığını, bu karar ancak pay sahiplerini zarara uğratma kastı ile hareket edildiğinde iptalinin söz konusu olacağını, bu nedenle kararın dürüstlük kuralına aykırı bulunduğunu, pay sahiplerini zarara uğratma kastı ile hareket edildiğini ispatlama yükümlülüğünün pay sahiplerine ait olduğunu,
bunun yanında şirketin sermaye artırımına haklı bir gerekçe bulması gerekmediği gibi esas sermayenin mevcut miktarının da pay sahipleri için müktesep hak teşkil etmediğini, mahkemenin şirketin sermaye artırımına ihtiyacı olup olmadığını, sermaye artırımı için bir gerekçe bulunup bulunmadığını araştırmaması sadece sermaye artırımının dürüstlük kuralına aykırı olarak sırf hak sahiplerini zarara uğratmak için yapılıp yapılmadığını değerlendirmesi gerektiğini, oysa mahkemece sadece şirketin mali durumunu göz önüne alarak karar verildiğini,
davada sermaye artırımına ilişkin fesih söz konusu olmadığından ve bu konuda bir iddia ve mahkeme gerekçesi bulunmadığından genel kurul kararının iptali yönünden değerlendirme yapıldığını, somut olayda mahkeme kararının aksine iptal sebepleri de bulunmadığını, mahkeme kararında ve dosya içeriğinde genel kurulun toplanmasına,
sermaye artırım kararında özel çoğunluğun sağlanmadığına dair bir tespit ve görüş bulunmadığını, mahkeme kararının TTK'nun 622. madde yollaması nedeni ile 445. vd. maddelerindeki düzenlemelere uygun olması gerektiğini, buna göre iptal davası açabilmek için kararın kanuna, esas sözleşme hükümlerine veya dürüstlük kuralına aykırılığının söz konusu olması gerektiğini, bu karara karşı iptal davası açma yetkisi pay sahiplerine, yönetim kuruluna ve üyelerine tanındığını, iptal davalarında sermaye artırımının şirketin sermaye ihtiyacından ziyade, pay sahiplerini zarara uğratmak ve onların ortaklıktaki kar,
tasfiye payı ve oy oranlarını azaltmak amacıyla yapılıp yapılmadığının da göz önünde bulundurulması gerektiğini, sermaye artırımı kararının iptalinde şirketin sermaye artırımına ihtiyacı olup olmadığının da önem arz etmediğini, esas sermaye artırımın geçerli olabilmesi için haklı bir gerekçenin gösterilmesinin de şart olmadığını, sermaye artırımının TMK'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olarak çoğunluğun azınlığı ezmesine yol açacak şekilde yapılması caiz olmadığı gibi azınlığın da iptal kararı ile şirketin işleyişini ve şirketi yönetenlerin yönetim biçimlerine engel olmaması,
azınlığın çoğunluğu ezmesine de yol açmaması gerektiğini, ortada davacıyı zarara uğratma kastı olduğuna dair herhangi bir delil bulunmadığını, davacının hissesi aynı kaldığı gibi hissesinin değerinin arttığını, şirket sermayesi iç kaynaklardan artırılmış olduğundan ve ortakların şirketteki pay oranlarında ortaklara pay verilmiş olduğundan ortakların paylarının azaltılmasından veya onların zarara uğramalarından söz etme olanağı bulunmadığını, sermaye artırımı için yasanın bir gerekçe istemediğini, gerekçenin zorunlu bir unsur olmadığını,
mahkemenin kararına gerekçe yaptığı bilirkişi raporunda hem sermaye artırımına ihtiyaç olmadığı söylenmekte hem de ülkenin ekonomik koşulları ve şirketin faaliyet alanı nedeni ile sermayenin bilirkişi görüşüne göre 20 kat artırılmasına ihtiyaç olduğunun belirtildiğini, müvekkilinin yoğunlukla yatak ve ev tekstil işi ile uğraştığını, satmak üzere 10 tane yatak aldığında tutarının en az 400.000,00 TL olduğunu, sattığında ise uzun taksitlerle sattığını, bu nedenle ne kadar sermayeye ihtiyacı olduğunu en iyi bilebilecek olanların ortaklar ve yıllardır şirketi yönetenler olduğunu,
günümüzde bir arabanın değerinin milyonlarla ifade ediliyor ise köklü ve mahkemenin kabulünde olduğu gibi güçlü bir şirketin bilirkişi görüşüne göre 200.000,00 TL sermayesinin olması gerektiğinin söylenmesinin, mahkeme kararına göre de 10.000,00 TL sermaye ile devam etmesini istemesi ülkenin ekonomik gerçeklerini görmediğini, sermayenin 10.000,00 TL olarak devam ettirilmesinin bankalar ve piyasada şirketin kredibilitesi ve ticari itibarı açısından yok sayılmasına yol açacağını, asgari ücretin bile 8.500,00 TL olduğu bir ülkede 10.000,00 TL sermaye ile devam etmeye karar vermenin doğru olmadığını,
bu durumun mahkemenin şirketin ortaklar kurulunun ve yönetiminin yerine geçmesi sonucunu doğuracağını, mahkeme ve karara gerekçe yapılan bilirkişi raporunda şirketin hazır değerler ile mevcut borçlarını ödeyebileceğinin belirtildiğini, bu görüşün varsayıma dayalı olduğunu, ödenmesi gereken bir çekiniz var ve kasanızda paranız yok ama paraya çevrilebilecek malınız olsa bile bu malı veya menkul kıymeti paraya çevirmek için müşterinin nakit para ile çekle aynı gün alım yapması gerektiğini, başka bir çözümü ise bankadan kredi kullanmak olduğunu, bunun içinde bankalar sadece bilançodaki kayıtlarla yetinmediğini,
sermayenin güçlülüğü oranında kredi açtığını, bilanço üzerinden varsayıma dayalı bir yorum yapabilmenin doğru olmadığını, sermaye artırımı yolu ile davacının ne payına nede pay oranına müdahale edilmediğini, alınan kararın dürüstlük kuralına aykırılığından söz edilemeyeceğini, davacının şirkette %5 paya sahip olup diğer ortağın %95 paya sahip olduğunu, sermaye artırımı nedeni ile birisi zarar görecek olsa, davacıdan önce zarar görecek olan %95 pay sahibi olup,
%95 pay sahibi mevcut parayı kendisi almak yerine sermaye artırımı yolu ile şirketin daha güçlü hale gelmesini gerekli görüyorken mahkemenin tam tersi değerlendirme yapmasının doğru olmadığını, sermaye artırımı ile pay sahipleri bir zarara uğramadığını, aksine daha güçlü bir şirketin ortağı olduklarını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; limited şirket genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Dava konusu 27/04/2021tarihli davalı şirket genel kurul toplantı tutanağı, hazirun cetveli, davalı şirketin 31/12/2021 tarihli bilanço ve mizanı, mali müşavir tarafından düzenlenen 18/03/2021 tarihli özel amaçlı rapor, mali müşavirden alınan 18/03/2021 tarihli geçmiş yıl karlarının sermayeye ilavesi tespit raporu, yargılama aşamasında mali müşavir ve işletmeci bilirkişi heyetinden alınan 23/03/2022 tarihli kök, 22/07/2022 tarihli ek rapor dosya içerisinde yer almaktadır.
Davalı şirketin dosya içerisinde yer alan ticaret sicil kaydından, davacı ve dava dışı ... olmak üzere 2 ortaklı olduğu, davacının davalı şirketteki hissesinin %5 oranında, dava dışı ortağın hissesinin %95 oranında bulunduğu görülmüştür.
