KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 6 Mayıs 2025
- Dosya no
- 2022/1838
- Karar no
- 2025/741
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 18/04/2022
- Numarası
- 2021/592 Esas 2022/302 Karar
- Dava
- İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan
Karar Metni
1.365 kelime·7 dk okuma·5 bölüm
Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
DAVA
Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasındaki ticari ilişki sonucunda müvekkilinin cari hesapta davalıdan 16.682,10-TL alacaklı olduğunu, davalının borcu ödememesi üzerine İstanbul ...
İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı borçlunun borca haksız olarak itiraz ettiğini, davalının icra dairesinin yetkisine yönelik itirazının yerinde olmadığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin dayanağının akdettikleri satış sözleşmeleri, faturalar ve cari hesaplar olduğunu, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 29.11.2017 ve 07.12.2017 tarihli satış sözleşmeleri akdedildiğini, sözleşmeler konusu ürünlerin davalıya teslim edildiğini, düzenlenen faturalara itiraz edilmediğini, ürünlerin satış bedelleri 12.246,25-TL ve 8.303,60-USD olup davalının 1.410,84-USD bakiye tutarı ödemediğini,
davalının iki adet çek ile 02.02.2018 tarihinde yaptığı 44.238-TL ödemenin fatura borçlarından mahsubu sonucunda 1.410,84-USD bakiye borcunun kaldığını belirterek, davalının itirazının iptali ile davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu, dava konusu takibe ilişkin borç bakiyesi bulunduğu ve bu anlamda cari hesap borç ilişkisinin oluştuğu, davalının ticari defter ve kayıtlarını bilirkişi incelemesi için sunmadığı, davacının incelenen ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulduğu, faturaların ticari defterlerinde kayıtlı bulunduğu, ancak faturanın defterlere kayıtlı olmasının alacağın varlığına tek başına ispata yeterli olmadığı, ispat yükünün davacıda olduğu, malın teslimini ispatlaması gerektiği, faturaya konu malın teslimine ilişkin irsaliyelerdeki imzalarının kime ait olduğunun anlaşılamadığı (okunamadığı), yemin deliline dayanmış olan davacının davalıya yemin teklif etmediği, davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ
Davacı vekili; taraflar arasındaki satış sözleşmesi gereğince müvekkilinin yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davalının faturalara veya malların teslimine yönelik bir itirazının olmadığını, müvekkilinin faturalara dayalı alacağının bilirkişi raporuyla sabit olduğunu, davalıya gönderilen faturalara süresinde itiraz edilmediğini, ayrıca davalının iki adet çek ile ödeme yaptığını, zira teslim alınmayan bir malın bedelinin ödenmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığını, davalının 8.303,60-USD tutarlı faturayı 07.12.2017 fatura tarihi itibariyle 31.986-TL olarak çevirdiğini,
diğer fatura bedeli 12.246,25-TL'yi ekleyerek 44.232-TL olarak iki çek ile ödeme yaptığını, ancak yabancı para borcunun ödeme günündeki kur üzerinden karşılığının ödenmesi gerektiğini, oysa davalının fatura tarihindeki kuru esas aldığını, alacağın ticari defterlerinin incelenmesi sonucunda bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, mahkemenin verdiği süreye rağmen davalının ticari defterlerini sunmadığını, bu nedenle müvekkilinin iddiasının ticari defterler ile ispatlandığını, faturaların vadeli olarak düzenlendiğini, bu nedenle davalının ihtara gerek olmaksızın faturalardaki vade sonunda temerrüte düştüğünü,
bu nedenle alacağa ticari faiz işletilmesi gerektiğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava, kur farkından kaynaklanan bakiye alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 6098 sayılı TBK'nın 99. maddesine göre. "Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir.
Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme yada bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden ödenmesini isteyebilir." hükmünü haizdir. Anılan yasa hükmüne göre taraflar aynen ödeme kararlaştırılmadıkça vadesinde ödenen borçta seçim hakkı borçludadır. Dilerse yabancı para borcunu aynen, dilerse TL karşılığını öder.
Vadede ödeme yapılmaması halinde seçim hakkı yine alacaklıya geçmektedir. Öncelikle kur farkının talep edilebilmesi, taraflar arasındaki sözleşmede bu konuda bir hüküm bulunmasına veya akdi ilişkinin yabancı para cinsinden olmasına bağlıdır (Yargıtay 19. HD’nin 10/04/2018 tarihli 2016/17240 E, 2018/1950 K. sayılı, 19/12/2017 tarihli 2016/12505 E, 2017/8069 K. sayılı kararları).
Faturaların yabancı para birimi üzerinden düzenlenmesi, taraflar arasında dövize endeksli ticari ilişki bulunduğunu ispata yeterlidir (Yargıtay 19 HD'nin 05/12/2019 tarihli 2018/965 E, 2019/5447 K. sayılı kararı). Kur farkı talep edilebilmesi için, kur farkı uygulamasına dair bir yazılı bir sözleşme veya taraflar arasında bu yönde oluşmuş bir teamül bulunması gerekmektedir. Kur farkı talebi, kur farkı faturası düzenlenmesine de bağlı değildir.
Taraflar arasında yabancı para birimine endeksli bir ticari ilişkinin varlığı halinde, kur farkı faturası düzenlenmeden de kur farkı alacağı talep edilebilir. Yine kur farkının dayanağı olan fatura bedellerinin ne şekilde ödendiği hususu da önemlidir.
Zira sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, ödemenin çekle yapılması halinde kur farkının fiyatlandırılarak çekin miktar hanesine yazıldığı kabul edilmektedir (Yargıtay 19. HD’nin 20/04/2016 tarihli 2015/16900 E, 2016/6896 K. sayılı, 14/11/2013 tarihli 2013/14587 E, 2014/17996 K. sayılı kararları).
Somut olayda; taraflar arasında akdedilmiş olan 29.11.2017 ve 07.12.2017 tarihli satış sözleşmelerine istinaden, davacı tarafından davalıya 01.12.2017 tarihli 12.246,25-TL bedelli ve 07.12.2017 tarihli 8.303,60-USD bedelli faturalar konusu kuruyemiş satışı yapılmıştır.
Düzenlenen sevk irsaliyesinde davalının teslim alan imzası yer almakta olup, sadece iki fatura konusu mal satışından ibaret ticari ilişkide davalı tarafça iki adet çek ile ödeme de yapılmış olması karşısında, faturalar konusu malların davalıya teslim edildiği sabittir.
Kaldı ki davalıya yapılan ihtara rağmen ticari defterlerini ibrazdan kaçındığından, davacının lehine delil vasfında olan ticari defterleri kapsamının davalı aleyhine olmak üzere dikkate alınması ve bu defter kayıtlarına göre karar verilmesi gerekir. Bu nedenle mahkemenin davacı tarafça mal tesliminin kanıtlanamadığı yönündeki gerekçesi doğru değildir.
Taraflarca akdedilmiş olan satış sözleşmesinde; dövizli satışlarda faturadaki kurun, TCMB döviz alış kuru olduğu, alıcının siparişteki döviz cinsine göre ya da farklı döviz cinsinden satıcının onay verdiği kura göre ödeme yapması halinde, ödeme sonrası lehte-aleyhte oluşan kur farklarının faturalaşma ile kapatılacağı, alıcının farklı döviz cinsinden çek vermesi halinde, çekin tahsil edildiği gün kur belirleme yetkisinin satıcıda olduğu belirtilmiştir.
Davacı tarafından düzenlenmiş olan satış faturası yabancı para (USD) üzerinden düzenlenmiş olup, ödeme şekli 65 günlük çek olarak belirtilmiştir. Bu durumda taraflar arasındaki ticari ilişkinin yabancı para üzerinden kurulduğu kabul edilmelidir.
Bu nedenle davalı tarafça ödemeler Türk Lirası üzerinden düzenlenen çekler ile yapılmış ve davacı da çekleri herhangi bir çekince ileri sürmeden kabul ederek bedellerini tahsil etmiş olsa da, sözleşme hükümleri ve satış faturasında yer alan söz konusu kayıtlar doğrultusunda, ticari ilişkinin yabancı para üzerinden kurulduğu kabul edilerek, Türk Lirası çekler ile yapılan ödemelerin ödeme tarihindeki kur üzerinden yabancı paraya çevrilerek, bakiye alacağın tespit edilmesi gerekmektedir.
Buna göre sözleşme hükmü doğrultusunda bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere, çeklerin tahsil tarihlerindeki TCMB döviz alış kuru üzerinden USD'ye çevrilerek davalının borcundan düşülmesi sonucunda, davacının 1.410,84-USD bakiye alacağı kalmıştır.
Sözleşmede kesin vade öngörülmediğinden davalının temerrüde düşmesi için ihtar zorunlu olup, davacı tarafça takip tarihi öncesinde keşide edilmiş bir ihtar da bulunmadığından, davalının takip öncesinde temerrüte düştüğünden söz edilemeyeceğinde, davacının işlemiş faiz talep etmesi mümkün değildir. Diğer yandan alacak likit olduğundan, kabul edilen kısım bakımından itirazında haksız bulunan davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle; davanın kısmen kabulü gerekirken reddine karar verilmesi doğru değil ise de, yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın HMK'nın 353/(1)b-2 maddesi uyarınca kaldırılarak "davanın kısmen kabulüne" karar verilmiştir.
06/05/2025
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/1838, K. 2025/741, 6 Mayıs 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama