İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /İstinaf (BAM) Kararları
  3. /İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINABÖLGEADLİYEMAHKEMESİ KARARI

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2021/1923 K.2024/458

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

Esas2021/1923Karar2024/458Tarih7 Mart 2024Okuma16 dk · 3.123 kelime

KÜNYE

T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

Karar tarihi
7 Mart 2024
Dosya no
2021/1923 Esas
Karar no
2024/458 Karar
İncelenen kararın mahkemesi
İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Numarası
2020/99 Esas - 2021/411 Karar
Tarihi
09/06/2021
Dava
İtirazın İptali
Karar metni, UYAP Emsal Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.123 kelime·16 dk okuma·4 bölüm

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ

Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili ile davalı taraf arasında imzalanan Tedarikçi Sözleşmesi uyarınca ticari ilişki bulunduğunu, davalı tarafın www...com uzantılı internet sitesi üzerinden satışı yapılan birtakım ürünlerin tedariki için üç yıla yakın süredir çalıştıklarını, davalı tarafın verdiği siparişlerin davacı tarafça tedarik edildiğini, teslim ile faturanın tanzim edilerek davalıya gönderildiğini,

teslim edilen ürünlere ilişkin faturanın davalıya teslim edildikten sonra davacının gönderdiği ürünlerin liste fiyatı ile teklif fiyatı arasında ki tutarın ''stok koruma '' açıklaması ile davalı tarafından davacı tarafa fatura edildiğini, ödeme günü geldiğinde davalının davacı tarafından liste fiyatı üzerinden fatura edilen tutardan, stok koruma adı altında kendisinin tanzim etmiş olduğu fatura bedelini mahsup ederek kalan tutarı banka üzerinden davacı tarafa ödediğini, davacının bu şekilde davalı tarafa doğrudan ''stok koruma'' bedeli adı altında indirim uyguladığını, bu şekilde cari hesap üzerinden mahsuplaşıldığını,

davalı tarafın haksız kestiği faturalar dolayısıyla 261.000 TL borcunun bulunduğunu, davalı tarafın 614.233,66 TL tutarında ... pil siparişi için stok koruma faturası gönderdiğini, bu faturanın kayıtlarına girdiğini ancak davacı tarafın bu malları davalı tarafa hiçbir zaman teslim etmediğini ve fatura düzenlemediğini, bu bedelin tahsili için icra takibi başlattıklarını, icra dosyasına yapılan itiraz ile takibin durduğunu ve itirazın haksız olduğunu beyanla itirazın iptaline, davalı aleyhine alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra tazminatına hükmedilmesine,

yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesi ile; tarafların 23/05/2014 tarihinde imzalamış oldukları Tedarikçi Sözleşmesine dayanarak çalıştıklarını, bu sözleşmenin halen yürürlükte olduğunu, davacı tarafın sözleşme uyarınca davalı tarafın ticari kayıtlarının doğru olduğu ve kayıtların taraflar arasındaki uyuşmazlıkta geçerli ve doğru sayılacağını kabul ettiğini, davacı tarafın iddialarının doğru olmadığını, düzenlenen faturalara süresi içerisinde itiraz edilmediğini, ayrıca taraflara arasında mutabakat sağlandığını beyanla davanın reddine,

yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesi'nin 09/06/2021 tarih ve 2020/99 Esas - 2021/411 Karar sayılı kararı ile. "Dava. İİK m.67'de düzenlenen itirazın iptali davasıdır.Tüm dosya kapsamı, taraflar arasında akdedilen sözleşme ile alınan bilirkişi raporları ile birlikte değerlendirildiğinde, davalının www...com sitesi üzerinden elektronik ortamda satışa arzettiği bir kısım ürünleri davacı tedarikçiden temin ettiği,

sipariş geçilen malların kendisine tesliminden sonrada davalının davacıya stok koruma faturası düzenlemek suretiyle satmış olduğu ürünlerden dolayı kazanç sağladığı ve ancak davalı tarafından davacıya kesilen ve her iki tarafın ticari defterlerinde kayıt gören 23/10/2015 tarih - ... sayılı ve 211.296,16 TL miktarlı fatura ile 23/03/2016 tarih - ... sayılı ve 50.000,00 TL tutarlı stok koruma ve ciro primli iki adet faturaya konu stok koruma alacağının temelini teşkil edecek olan satış ilişkisi ile satışa konu malların davalıya teslim edildiği dosya kapsamıyla ispat edilemediğinden ve buna rağmen davalı tarafından kendisine satılan ürünlerin

bedeli nedeniyle taahhüt eden cari hesap alacağından 261.296,16 TL haksız kesinti yapıldığı anlaşıldığından taleple bağlı kalınmak suretiyle davanın kabulü ile, davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ...

Esas sayılı takip dosyasına konu alacağa yönelik itirazının 261.000,00 TL asıl alacak bakımından iptali ile takibin takip talepnamesindeki şartlarla devamına, İİK m.67/2 kapsamında 52.200,00 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ve verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı vekili istinaf dilekçesi ile; hükme esas alınan bilirkişi ek raporunda, Yerel mahkemenin ara kararına rağmen taraflar arasında gerçekleştirilen hesap mutabakatlarının incelenmediğini, davacının dava dilekçesi ekindeki e-mail yazışmaları incelenip bilirkişi raporuna esas alınırken, tarafların imzalı ve kaşeli cari hesap mutabakatlarının incelenmemesinin açıkça hukuka aykırılık teşkil ettiğini;Davacı tarafından sunulan mevcut SMS, mail yazışmaları gibi belgelerin, hiçbir surette alacağın varlığını kabul anlamına gelmemek üzere, delil olarak esas alınmasının hukuki değerlendirme gerektirmesi sebebi ile,

sms/mail yazışmalarının alacağa dayanak olarak gösterilerek bilirkişi tarafından hukuki değerlendirme yapılmasının bilirkişilik müessesi ile bağdaşmadığını, bilirkişinin kendini hakim yerine koyamayacağını, bilirkişinin hukuki değerlendirme yapma yetkisi ve ehliyeti olmadığını, işbu davaya konu uyuşmazlığın davacı şirket ve davalı müvekkili şirket arasındaki ticari ilişkiden kaynaklandığını, davacı şirket ile müvekkili şirket birlikte cari hesap usulüyle çalışma konusunda mutabık olup bu hususun davacı şirket ile müvekkili şirket arasında imzalanmış olan Tedarikçi Sözleşmesi'nin 3.1.23. maddesinde de kabul edildiğini,

buna uygun olarak müvekkili şirketin davalı şirkete her ay cari hesap dökümüne ilişkin olarak hesap mutabakatı gönderdiğini ve davacının da bu hesap mutabakatlarını imzalayarak aralarındaki borç/alacak ilişkisinde mutabık olduğunu bildirdiğini, davacı ile müvekkili şirket arasında yapılan hesap mutabakatlarının cevap dilekçesi ekinde dosyaya sunulduğunu;Davacının alacak iddiasının dayanağı olan faturaların düzenlendiği 23.10.2015 tarihli döneme yönelik olarak da taraflar arasında 27.10.2015 tarihli mutabakat yapıldığını, davacı şirketin de bu bakiyede mutabık olduğuna dair mutabakatı kaşeleyip imzaladığını,

bu sebeple bu dönemdeki faturaların haksız yere düzenlendiği değerlendirmesinin yapılmasının ve bilirkişi raporunda taraflar arasındaki mutabakatların değerlendirilmemesinin kabul edilebilir bir durum olmadığını, davacının hesap mutabakatlarını kabul ederek imzalayıp, mutabakatta herhangi bir ihtirazi kayıt sunmayıp, sonradan o dönemde düzenlenen faturaları alacağına dayanak olarak göstermesinin hukuken hiçbir dayanağının bulunmadığını,

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 03/02/2005 tarih ve 2004/1470 Esas - 2005/476 Karar sayılı kararında taraflardan birinin hesap mutabakatını imzalamış olması sebebiyle bu beyanı ile bağlı olduğu yönünde hüküm tesis ettiğini, hesap mutabakatlarına niteliği itibariyle bakıldığında Yargıtay'ın son dönemdeki kararlarında özellikle hesap mutabakatına dayanan alacaklar bakımından hesap mutabakatının alacağın varlığını gösteren belgelerden biri olarak kabul edildiğini ve bu göz önünde bulundurulmadan verilen kararların bozulduğunun görüldüğünü,

(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 20/04/2016 tarih ve 2015/7386 Esas - 2016/4365 Karar);Müvekkili şirketin 01.01.2015 tarihinden 31.12.2016 tarihine kadar davacı şirket ile olan cari hesap dökümünün cevap dilekçesi ekinde sunulduğunu, müvekkili şirketin 31.12.2016 tarihinde 31.989,48 TL alacaklı konumunda olduğunu, bu tarihe kadar davacının müvekkili şirketle hesap mutabakatını yaptığını, bu hesap mutabakatlarına itirazı olduğuna dair bir ihtirazi kayıt koymadığını, fakat daha sonra hesap mutabakatlarının aksine alacaklı olduğuna ilişkin olarak işbu davanın konusu olan icra takibini başlattığını,

davacı şirketin hem hesap mutabakatlarında yer alan tutarlarda mutabık kaldığını beyan ederek imzaladığını, hem de sonrasında hesapların doğru olmadığından bahisle takip başlattığını, taraflar arasındaki tedarikçi sözleşmesinin 6.8. maddesinin.

"Tedarikçi, faks veya email yolu ile yaptığı irade açıklamalarının geçerliliğine, kendi iradesini yansıttığını ve bunların yazılı delil olarak kendisini bağladığını kabul eder." şeklinde olduğunu, buna göre davacı şirketin yapmış olduğu hesap mutabakatları ile bağlı olduğunu, bilirkişi tarafından davacının sunmuş olduğu elektronik delillere dayanılırken cevap dilekçesi ekindeki cari hesap mutabakatlarına dayanılmamasının, bir tarafın delillerinin yok sayılarak rapora dahil edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, elektronik posta delilinin fiziki delillerden farkının bütünden bağımsız olarak incelenmelerinin çoğu zaman mümkün olmaması olduğunu,

bir senet veya mektup, tek başına delil olabilirken, elektronik belgelerin ancak karşı tarafın bunları açık olarak veya zımnen kabul etmesi halinde delil olabileceğini, elektronik postaların tek başlarına delil olarak kabul edilmelerinin mümkün olmadığını, hayatın olağan akışı gereği elektronik postaların doğrulanmasının/incelenmesinin gerekli olmasının genel kural olduğunu;Elektronik postaların sahibinin belirlenmesinin ise, güvenli elektronik imza ile oluşturulmadıkları takdirde, mahkemece bu elektronik delillerin iddia edilen taraftan sadır olduğunun kabul edilebilmesi için bu yönde yeterince delil sunulmuş olması gerektiğini,

hükme esas alınan bilirkişi raporunun 4. sayfasında tarafların cari hesap ilişkisiyle çalıştıklarından bahsedildiğini ve taraflar arasında düzenlenen hatalı ya da yersiz faturaların mahsuplaşılmak suretiyle telafi edildiğinin belirtildiğini, cari hesap mutabakatnamelerinin telafi niteliğinde işlemler olduğunun gözden kaçırıldığını, bu yönüyle de mutabakatnamelerin değerlendirilmediğini, bilirkişi tarafından mahkemenin ara kararına rağmen bu mutabakatlar incelenmeden değerlendirme yapılmasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu,

taraflar arasında cari hesap mutabakatıyla mutabık kalınmasının ötesinde faturaların davacı tarafça süresinde itiraza konu edilmediğini;Hükme esas alınan ek raporda bilirkişi tarafından yapılan değerlendirmede TTK 21/2 hükmünün bir karine teşkil ettiği, ispat yükünün yer değiştirebileceği gibi hukuki yorumlar yapılmış olup burada yer değiştiren ispat yükünün davalı müvekkili şirketten davacıya intikal ettiğini, Türk Ticaret Kanunu'nun 21/2 maddesindeki.

"Bir faturayı alan kimse aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa içeriğini kabul etmiş sayılır." şeklindeki hüküm çerçevesinde 8 gün içinde münderecatına itiraz edilmeyen faturanın münderecatının kabul edilmiş sayıldığını, içerikten maksadın, faturanın içeriğindeki bilgiler olduğunu, bu bilgilerin faturanın ihtiva ettiği satılan malın veya alınan hizmetin açıklaması için olabileceği gibi, bu mal veya hizmetin tutarı ve/veya faturanın tarihi ile ilgili de olabileceğini, kural olarak her ne kadar faturada yer alan bilgilerin doğruluğunu onu düzenleyen ispat etmek zorunda ise de,

faturaya yasal süresinde ve usulüne uygun şekilde itiraz edilmemesi halinde ispat yükünün yer değiştirdiğini, davacı şirketin ciro primine ve stok korumaya ilişkin faturaların geçersizliğine dair açıklamalarda bulunmasına rağmen yasal süresi içerisinde bu faturalara itiraz edildiğine ve/veya usulüne uygun olarak iade faturası düzenlendiğine ilişkin herhangi bir delil sunamadığını, Yargıtay içtihatları ve Türk Ticaret kanunu gereği kural olarak hem alacağın varlığı, alacağın dayanağı olarak gösterdiği faturalara konu malların müvekkili şirkete usulüne ve sözleşme hükümlerine uygun olarak zamanında teslim edildiğinin,

hem de faturaların müvekkili şirket aleyhine usulüne uygun olarak düzenlenip düzenlenmediğinin, tebliğ edilip edilmediğinin ispat yükünün davacıda olduğunu, davalı müvekkilinin ticari defter kayıtlarına göre ödemesi gereken borcu ödediğini;Bir an için davacının dava konusu faturaların ciro primi ve stok koruma kapsamında düzenlenen faturalar olmadığı iddiasının doğru olduğu düşünüldüğünde dahi davacı tarafın basiretli bir tacir olarak süresinde bu faturalara itiraz etmesi gerekirken etmediğini ve faturaları cari hesap mutabakatlarını da imzalayarak benimsediğini,

davalı müvekkili şirketin taraflar arasında akdedilen sözleşme kapsamında stok koruma ve ciro prim bedeli düzenleme yetkisinin bulunduğunu, bilirkişi raporunda stok koruma faturası ve ciro prim bedelinin aynı olgularmış gibi değerlendirildiğini, bu bakımdan faturaların nitelendirilmesinde de hataya düşüldüğünü, gerekçeli kararda değerlendirme yapılırken temel olarak stok koruma faturası üzerinden değerlendirme yapılmışsa da, ciro primi faturası da sanki bu değerlendirmenin bir parçasıymış gibi hesaba katıldığını,

ciro priminin satıcılar tarafından sürekli mal alımında bulunanlara belli bir dönem sonu belli bir miktarın aşılmasında belirli şartlar oluştuğu durumlarda, bu alıcılara sağlanan ayni ve nakdi menfaatler olduğunu, davacı şirketle davalı müvekkili şirket arasındaki ciro primi ilişkisinin de, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 3.2. maddesinde belirlendiğini;Uyuşmazlık konusu olayda ciro primi faturası değerlendirilirken bu hususların hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, ciro primi faturasının ve stok koruma faturasının Yerel Mahkeme tarafından deyim yerindeyse aynı kefeye konularak değerlendirildiğini,

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Sayılı Türk Borçlar Kanunu madde 1'in tam metninde: “Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur.

İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir.” denildiğini, dava konusu sözleşme tarafların açık iradeleriyle kurulmuş olup herhangi bir irade sakatlanması yani 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamındaki hata, hile, ikrah hallerinin söz konusu olmadığını, eğer böyle bir durum var ise de ispat yükümlülüğünün davacı tarafta olduğunu, ticari hayat içerisinde bulunan firmaların küçük ve büyük ölçekli olmasına bakılmaksızın gerekli özeni gösterip basiretli bir tacir gibi davranmak zorunda olduklarını,

ayrıca müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtlarının taraflar arasında münhasır delil sözleşmesi niteliğinde olduğu hususuna da değinilmediğini, davacı şirketin Tedarikçi Sözleşmesi'nin 6.8. maddesi gereğince müvekkili şirketin defter kayıtlarını kabul ettiğini, sözleşme maddesinin.

"Tedarikçi, işbu sözleşmenin uygulanmasından çıkabilecek her türlü uyuşmazlıklarda ... defter, belge ve kayıtları ile bilgisayar kayıtlarının HUMK ilgili madde uyarınca geçerli, bağlayıcı, kesin ve münhasır delil olduğunu, başkaca delil ikame edemeyeceğini, bunlara karşı her türlü def'i, itiraz ve D-Marketin kayıtlarının usulüne uygun tutulduğu konusunda yemin teklif hakkından peşinen feragat ettiğini kabul ve taahhüt eder. " şeklinde olduğunu.

Davacının imzalamış olduğu tedarikçi sözleşmesiyle davalı müvekkili şirketin kayıtlarının doğru olduğunu ve bu kayıtların taraflar arasındaki uyuşmazlıklarda geçerli ve doğru sayılacağını peşinen kabul ettiğini, müvekkili şirkete ait davacı şirketle arasında olan ticari ilişkiye dayanan cari hesap dökümünde 31.10.2016 tarihi itibariyle müvekkili şirketin 31.989,48 TL alacaklı durumunda olduğunu, taraflar arasındaki münhasır delil sözleşmesi gereğince, işbu uyuşmazlığın çözümünde müvekkili şirketin defter ve kayıtlarının dikkate alınması gerektiğini,

huzurdaki davaya ilişkin daha önceden verilen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2018/1424 E. 2016/1810 K. sayılı istinaf bozma ilamında da bu hususa vurgu yapıldığını ancak taraflar arasında münhasır delil sözleşmesi bulunması ve müvekkili şirketin ticari kayıtları yukarıda izah edildiği şekilde olmasına rağmen, taraflar arasında mutabık olunan faturalara ilişkin olarak davacının alacağının bulunduğu değerlendirmesinin hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını beyanla Yerel mahkemece verilen kararın kaldırılmasını, talepleri doğrultusunda davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.

Dava, açık hesap ilişkisinde dayanaksız olarak fatura düzenlenmek suretiyle hesaptan haksız şekilde mahsup edildiği iddiasına dayalı alacağın tahsili talebi ile başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı taleplerine ilişkindir.Davacı taraf, davalı ile aralarında imzalanan Tedarikçi Sözleşmesi kapsamında ticari ilişki bulunduğunu, davalının verdiği sipariş üzerine tedarik edilen ürünlerin davalıya teslim edildiğini, teslim edilen ürünler için fatura düzenlendiğini, ardından davalının, ürünlerin liste fiyatı ile teklif fiyatı arasındaki farkı esas alarak stok koruma açıklamalı fatura düzenlediğini,

bu faturanın ürün faturasından mahsup edildiğini ve kalan bedelin davalı tarafından ödendiğini, davalı tarafın ticari ilişkinin devamı sırasında, kendisine herhangi bir ürün teslim edilmemiş olmasına rağmen haksız şekilde stok koruma faturası tanzim ettiğini, bu nedenle 261.000 TL alacağının ödenmediğini, davalının hakkında başlatılan icra takibine de haksız olarak itiraz ettiğini beyan ederek itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf taraflar arasında geçerli tedarik sözleşmesi uyarınca her ay mutabakat yapıldığını ve davacının söz konusu mutabakat ile bağlı olduğunu,

iddia edilen döneme ilişkin olarak da taraflarca mutabakata varıldığını, davacı tarafından faturalara süresi içerisinde herhangi bir itiraz ileri sürülmediğini, tedarikçi sözleşmesi uyarınca tarafına ait defter ve belgelerin delil kabul edileceğini, davacının alacağının bulunmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; taraflar arasında hesap mutabakatı bulunduğu ve davacının Tedarik Sözleşmesi'nin 6.3. maddesi gereği hesap mutabakatı ile bağlı olduğu, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesap mutabakatlarının incelenmediği, eksik incelemeye dayalı olarak rapor düzenlendiği, davacının düzenlenen stok koruma ve ciro primi açıklamalı faturalara süresi içerisinde itirazda bulunmadığı, ispat yükünün yer değiştirdiği,

sözleşmenin 6.8. maddesi uyarınca taraflar arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde davalının ticari defter ve kayıtlarının delil olarak kabul edilebileceği ve alacağın bulunmadığına ilişkindir.

Mahkemece verilen 17.02.2018 tarihli, 2017/158 Esas ve 2018/92 Karar sayılı kararın Dairemizin 18.12.2019 tarihli, 2018/1424 Esas ve 2019/1810 Karar sayılı kararı ile HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmesinden sonra üç ayrı bilirkişiden rapor alınmış ve istinaf incelemesine konu karar verilmiştir.

Dosya kapsamında mevcut bilirkişi raporlarından; tarafların ticari defterlerinin usulüne uygun şekilde tutulduğu, davacının kendi ticari defterlerine göre 31.12.2016 tarihi itibariyle davalıdan 292.822,43 TL, davalının ticari defterlerine göre ise 31.989,48 TL alacaklı olduğu, davalının düzenlediği faturalara karşı davacının iade faturaları düzenlediği, bu faturaların davalının ticari defterlerine kaydedildiği, son olarak davalı tarafından düzenlenen 31.07.2016 tarihli ve 50.000 TL bedelli fatura ile 31.07.2016 tarihli ve 211.000 TL bedelli faturalara karşılık davacının aynı tarihli iade faturalarını düzenlediği,

bu iade faturalarının davalının defterlerinde kayıtlı olmadığı, esasen ticari defterler arasındaki farkın bu faturalardan kaynaklandığı, davalı tarafından davacı adına düzenlenen 6 adet stok koruma faturasından ilk üçünün dayanağı olarak davacı tarafından düzenlenmiş ürün satış faturalarının bulunduğu, ve tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, 24.11.2015 tarihli-236.726,88 TL bedelli ve 18.12.2015 tarihli-236.726,88 TL bedelli olan stok koruma faturalarının dayanağının olmadığı ve davacının bu faturalara karşılık iade faturası düzenlendiği, davalı tarafından iade faturalarının ticai defterlerine kaydedildiği,

uyuşmazlığın esasen 23.10.2015 tarihli ve 211.296,16 TL bedelli stok koruma faturası ile 23.03.2016 tarihli ve 50.000 TL bedelli ciro primi açıklamalı faturadan kaynaklandığı anlaşılmıştır.Delil sözleşmesi HMK'nın 193. maddesinde düzenlenmiş olup, ikinci fıkrasında taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmiştir.

Somut dosyada, niteliği itibariyle davayı aydınlatacak en önemli delilin ticari defter ve kayıtlar olması ve bu noktada her iki tarafın ticari defterleri ile kayıtlarının birlikte incelenmesi gerektiğinden Mahkemece, Tedarikçi Sözleşmesi'nin 6.8. maddesinde yer alan delil anlaşması dikkate alınmaksızın inceleme yapılmış olması açıklanan yasal düzenlemeye uygundur. Davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde değildir.

Tek başına fatura düzenlenmesi alacağın ispatı için yeterli değildir. Fatura içeriğinin düzenleyen tarafça ispat edilmesi gerekir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesi uyarınca ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması ile diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması,

diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi (Ek cümle: 22/7/2020-7251/23 md.) veya defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.Somut dosyada taraflar arasındaki ticari ilişkinin Tedarikçi Sözleşmesi ve süregelen uygulama uyarınca yürütüldüğü ve davacının, davalıya teslim ettiği ve faturalandırdığı ürünlere karşılık olarak davalı tarafından ürün bedelinden mahsup edilmek, yani indirim uygulanmak üzere stok koruma faturasının düzenlendiği, stok koruma fatura bedelinin ürün fatura bedelinden mahsup edilmesi neticesinde kalan bedelin davacıya ödendiği,

ciro primi şartlarının sözleşmenin 3.2. maddesinde düzenlendiği, davalının, açıklaması ne olursa olsun, düzenlemiş olduğu faturaların içeriğini ispat etmesi gerektiği, davacının uyuşmazlık konusu ciro primi açıklamalı faturaya karşılık iade faturası düzenlediği ve iade faturasının davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, buna karşılık davalı tarafından ciro primi faturası yönünden sözleşmedeki koşulların gerçekleştiğinin ispat edilemediği,

davacı tarafından, davalının düzenlediği 23.10.2015 tarihli ve 211.296,16 TL bedelli stok koruma faturasının dayanağını teşkil edecek ürün satış faturasının düzenlenmediği ve tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, söz konusu fatura temel fatura olduğundan davacının itiraz edemediği, taraflar arasında yapılan yazışmalarda davacının bu fatura içeriğini kabul etmediğini davalıya bildirdiği, taraflar arasında TTK'nın 89. maddesi anlamında yazılı bir cari hesap sözleşmesinin bulunmadığı, ticari ilişkinin açık hesap ilişkisi şeklinde yürütüldüğü, Tedarikçi Sözleşmesi'nin 3.1.23. maddesinde yer alan.

"Tedarikçi, ... ile her ay cari hesap muhasebe mutabakatını yazılı olarak (email/faks) sonuçlandıracaktır.

Aksi takdirde ... cari hesapta mutabık kalıncaya kadar ödeme yapmama hakkına sahip olacak olup, mutabakata varılır varılmaz ödeme ... tarafından yapılacaktır." şeklindeki düzenlemenin, davalıya ödemelerini erteleme konusunda tanınmış bir hakka ilişkin olduğu, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunduğunu göstermeyeceği, her ne kadar taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan dönemler için mutabakat imzalanmış ise de, imzalanan bu mutabakatların TTK'nın 94. maddesinde düzenlenen cari hesap bakiyesi olmadığı,

TTK'nın 90/1-a maddesi uyarınca cari hesap sözleşmesinin bulunması halinde, bir alacak veya borcun cari hesaba kaydedilmiş olması dahi o alacak veya borç için dava ve savunma hakkını ortadan kaldırmamakta, aksi ispat edildiği halde bu alacak veya borç hesaptan çıkarılmakta iken, taraflar arasındaki açık hesap ilişkisi uyarınca düzenlenen mutabakatların tarafları mutlak suretle bağlayacağından bahsedilemeyeceği, aksinin iddia ve ispat edilebileceği, sonuç olarak davalının uyuşmazlık konusu olan faturalarının dayanağını/içeriğini ispat edemediği,

bu nedenle bu fatura bedellerinin ticari ilişkide davacının alacağından mahsup edilemeyeceği, davacının takip tarihinde talep ettiği tutarda alacaklı olduğu, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.

Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

SONUÇ / HÜKÜM

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle.

1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 17.828,91 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 4.456,98 TL (59,30 TL+4.397,68 TL) harcın mahsubu ile bakiye 13.371,93 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,

5-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 07/03/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2021/1923, K. 2024/458, 7 Mart 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Tarafların İddia Ve Savunmasının Özeti
  4. İlk Derece Mahkemesinin Kararının Özeti
  5. İleri Sürülen İstinaf Sebepleri
  6. İstinaf Sebeplerinin Değerlendirilmesi
  7. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/1923
Karar No
2024/458
Tarih
7 Mart 2024

İlgili Kararlar

  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi E.2021/1951 K.2024/410
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2021/1951 K.2024/534
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2021/1961 K.2024/535
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2021/1964 K.2024/512
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi E.2021/1966 K.2024/344
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi E.2021/1967 K.2024/536

Tüm Arşiv

İstinaf (BAM) KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.