Davacı tarafından ibraz edilen özel amaçlı raporda, şirketin 10.000,00 TL olan sermayesinin 2014 yılında tamamen ödendiği, bu güne kadar herhangi bir çekilme olmadığı, şirketin 31/12/2020 tarihli mizanına göre hesaplanan öz varlığının 1.892.928,42 TL olarak TTK'nun 376. Maddesine göre 1/2 olan yasal oranlarında bünyede mevcut olduğu, sermaye artışında kullanılabilecek başka bir fon mevcut olmadığı belirtilmiştir.
Dosyada yer alan geçmiş yıl karlarının sermayeye ilavesi tespiti raporunda davalı şirket sermayesinin 10.000,00 TL olduğu, tamamının ödendiği, mevcut sermayenin 1.755.000,00 TL'ye çıkartılmasında ve 1.745.000,00 TL kısmının dağıtılmamış geçmiş yıl karlarından karşılanmasında sakınca olmadığı tespit edilmiştir.
Yargılama aşamasında davalı şirketin ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme ile alınan bilirkişi heyeti kök ve kök rapordaki görüşü tekrar eden ek raporunda, davalı şirketin 2010 yılından bu yana ortaklara kar dağıtımı yapmadığı, şirketin özellikle 2020 yılında güçlü bir mali yapısı bulunduğu, hemen nakde çevrilebilecek hazır değerler ile bile bütün borçlarını rahatlıkla ödeyebilecek durumda bulunduğu, bu kapsamda şirketin mali verilerinin incelenmesi neticesinde sermaye artırımına ihtiyaç duyacak bir durumun olmadığı, TTK'nun 580.
Maddesinde limited şirketlerde asgari sermaye tutarının 10.000,00 TL olması gerektiği belirtilmiş ise de ülkenin içinde bulunduğu ekonomik yapı ve şirketin faaliyet alanı dikkate alındığında sermayesinin 200.000,00 TL olabileceği, bunun dışında kalan tutarın yedek akçe ayrıldıktan sonra ortaklara dağıtılmasının uygun olabileceği yönünde kanaat bildirilmiştir.
Davacı yan davalı şirketin 27/04/2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların geçersiz olduğunu, iptali gerektiğini iddia etmiş, davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Uyuşmazlık, davalı şirketin 27/04/2021 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların iptal koşullarının oluşup oluşmadığı hususundan kaynaklanmaktadır.
Davalı vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde, TTK'nun 445. maddesi "(1)446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler." Anılan yasanın 446. maddesi "(1) a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, b)Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın;
çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, c)Yönetim kurulu, d)Kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri, iptal davası açabilir.", 447. maddesi ise "(1) Genel kurulun, özellikle;
a)Pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, b)Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, c)Anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan,kararları batıldır.", 418. maddesi "(1)Genel kurullar, bu Kanunda veya esas sözleşmede, aksine daha ağır nisap öngörülmüş bulunan hâller hariç, sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığıyla toplanır.
Bu nisabın toplantı süresince korunması şarttır. İlk toplantıda anılan nisaba ulaşılamadığı takdirde, ikinci toplantının yapılabilmesi için nisap aranmaz. (2)Kararlar toplantıda hazır bulunan oyların çoğunluğu ile verilir." hükümlerini içermektedir.
Dosya içerisinde yer alan ticaret sicil kayıtlarına göre davacı, davalı şirketin %5 oranında hissesine sahip ortağı olduğundan dava açma hak ve yetkisine sahiptir. Dava konusu genel kurul toplantı tarihi 27/04/2021 olup, işbu dava TTK'nun 445. maddesi uyarınca 3 aylık hak düşürücü süre içesinde 25/05/2021 tarihinde açılmıştır. Davalı şirketin merkezi ve ticaret sicilinde kayıtlı olduğu yerin Ankara olması nedeniyle ilk derece mahkemesi işbu davaya bakmak yönünden görevli ve kesin yetkilidir.
Dava konusu toplantı tutanağının içeriğine göre alınan kararlar yönünden yapılan incelemeye gelindiğinde, davalı şirketin her iki ortağı da toplantıya katılmış olup, toplantıda davacı vekaleten, dava dışı ortak ise asaleten temsil edilmiştir.
TTK'nun 418. maddesine göre, genel kurulların, bu kanunda veya esas sözleşmede aksine daha ağır nisap öngörülmüş bulunan haller hariç, sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığıyla toplanmasının gerekmesi karşısında toplantı nisabı sağlandığından, nisap yönünden ana sözleşmeye ve yasaya bir aykırılık tespit edilememiştir.
Toplantıda alınan kararlar yönünden olması gereken karar nisabı ise toplantıda hazır bulunan (100 pay) oyların çoğunluğu yani yarıdan fazlasıyla verilmesi gerektiğinden karar nisabı 100/2'den fazlasıyla, 51 oy olduğu anlaşılmıştır. Dava konusu kararlar 95 payın olumlu, 5 payın olumsuz oyu ile alındığından karar nisabında da ana sözleşmeye ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır.
Bu durumda dava konusu genel kurul toplantılarında alınan ve dava konusu olan kararların yokluk ve butlan müeyyidesine tabi olması söz konusu olmadığından iptalinin istenebilmesi için muhalefet şerhinin usulüne uygun olarak tutanağa geçirilmesi zorunlu olup, 27/04/2021 tarihli genel kurul toplantısının 3 ve 4 no'lu kararlara davacı ret oyu kullanarak muhalefet şerhi usulüne uygun olarak tutanağa geçirilmiştir.
Davalı şirketin dava konusu olan 27/04/2021 tarihli genel kurul toplantısında gündemin 1. maddesinde toplantı başkanlığına ...'nin, yazmanlığa ...'nin seçilmesine, gündemin 2. maddesinde toplantı heyetine toplantı tutanaklarının hissedarlar adına imzalama yetkisinin verilmesine, gündemin 3. maddesinde şirketin geçmiş yıllardan biriken karlardan 1.740.000,00 TL kısmının sermaye artışında sermayeye ilave edilmesi, kalan karların ise yedekte tutulmasına, gündemin 4. maddesi ile ana sözleşmenin sermaye başlıklı 6. maddesinin şirketin sermayesi her biri 25,00 TL'den 70.000 adet hisse karşılığı 1.750.000,00 TL olduğu,
önceki sermayeyi teşkil eden 10.000,00 TL'nin tamamı hissedarlar tarafından muvazaadan ari şekilde taahhüt edildiği, tamamen ödendiği, artırılın sermayenin tamamının iç kaynaklardan karşılanmıştır şeklinde değiştirilmesine karar verilmiştir. Alınan tüm bu kararlara davacı olumsuz oy kullanmış olup, muhalefet şerhi tutanağa geçirilmiştir.
Yargılama aşamasında alınan ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu ile davalı şirketin özellikle 2020 yılında güçlü bir mali yapısı bulunduğu, hemen nakde çevrilebilecek hazır değerler ile bütün borçlarını rahatlıkla ödeyebilecek durumda olduğu, bu kapsamda şirketin mali verilerinin incelenmesi neticesinde sermaye artırımına ihtiyaç duyacak bir durumun olmadığı, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik yapı ve şirketin faaliyet alanı dikkate alındığında sermayesinin 200.000,00 TL olabileceği, bunun dışında kalan geçmiş yıl karının yedek akçe ayrıldıktan sonra ortaklara dağıtılmasının uygun olabileceği, şirketin likidite oranlarına bakıldığında hiçbir nakit girişi olmasa dahi kısa vadeli borçlarını rahatlıkla ödeyebileceği tespit edilmiştir.
Bu durumda mahkemece yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunun ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunduğu, davalının mali verilerine göre sermayesinin artırılmasına, artırılan tutar kadar ihtiyaç duyulmadığı, 2010 yılından beri geçmiş yıllar karının da dağıtmadığı gözetildiğinde şirket sermayesinin artırılmasına yönelik kararın yasaya ve ana sözleşmeye aykırı olduğu, kararın iptali gerektiği gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, E. 2023/513, K. 2024/117, 29 Ocak 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama