KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 9 Mayıs 2024
- Dosya no
- 2022/86 Esas
- Karar no
- 2024/792 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2019/514 Esas - 2021/91 Karar
- Tarih
- 28/01/2021
- Dava
- Ticari Şirket (Tasfiyeye İlişkin
Karar Metni
5.635 kelime·28 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkilinin davalı şirketin %50 oranında pay sahibi olduğunu, diğer ortağın ... olduğunu, her iki ortağın müştereken imza yetkilisi olduğunu, ortaklar arasında 2018 yılında başlayan anlaşmazlıklar olduğunu, ...’in babası ...’in, şirketle herhangi bir ortaklığı ve başkaca yetkisi bulunmamasına rağmen, işyerinde çalışmakta olan ... ile hareket ederek, müvekkilinin şirketin işleyişinden uzaklaştırmaya dönük olarak eylemlerde bulunduğunu, şirketin müşterek imza ile temsil zorunluluğu bulunmasına rağmen, şirketin banka hesapları ve internet bankacılığı şifre bilgilerini ellerinde tutarak,
müvekkilinin bilgisi olmadan müşterek gerçekleştirilecek para transfer işlemlerini ...
Bankası internet bankacılığı yolu ile gerçekleştirerek nakit akışını şirket çıkarları aleyhine kullandıklarını, müvekkilinin banka hesap hareketleri ile ilgili dökümleri müşterek imza yetkisi gerektiğinden alamadığını, şirketin mali tabloları, banka ve nakit hareketlerinin müvekkilinin gizlenmeye, müvekkili işyerine gittiğinde müdahalede bulunmaya ve müvekkiline hissesinin devretmesi için baskı oluşturmaya başladıklarını, müvekkilinin uzun süredir işyerine giremediğini, şirketle ilgili hiçbir bilgi alamadığını, müvekkilinin davalı şirketteki hissesini eşi ... ’dan 14.08.2012 tarihinde devir aldığını, ...’un daha önce hissedarı olduğu ...Tic.
Ltd. Şti.’den satın aldığı 16.08.213 tarih 3077 nolu irsaliyeli fatura ile belirlenmiş bulunan bir kısım ayakkabı ökçe imalatında kullanılan makine ve ekipmanı, şirket hissesini devrettiği eşi ... ’un hissedar olduğu davalı şirketin ayakkabı ökçe imalatında kullanmasına izin verdiğini, davalı şirketin kullandığı bir kısım makine ve ekipmanın mülkiyetinin müvekkilinin eşine ait olduğunu, makine ve ekipmanın tarafına iadesi için 11.09.2018 tarihinde Üsküdar ....Noterliği ...
Yevmiye nolu ihtarnameyi davalıya gönderdiğini, müvekkilinin işyerine gittiği 15.11.2018 tarihinde işyerinde haciz uygulandığını fark ettiğini, icra memurundan alınan bilgide, şirket hissedarı ...’in babası ... tarafından alacaklı olduğu iddiası ile davalı şirkete ilamsız icra takibi yapıldığını, icra takiplerinden müvekkiline bilgi verilmediğini, takibe itiraz edilmeksizin yüksek miktarda alacak iddiası ile başlatılan icra takiplerini ... ve ... tarafından tebliğ edildiğini, itiraz edilmediği için takibin kesinleştiğini ve işyerinde haciz tatbik edildiğini, müvekkilinin işbu haciz ile birlikte,
...’in davalı şirket aleyhine 01.08.2017 tarihli ¨500.000,00 tutarlı alacak kaydı ile borcun dayanağı belirtilmeksizin Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosya ile takip başlattığını öğrendiğini, ödeme emrinin 26.10.2018tarihinde şirket çalışanı ... ’in tebliğ aldığını, itiraz edilmeksizin kesinleşmesi ile 07.11.2018 tarihinde haciz tatbik edildiğini, hiçbir yetkisi olmayan ... “... firmasından haczedilen mallar firmaya aittir.
Şirket yetkilisi burada olmadığından sorumluluğu kabul ediyorum” beyanında bulunduğunu, yine 21.11.2018 tarihinde müvekkilinin davalı şirkete aciz geldiği bilgisi aldığını, hacze müdahale ile mallar üzerine aynı alacaklı tarafından daha önce de haciz tatbik edilmiş olduğunu ve malların eşi ...’a ait olduğuna ilişkin istihkak beyanının haciz zaptına geçirilmesini sağladığı esnada, ... ’in yine haczedilen malların firmanın malları olduğu ve borcu kabul ettiğini, davalı şirketin bilançolannda iddia edilen tarihlerde ve tutarlarda herhangi bir borç bulunmadığını,
arada herhangi bir ticari ilişki olmaksızın şirket ortağının babasına borçlu olunmasının ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, şirketi borçlandırmak adına şirketin diğer ortağı ... tarafından yapılan tüm işlemlerin TTK hükümlerine aykırı olduğunu, ayrıca ... tarafından münferit imza yetkisi olmamasına rağmen, davalı şirketin vekili olan Av. ...’a Bakırköy ....Noterliğinin 21.11.2018 tarih ve ... Yevm.
Nolu ihtarnamesi gönderilerek, icra takiplerine itiraz edilmemesi, bu konularda vekil olarak yetkili bulunmadığı konusunda ihtar edildiğini, bu hususun dahi şirketin usulsüz olarak borçlandırıldığını ve müvekkilinin zarara uğramasına ilişkin işlemler olduğunu ispatladığını, şirket ortakları arasındaki güven olgusunun tümüyle ortadan kalktığını, bu süreçte müvekkilinin bilgisi dışında, diğer ortakla birlikte hareket eden çalışanları ücretlerine fahiş zamlar yapılarak davalı şirketin maliyetlerinin artmasına sebep olunduğunu, müvekkilinin icra takipleri ve borca itiraz için davalar açtığını, Bakırköy l0.
İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/34 Esas dosyasında davaların birleştirildiğini, davalı şirket müşterek imza ile temsil edildiğinden, müvekkilinin vekil tayin etme olanağı ve açılan davalarda şirketi tek başına temsil olanağı bulunmadığını, Bakırköy l0.İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/34 Esas dosyasından yargılamaya katılım için öncelikle müvekkiline yetki verilmesini, aksi kanaatte şirkete kayyım atanması ile dosyanın takibi için gerekli yetkisinin verilmesini talep ettiklerini, Bakırköy l0.
İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/34 Esas sayılı dosyasına davalı taraf olan ... tarafından, davalı şirketin 2018 yılı bilançosu iddiası ile usulsüz şekilde alacaklandırılmış olduğu kayıtların ibraz edildiğini, tahrifat yapılmış şekilde şirket kayıtlarının icra ihtilafı bulunan 3. Şahısa verilmiş olmasının dahi şirketin kuruluş amacına aykırılık oluşturduğunu, şirketin devamlılığı için ortaklar arasındaki güven ilişkisinin ortadan kalkmış olduğunu ispatladığını, davalı şirketin diğer ortağı Tekin tarafından Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/508 Esas sayılı dosyası ile “şirket ortaklığından çıkarılma” davası açılmış isede,
2018/618 nolu 24.05.2018 tarihli karar ile “aktif dava ehliyeti olmadığı” gerekçesi ile davanın reddine karar verildiğini, bu karar sonrasında davalı şirket adına Bakırköy 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1047 Esas sayılı dosyası ile aynı taleplerle açılan davanın da “genel kurul karan olmaksızın davanın açılmış olması” gerekçesi ile usulden reddine karar verildiğini, bu nedenlerle, şirkete kayyım atanmasını, davalı şirketin tasfiyesine karar verilmesini, tasfiye sürecine ilişkin tasfiye memuru atanmasını, müvekkilinin davalı şirketteki sermaye, tasfiye payı ve şirketten olan tüm alacaklarının tahsiline karar verilmesini,
yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesini talep etmiştir.
Müvekkili şirketin ortaklarının davacı ... ile ... olduğunu, şirketin ... ve ... tarafından kurulduğunu, 14.08.2012 tarihinde ... un’un ... ...’un hisselerini devraldığını, her iki ortağın %50 oranında hissesi olduğunu ve müşterek imza yetkilisi olduklarını, davacının şirketle ilgili yetki ve sorumluluklarını kötüye kullandığını, ... ’un aynı bu şirketin kuruluşunda olduğu gibi farklı bir şirket üzerinden işler almaya başladığını, ...’un Üsküdar ....
Noterliğinin 11.09.2018 tarih ve ... Yevm.
Nolu ihtarnamesi ile müvekkili şirketin envanterinde bulunan makinaların tarafına teslim edilmesini, aksi takdirde şirketi haksız yere zarara uğratacağını beyan ettiğini, eşinin davacının bilgisi dışında hareket etmesinin mümkün olmadığını, davacı ve eşinin aynı sektörde faaliyet gösterecek bir şirket kuracağının düşünüldüğünü, davacının şirketin kuruluşundan itibaren tek yetkili gibi hareket ettiğini, kendi sorumluluğunda olan müşterilerin taleplerinin zamanında yerine getirmediğini, imalatta kusurlu davranarak şirketi zor duruma düşürdüğünü, müşterilerden bazılarının ayıplı ifadan dolayı müvekkiline başvurduğunu,
zararın tazminin talep ettiklerini, iade faturası düzenlediklerini, davacının kâr payı haricinde şirket hesaplarından haftada 1.000,00 USD aldığını, tek başına yetkisi olmadığı halde, yönetimin bilgisi dışında mal alım ve satımı ile ilgili önemli anlaşmalar yaptığını, diğer ortağın bilgisi dışında ödemeler yaptığını, diğer ortağın bilgisi dışında SGK’na ödenmesi gereken ¨ 428.302,82’yi ödemediğini, yapılandırma ile ¨ 492.548,24 olarak ödeneceğini, vergi borcunun da davacı tarafından zamanından ödenmeyerek yapılandırıldığım, ...’in babasının şirketin mali darboğazdan kurtulabilmesi için ¨93.688,00 borç verdiğini, davacının,
aile fertleri tarafından kurulan ... şirketin %100 indirim yaparak ürün gönderdiğini, yakınları lehine davranarak indirimli ürünlerin bedelini de şirket hesaplarına aktarmayıp, kendi hesabına aktardığını, müvekkili şirket ortakları arasındaki anlaşmazlık ve uyuşmazlığın şirket faaliyetlerinin durmasına sebebiyet vereceği gibi, şirketin zarar etmesine sebep olduğunu, şirket çalışanlarının çalışma şartlarım zorlaştırdığını, kendi istediği gibi davranmazlar ise işten çıkartmakla tehdit ettiğini, davacının şirket markasının değil kendi adının yazılı olduğu kalıp ve tabanlar yaptığını, kendi markasını oluşturmaya çalıştığını,
şirketin menfaatine aykırı olarak kendi markasını şirketin ürünlerine koyduğunu, şirketi maddi ve manevi zarar uğrattığını, şirketin 12 çalışanı olduğunu, banka hesapları kullanılamadığı için maaş ödemesi yapılamadığını, çift imza sağlanmadığı için hammadde tedarikinde sorun yaşandığını, banka çekleri kullanılamadığı için ödemeler yapılamadığını, SGK şifresinin davacının tek başına kullanma hakkı olduğundan, işyerinde çalışan 6 kişinin tek taraflı olarak SGK çıkışını yaptığını, SGK’ya dilekçe verilerek işçilerin yeninde SGK girişinin yapılmasının talep edildiğini, bu nedenlerle, davacının şirketin feshi talebinin reddine,
şirket ortaklarının birbirlerine güvenleri kalmadığından ve davalı ortağın şirkete zarar vermek kastıyla hareket etmesi nedeniyle şirketin devamı, çalışanların ve müşterilerin mağdur olmaması açısından davacı ortağın yetkilerinin dava sonuçlanıncaya kadar tedbiren durdurulmasına, şirket ortağı Okan Tekin’e tek imza yetkisinin verilmesine, davacının hisselerinin değerinin tespiti ile bedelinin kendisine ödenerek ortaklıktan çıkarılasını, karşı davanın kabulüne karar verilmesini yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirketin iki ortaklı olduğu ve her iki ortağın da davalı şirketi temsile müştereken yetkili oldukları,davalı şirket adına vekaletname sunan avukatın vekaletnamesinin eski tarihli olup davacının bu dava için bir vekaletname vermediği,menfaat çatışması nedeniyle bu dosyada vekil olarak kabul edilemeyeceği belirlendiğinden yeni tarihli vekaletname sunması için süre verilmiş ancak davalı şirket vekili yeni tarihli vekaletname sunamadığından cevap dilekçesi Mahkememizce kabul edilmemiş,bu avukat tarafından açılan ve davacı ortağın çıkarılması talepli davanın bu davadan tefrikine karar verilmiştir.Davalı şirketi temsile davcı ile birlikte
diğer ortağın müştereken yetkili olduğu ve davalı şirketin davada temsil edilmediği anlaşıldığından,davalı şirketi bu davada temsil etmek üzere temsil kayyımı atanarak davalı şirketin bu davada temsili sağlanmıştır. Temsil kayyımı ... 26/07/2019 tarihli dilekçesinde;Gelinen aşamada şirketin iki ortaklı yapısında ortak çalışma iradesi sona ermiş gözükmektedir.
Şirketin birlikte temsil yetkisi ile sınırlı müdürleri bir araya gelerek şirketin bekasına yönelik yönetim ve teşmil yetkisini kullanamamaktadır. Müdürü olduğu şirkette bilgi ve belgeler ile ticari kayıtlara davacının ulaşımı mümkün olmamaktadır. Davalı şirketin son bir yılı bulan iş ve işlemlerinde ticari hükümlere uygun bir işleyiş olmadığı, ortak temsil ve ilzam yetkisinin gözardı edildiği anlaşılmaktadır. Şirkete karşı girişilen Bakırköy .... İcra Müd. ...
E. sayılı takipte alacaklının şirket ortaklarından Okan Tekin ’in babası olması, yapılan hacze kayıtsız şartsız muvafakat edilmesi, takiplerin kesinleşmesine ve haciz sürecine göz yumulması da davalı şirkette tarafların ortaklık iradesinin kalmadığını göstermektedir. Burada 300.000,00 USD borçlu gösterilen şirketin ...’e neden bu kadar borcu olduğu, sebepleri ile ortaya konulmadan, haczin kabul edilmesi davalı şirketin içinin kötüniyetle boşaltıldığı izlenimi vermektedir.
2012 yılına alacak kaydı, 2018 yılında icra- haciz süreci işletilmesi manidardır. Ticari defter kayıtları ile teyidi gerekir. Bakırköy ... İcra Müd. ... E. sayılı dosyasından da yine aynı şekilde ... alacaklı gösterilerek 500.000,00 TL tutarında alacak için takibe girişilmiştir. Takip usulsüz bir şekilde kesinleştirilerek alacaklısının haciz tatbik süreci işletmesi de kötüniyet ve haksızlık içinde bir uygulamaya işaret etmektedir. Bakırköy ....İcra Müd. ...
E. sayılı dosyasından 12.625,00 EURO, 2018/20328 E. sayılı dosyasından 160.000,00 USD miktarlı takiplerde davalı şirketin muvazaalı, haksız ve gerek şirket gerekse 3. Kişi alacaklıların aleyhine zararlandırıcı işlemler olarak görülmek gerekir....” şeklinde beyanlarında bulunmuştur. Müdahil ... vekili tarafından mahkememize sunulan 29/01/2019 tarihli dilekçede.
İki ortaklı davalı şirkette, diğer ortak olan müvekkilinin taraf olarak kabul edilmesiyle, ortakların tamamı davada temsil edildiğinden, şirket taraf olmasa dahi yargılamaya devam edilebileceğini, müvekkilinin taraf olarak davaya kabul edilmesi sonrasında, şirketin kayyım tarafından temsilinin usulen bir zorunluluk olmadığını,Şirkete 11.07.2019 tarihinde atanan kayyımın, şirket kayıtlarını incelemeden davacı tarafın iddialarını temel alarak cevap dilekçesi sunduğunu, davaya cevap dahi verilmeden yeniden beyan verdiğini, bu tutumunun yargılama süresince devam ettiğini, ... tarafından başlatılan takip dosyalarına ilişkin,
... ’in ...’in babası olduğundan bahisle “yapılan hacze kayıtsız şartsız muvafakat edildiği, takiplerin kesinleşmesine ve haciz süreleri göz yumulduğu” gibi maddi olgularla doğrulanmayan varsayıma dayalı beyanlarda bulunduğunu, şirketin borçlarına ve istihkak iddialarına ilişkin davaların doğrudan bu yargılamanın konusu olmadığını,Uyuşmazlığın kaynağı olan dava dışı ... tarafından şirket aleyhine başlatılan ilamsız takiplerin kesinleştirilmesi hususunun hem davacı hem de kayyım tarafından “şirketin mahvına yol açacak, şirketin zararına yapılan eylemler” olarak takdim edildiğini,
“müvekkili şirket alacaklısı ile işbirliği halinde hareket ederek ortaklar arasındaki güven olgusunu ortadan kaldırdığı” şeklinde iddialar öne sürdüğünü, söz konusu alacakların şirket bilançolarında borç olarak yer aldığını, bu hususun Sezai Torun’un hazır bulunduğu genel kurulda kabul ve ikrar edildiğini, bu alacağın kaynağının, oğlunun şirketini kurtarmak amacıyla sürekli borç veren ...’in borcunun ödenmemesinden dolayı icra takiplerine konu edildiğini, yasa gereği dayanağı bir genel kurul kararı olan borca itiraz edilmesinin yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin anılan takibe itiraz etmeyerek,
genel kurul kararının yerine getirilmesi bağlamında görevinin icabını yerine getirdiğini, müvekkili şirkette müşterek imza yetkili müdürlerden olduğundan, icra takiplerine tek başına itiraz etmesinin mümkün olmadığını, takiplere ilişkin tebligatların şirket tüzel kişiliğine yönelik yapıldığını ve usulüne uygun olarak kesinleştiğini,
...’a ait olduğu iddia edilen teçhizatların şirket tarafından kullanıldığı ve şirket alacakları için haksız şekilde haczedildiği iddiasının dava sebebi olarak öne sürüldüğünü,bu taşınırların eski ortak olan ... tarafından şirket sermayesi olarak zilyetliğinde devri ile mülkiyeti şirkete devredilen menkuller olduğunu, anılan menkullerin 5 yıllık kazandırıcı zamanaşımından çok daha uzun süredir şirketin zilyetliğinde bulunduğunu,İzah edilen nedenlerle, temsil kayyımının görevine son verilmesine, dava dışı ... ve ... ile şirket arasındaki yargılamaların bekletici mesele yapılmasına,
şirketin feshi yerine, davacı ortağa payının değerinin ödenerek davacı ortağın şirketten çıkarılmasına kararı verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 28/01/202 tarih 2019/514 Esas 2021/91 Karar sayılı kararında;"....Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle somut olayda haklı sebebin mevcut olup olmadığı tespit edilecek, diğer bir ifadeyle davacı yanca varlığı iddia edilen olguların birer haklı sebep teşkil edip etmeyeceği incelenecektir.TTK'nın 636/3'ncü maddesinde haklı sebepten bahsedilmesine rağmen,bu kavram tanımlanmamıştır.Bu nedenle belirsiz bir hukuki kavramla karşı karşıya bulunduğumuz söylenebilir.Her ne kadar limited ortaklığın feshi bakımından haklı sebep kavramı tanımlanmamışsa da,kollektif ortaklığın haklı sebeple feshini düzenleyen TTK'nın 245'nci maddesisinde
hem haklı sebep kavramı tanımlanmış hem de örnekseme yoluyla hangi hallerin haklı sebep teşkil edeceği ifade edilmiştir.Bu düzenlemeye göre haklı sebep;ortaklığın kuruluşuna yol açan fiili ve kişisel sebeplerin ortaklığın işletme konusunu elde edilmesini imkânsız kılacak veya güçleştirecek şekilde ortadan kalkmasıdır.Ancak doktrinde,TTK'da yer alan bu tanımın başarılı olmadığı ve yanlış yorumlamalara neden olabileceği ifade edilmektedir.Doktrinde birbirine benzer şekilde haklı sebep kavramı tanımlanmaktadır.Bu yazarlardan ... göre haklı sebep;hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve bozucu yenilik doğuran bir bildirim veya
dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek ve değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur. Haklı sebebin gerçekleşip gerçekleşmediğini takdir yetkisi ise hâkime aittir. Şüphesiz hâkim söz konusu sebebin haklı olup olmadığını takdir ederken ilgili limited şirketin yapısını da göz önünde bulunduracaktır.
Şöyle ki limited şirketler TTK m. 124 hükmünde açıkça sermaye şirketleri arasında sayılmış olmakla birlikte, anonim şirketlere kıyasla şahıs ortaklığı özellikleri gösteren nitelikleri de mevcuttur. Pay devrinin imzaları noter onaylı sözleşme mecburiyetiyle zorlaştırılmış olması, yan edim yükümlülükleri getirme imkânı,çıkma ve çıkarılma kurumlarının düzenlenmiş olması gibi hükümler limited şirketin bu yönünü göstermektedir.
Dolayısıyla çok ortaklı, tüm ortakların şirket işleriyle bizzat ilgilenmeyip daha ziyade anonim şirketlerde olduğu gibi kişiliklerinin ön plana çıkmadığı, yaptığı yatırımın değerlenmesine önem verdiği “kapitalist karakterli” limited şirketlerde, ortakların şahıslarında meydana gelen sebepler her zaman haklı sebep sayılamayabilir. Bu hâlde ortaklar, ortaklık ilişkilerinden kaynaklanan, yani objektif nedenlerden dolayı haklı sebebe dayanarak çıkma haklarını kullanabileceklerdir.
Ortaklığın sürekli zarar etmesi, uzun yıllar boyunca kâr dağıtılmaması, şirketin atıl durumda olması, ortakların birbirlerine duydukları güven ortamının kaybolması,amacın gerçekleşmesinde hukuki veya ekonomik imkânsızlıkların doğması şeklinde doktrinde birçok husus örnek olarak sayılmıştır. (Yrd.doç.Dr.Bünyamin Gürpınar,Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XX, Y. 2016, Sa.
2,http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/20_2_4.pdf,Erişim Tarihi: 25/11/2017)Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde genel olarak denilebilir ki,ortaklığın devam etmesi,doğruluk ve güven kurallarına göre dava açan ortaktan beklenemiyorsa,haklı sebep gerçekleşmiştir.Elbette bu değerlendirmede davacı ortağın ortaklık ilişkisinin ortadan kaldırılması veya değiştirilmesi hususundaki menfaatiyle ortaklık ilişkisinin aynen devam ettirilmesinde çıkarı olan kimselerin menfaatleri karşılaştırılmalı ve somut olayda hangi menfaat daha üstün geliyorsa ona göre karar verilmelidir.(Ydr.Doç.Dr.Ali Haydar Yıldırım,Limited Ortaklığın Haklı Sebeple
Feshi,Bursa 2013,s.126-127) Esasen haklı sebep, en geniş tarifiyle, sürekli bir borç ilişkisine devam etmeyi, dürüstlük kuralı gereği çekilmez hale getirdiği kabul edilebilecek hukuki olgudur.Haklı sebebin, genel manada, sürekli bir borç ilişkisine devam etmeyi dürüstlük kuralı gereği çekilmez hale getirdiği kabul edilebilen hukuki olgular olarak ifade edildiği göz önünde bulundurulacak olursa;
ortaklıklar hukukunda haklı sebep tanımı yapılırken "çekilmezlik" olgusunun, yukarıda da belirtildiği gibi, "paydaşları ortak olmaya yönelten nedenlerin ortaklık maksadının gerçekleşmesini imkânsız yahut aşırı miktarda güçleştirecek biçimde ortadan kalkması" olarak somutlaştırıldığı söylenebilir. (ERDEM, s. 23 vd.).Kanunda, sözü geçen maddede, haklı sebep örneklerine de yer verilmiştir.
Bir ortağın "şirketin yönetim işlerinde veya hesaplarının çıkarılmasında şirkete ihanet etmiş olması, kendisine düşen asli görevleri ve borçları yerine getirmemesi, kişisel menfaatleri uğruna şirketin ticaret unvanını veya mallarını kötüye kullanması, uğradığı sürekli bir hastalık veya diğer bir sebepten dolayı, üstüne aldığı şirketin işlerini yapmak için gerekli olan yeteneği ve ehliyetini kaybetmesi" gibi hâller maddede sayılan haklı sebep örnekleridir.
Fakat bu sayılan hâller, haklı sebep kavramının niteliği göz önünde bulundurulursa doğaldır ki sınırlayıcı değildir. Bu bakımdan somut uyuşmazlık kapsamındaki olguların yasada sayılanlara birebir ayniyetini aramamak gerekir.
Genel anlamda ortakların davranışları limited ortaklığın faaliyetlerini önleyecek, zarara uğratacak yahut karşılıklı güveni sarsmış ve ortaklar artık bir arada olamayacaklar ve ortaklık faaliyetlerini sağlıklı şekilde yürütemeyecekler ise haklı sebeplerin varlığını kabul gerekir (Baştuğ, s. 47).Yine, ortaklık anlayışını ortadan kaldıran, bireysel çıkarlara yönelen,
ortaklar arasında kişisel ve grupsal çıkarların ön plana çıktığı ve ortaklık amacının gerçekleşmesinin olanağının kalmaması gibi hallerde haklı nedenlerin oluştuğunun kabulü gerekir.(Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin 07/12/2015 gün ve 2014/15623 esas,2015/11122 karar sayılı ilamı) Özellikle somut uyuşmazlıktaki gibi az ortaklı limited şirketlerde kişisel bağların ve birlikte çalışma niyeti afectio societatis' in sıkılığı göz önünde bulundurulursa kişisel sebeplerin de kimi zaman birer haklı sebep teşkil edebileceği anlaşılacaktır.Nitekim Yüksek Mahkemenin uygulamasında da pek çok çeşitli ve hatta kişisel sayılabilecek olgunun limited
ortaklığın feshinde haklı sebep olarak yorumlandığı görülecektir. Örnek olarak, şirket mükellefiyetlerinin yerine getirilmemesi, rekabet yasağının ihlâli, sadakat borcuna aykırı hareketler, şirket defterlerinin düzgün tutulmaması gibi ortaklığa ilişkin sebepler yanında diğer ortaklar ve yakınlarına rencide edici sözler söylemek, haksız fiilde bulunmak (Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin, E. 1997/9084. K. 1997/8442, T.
21/11/1997 ) tutuklanma gibi sebeplerle ortaklık işlerinden uzak kalma ve boşanma (Yüksek Yargıtay 11'nci Hukuk Dairesi'nin E. 2003/3080, K. 2003/9839, T. 27/10/2003 ) gibi kişisel sebeplerin de uygulamada haklı sebep olarak nitelendirildiği görülmüştür.Kişisel sebeplerin yanı sıra elbette nesnel sayılabilecek olgular da şirketin feshine yol açabilirler.
Söz gelimi şirketin kâr elde edemez hale gelmesi, uzun süredir gayrı faal olması da şirketin feshine sebebiyet verebilir.Bu genel açıklamalardan sonra somut olayda haklı sebebin gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmek gerekecektir.Huzurdaki davada davalı şirket iki ortaklı olup, bu ortaklar davacı ile müdahil ...
Davacı genel olarak davalı şirketin diğer ortağı ile anlaşmazlıklar yaşandığını,şirketin işleyişi hakkında kendisine bilgi verilmediği ve davalı şirket aleyhine usulsüz başlatılan icra takiplerinin kesinleştirilerek şirketin zarara uğratıldığından bahisle davalı şirketin haklı nedenle feshini talep etmiş,davaya müdahil olan diğer ortakta davacının şirketten çıkarılması gerektiğini beyan etmiştir.
Davacı,davalı şirket aleyhine diğer ortağın babası tarafından girişilen icra takiplerinin usulsüz olarak kesinleştirildiği ve bu şekilde davalı şirketin zarar uğratıldığını iddia etmiş ise de,bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi söz konusu takiplerin davalı şirketin diğer ortağının babasının şirkete ödünç olarak gönderdiği paraların ödenmemesi üzerine başlatıldığı,şirket kayıtlarında yer alan havalelerin dayanaklarının bulunduğu,icra takiplerinin haksız başlatılmadığı, her ne kadar bilirkişi raporunda 160.000,00 USD olarak başlatılan icra takibinde 22.02.2012 tarihinin dayanak gösterildiği,
bu tarihin şirketin kuruluş tarihi olan 28.02.2012 tarihinden önceki bir tarih olduğu, keza tarihte sehven yanlışlık olsa dahi 300ç000.00 USD fazla takip başlatıldığı, yine 500.000,00 TL nin de fazla başlatılan bir takip olduğu” tespit edilmiş ise de, şirkete karşı başlatılan icra takibinde alacağın fazla gösterilmesi veya kesinleşen icra takiplerinin usulsüz olması halinin menfi tespit davasının konusunu oluşturup, bu durum tek başına şirkettin haklı nedenle feshi yada ortağın haklı nedenle şirketten çıkması/çıkarılması için bir gerekçe oluşturamaz.Bilgi alma ve inceleme hakkına ilişkin TTK. m. 614 hükmüne göre: “(I) Her ortak, müdürlerden,
şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi vermelerini isteyebilir ve belirli konularda inceleme yapabilir.(2)Ortağın, elde ettiği bilgileri şirketin zararına olacak şekilde kullanması tehlikesi varsa, müdürler, bilgi alınmasını ve incelemeyi gerekli ölçüde engelleyebilir; bu konuda ortağın başvurusu üzerine genel kurul karar verir.(3)Genel kurul, bilgi alınmasını ve incelemeyi haksız yere engellerse, ortağın istemi üzerine mahkeme bu hususta karar verir.
Mahkeme kararı kesindir ”.Genel kurulun toplanmasına ilişkin TTK. m. 617/3 hükmüne göre: “Toplantıya çağrı, azlığın çağrı ve öneri hakkı, gündem, öneriler, çağrısız genel kurul, hazırlık önlemleri, tutanak, yetkisiz katılma konularında anonim şirketlere ilişkin hükümler, Bakanlık temsilcisine ilişkin olanlar hariç, kıyas yoluyla uygulanır”.
TTK. m. 411/1 hükmüne göre: “Sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini oluşturan pay sahipleri, yönetim kurulundan, yazılı olarak gerektirici sebepleri ve gündemi belirterek, genel kurulu toplantıya çağırmasını veya genel kurul zaten toplanacak ise, karara bağlanmasını istedikleri konuları gündeme koymasını isteyebilirler”.
TTK. m. 412 hükmüne göre de: “Pay sahiplerinin çağrı veya gündeme madde konulmasına ilişkin istemleri yönetim kurulu tarafından reddedildiği veya isteme yedi iş günü içinde olumlu cevap verilmediği takdirde, aynı pay sahiplerinin başvurusu üzerine, genel kurulun toplantıya çağrılmasına şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi karar verebilir, mahkeme toplantıya gerek görürse, gündemi düzenlemek ve kanun hükümleri uyarınca çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atar”.
Görüldüğü üzere, davacının, genel kurulu toplantıya davet etme, gündeme madde ekleme, bilgi talep etme gibi bir çok hakkının bulunduğu açıktır. Davacının bu gibi taleplerinin karşılanmaması halinde ise bu taleplerini mahkeme yoluyla yerine getirme hakkı da TTK da düzenlenmiştir. Dolayısıyla bu haklar kapsamında davacının genel kurulun toplanması için talepte bulunma ve kar dağıtılması yönünde gündeme madde ekleme ayrıca da bilgi talep etme yetkisi bulunmaktadır.
Bu taleplerinin reddelmesi halinde de mahkeme yoluyla bu taleplerin yerine getirilmesini sağlama ve genel kurul kararlarına karşı iptal davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu gibi haklar kullanılmadan, kâr payının dağıtılmadığı veya bilgi alma hakkının engellediği ya da şirket organlarının toplanamadığı yönündeki iddialarla şirketin haklı nedenle feshinin talep edilemez.
Aynı şekilde TTK. m. 644 hükmüne göre: “(1) Aşağıda madde numaraları bildirilen anonim şirketlere ilişkin hükümler limited şirketlere de uygulanır. ...
Belgelerin ve beyanların kanuna aykırılığına ilişkin 549 uncu; sermaye hakkında yanlış beyanlar ve ödeme yetersizliğinin bilinmesi hakkında 550 nci; değer biçilmesinde yolsuzluğa dair 551 inci; kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğunu düzenleyen 553 üncü; denetçilerin (...) (1) sorumluluğuna ilişkin 554 ilâ 561 inci maddeler”.
Dolayısıyla davacının anılan hüküm uyarınca sorumluluk davası açma hakkının bulunduğu da açıktır.Davacı haklı sebep olarak ileri sürdüğü iddialarını ispat edememiştir.Ayrıca bir hukuki ilişkinin haklı sebeple sona erdirilmesi, son çare olarak uygulanması gereken ve eğer taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın çözümü başka bir yolla sağlanabiliyor ise ancak ondan sonra başvurulması gereken tali bir çözüm tarzıdır.
Kaynak İsviçre Hukukunda da, ortaklığın haklı sebeple feshi davasının tali bir yol olduğu kabul edilir. Her ne kadar gerek TTK 531' in gerekse TTK. 636/3' ün lafzı öncelikle fesih yöntemini dile getiriyor ise de bu yanıltıcıdır. Zira fesih, tali ve son çare "ultimo ratio" bir çözüm tarzıdır. Taliliğin genel olarak iki şekilde anlaşıldığı görülür.
Bunlardan ilki, öncelikle diğer çözüm yollarına başvurulmuş olması gerektiği, diğeri ise, haklı sebeple fesih sebeplerinin diğer fesih sebepleri yoksa başvurulması gereken bir sebep olduğudur.
Ayrıca, bilimsel öğretide yeni kabul gören bir fikre göre, diğer tedbirlerin uygulanması ile olası bir aykırılık giderilebilecek ise haklı sebeple fesih talebinin kabul edilmesi doğru olmayacağı gibi verilecek hüküm yönünden de orantılılık ilkesi göz önünde bulundurularak uygun ve kabul edilebilir bir çözüme hükmedilebilecektir.Somut olayda da davacı ileri sürdüğü hiç bir iddiasını ispat edememesinin yanında haklı sebep olarak ileri sürdüğü hususların çözümünü genel kurulu toplayıp bilgi alma ve inceleme hakkını kullanarak veya özel denetçi atanmasını şirketten talep edip kabul edilmemesi halinde Mahkemeden karar alarak özel denetim
yaptırabileceği gibi diğer ortağın yönetim yetkisinin sınırlandırılmasını veya kaldırılmasını da Mahkemeden isteyebileceği gibi sorumluluk davası da açabilir.
Davacı, anılan çözüm yollarına başvurmadan faal olan davalı şirketin feshini talep etmesi yerinde değildir.Bu halde, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden,davacının ileri sürdüğü iddiaları ispat edemediği gibi haklı sebep olarak ileri sürülen sebeplerin başka yollarla çözümü de mümkün olduğundan , davacı tarafından açılan davalı şirketin feshi olmadığı taktirde davalı ortağın şirketten çıkarılmasına ilişkin davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur..."gerekçesi ile, Davanın REDDİNE,
karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesi ile, İlk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olmadığını, Diğer şirket ortağının da müvekkilinin ortaklıktan çıkarılmasını talep etmiş olduğu, nitekim uyuşmazlık öncesinde de bu amaçla iki ayrı dava açmış olduğu, dolayısıyla iki ortağın " ...
ORTAK OLMA" iradesinin kaybolmuş olduğu hususunun ilk derece mahkemesi tarafından gözetilmediğini, Şirketin diğer ortak ... tarafından, babası ... alacaklı olarak yer aldığı 4 ayrı ilamsız takiple başlatılan icra dosyalarının, müvekkiline bilgi vermeksizin ve itiraz edilmeksizin kesinleşmesi sağlanarak sermayesinin daha fazla surette borçlandırılmış olduğunu, bu surette şirket mallarının yanı sıra müvekkilinin eşine ait makinelerin de haczedilmesine sebebiyet verildiği hususu dikkate alınmaksızın hukuka aykırı hüküm kurulduğunu,
Müvekkilinin eşi ... kendisine ait olan malların iadesi talebini içerir 11.09.2018 tarihli ihtarnameye davalı şirket ve diğer ortak tarafından herhangi bir yanıt verilmediği, olduğu gibi, malların iadesinin talep edilmesinin hemen akabinde diğer ortak ... babası ... ile birlikte hareketle, - öncesinde herhangi bir ödeme talebi, temerrüt bildirim olgusu da olmaksızın- ... alacaklı olarak kaydedildiği, şirket sermayesini aşacak ve şirketi borca batık durumuna sokacak surette fahiş meblağı içeren ilamsız icra takipleri başlatılmak ve müvekkiline bilgi vermeksizin itirazsız kesinleştirilmek sureti ile,
şirket mallarının yanı sıra müvekkilinin eşinin şirkette bulunan makine ve ekipmanlarına da fiili haciz uygulanmış olduğu dosya kapsamında sabit olduğunu, İcra dosyası içeriğinden anlaşılacağı üzere; ödeme emri işyeri çalışanı ... tarafından teslim almış olup, Haciz Tutanağı'nda yer alan ... " tebligatlar geldiğinde Sezai Bey işyerinde olmadığından tebligatı haver vermedik" şeklindeki beyanı ile esasen yapılan icra takiplerinden müvekkiline bilgi verilmemiş olduğu hususunu da ikrar edildiğini, Müvekkiline herhangi bir bilgi verilmeksizin,
yüksek meblağlarda alacak iddiası ile başlatılan icra takiplerinin müvekkilinin yokluğunda ve bilgisi dışında şirket hissedarı ... ve birlikte hareket eden işyeri çalışanı ... tarafından ödeme emirlerinin tebliğ ile takibin kesinleştirilmek sureti ile işyerinde haciz tatbik edilmiş olduğu, dolayısıyla şirket ortağının babası ... tarafından icra takiplerinde belirtildiği şekilde 6-7 yıl öncesine dayalı alacak iddiası ile ilgili herhangi bir ödeme talebi, cari hesap katı, temerrüt olgusu v.b. gerçekleştirilmeksizin ve müvekkiline bilgi vermeksizin usulsüz olarak kesinleştirilen icra takipleri ile şirkete icrai işlem yapılarak,
müvekkili eşinin mallarının fiilen haczi sağlandığını, BK 392 madde amir hükmü gereğince; iddia ediliği şekilde ödünç ilişkisinin varlığı halinde ilk yazılı istem tarihinden itibaren 6 hafta geçmedikçe ödünç alanın geri verme yükümlülüğünün bulunmadığı,
dolayısı ile icra takibine konu edilemeyeceği yasa hükmü olup, diğer şirket ortağı ile babası dava dışı ... birlikte hareketle şirket aleyhine yaptıkları icra takipleri açıkça yasal düzenlemeye aykırı olduğunu, Şirket ortağı ... ile babası tarafından müvekkilinin eşine ait malların iadesinden kaçınmak ve müvekkili şirketin hissesini devre zorlamak amacı ile şirketi, gerçekdışı alacak iddiaları ile babası ... lehine borçlandırmış ve şirket malları ve müvekkilinin eşine ait mallar üzerine usulsüz hacizler uygulanmasını sağlamış oldukları tüm dosya kapsamları ile ve esasen şirket ortağı ... ikrar mahiyetindeki beyanı ile sabit olduğunu,
Müvekkili tarafından tüm bu süreç sonunda usulsüz tebliğ ile borca itiraz amacı ile Bakırköy 1.İcra Hukuk Mahkemesi 2018/ 921 E., 2018/ 933 E., 959 E. Sayılı ve Bakırköy 1.İcra Hukuk Mahkemesi 2018/ 961 E. Dosyaları ile gecikmiş itiraz yoluna ilişkin dava açıldığını, Davalı şirketin müşterek imza ile temsil ve ilzam edilmesi nedeni ile,
müvekkilinin vekil tayin olanağı ve açılan davalarda şirketi tek başına temsil olanağı bulunmadığı gibi, tüm bu süreç için gerekli yetkinin Mahkeme kararı yolu ile alınabilmesinin yanı sıra, diğer şirket hissedarının usulsüz işlemleri, şirketi ve müvekkili zarara uğratan eylemler nedeni ile ortak işbirliği olanağı ve birlikte hareket etme iradesi ve şirket ortakları arasındaki güven olgusunun tümüyle ortadan kalkmış bulunması nedeni ile uyuşmazlık konusu dava açılmış bulunduğunu,
Müvekkili tarafından açılan dava neticesi Bakırköy 1.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2018/961 E.sayılı dosyasında 2021/ 624 K.sayılı 13.07.2021 tarihli ilam ile "şikayetin kabulü ile , Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ...
E.sayılı dosyasında ödeme emrinin usulsüzlüğü nedeni ile öğrenme tarihinin 21.11.2018 tarihi olarak belirlenmesine , borçlunun itirazının süresinde kabul edilerek buna bağlı yapılan hacizlerin KALDIRILMASINA" karar verildiğini, Diğer şirket ortağı ile babasının birlikte hareketle, gerçekte var olmayan alacak iddiası ile icra takibi başlatarak şirketi cebri icraya maruz bırakmasına ilişkin eylemin açıkça dürüstlük ilkesine aykırı olduğu,
müvekkili açısından ortaklığın çekilmez hale geldiği ve haklı sebebin oluştuğu hususu gözetilmeksizin kanunun amacına aykırı yorumla haklı sebebin varlığının ispat edilemediği gerekçesi ile hukuka aykırı olarak davanın reddine karar verildiğini, yerel mahkeme değerlendirmesinin hukuka uygunluğu bulunmadığını, Ayrıca 11K.
97 mad.uyarınca müvekkilinin menfi tespit davası açabilmek ve icrai işlemleri durdurabilmek için temsil yetkisinin yanı sıra, icra dosyasını durdurabilmek için dosya borcunun tamamı ile % 15 oranında teminatı dosyaya yatırmasının gerekmekte olup,
şirket aleyhine başlatılan icra takip tutarları değerlendirildiğinde müvekkilden bu tutardaki bedelleri karşılamasının beklenmesi ile menfi tespit dava açma hakkının bulunduğu gerekçesi ile ortaklıktan çıkma için gerekli ve haklı koşulların oluşmadığına ilişkin tümüyle eksik ve hatalı değerlendirme içerir 14.12.2020 tarihli Bilirkişi Raporu dayanak alınmak sureti ile "Şirkete karşı başlatılan icra takibinde alacağın fazla gösterilmesi veya kesinleşen icra takiplerinin usulsüz olması halinin menfi tespit davasının konusunu oluşturup,
bu durum tek başına şirkettin haklı nedenle feshi yada ortağın haklı nedenle şirketten çıkması/çıkarılması için bir gerekçe oluşturamaz" gerekçesi ile verilen kararın TTK hükümlerine, hukuki ilişkilerin sonlanmasına ilişkin belirlenen dürüstlük ve kişilik haklarının korunması ilkelerine uygunluğu bulunmadığını, ... tarafından şirket aleyhine başlatılan icra takipleri ile döviz cinsinden alacağın tahsili yoluna gidilmiş olduğu değerlendirilmeksizin,
şirket kayıtlarında döviz cinsinden alacağın 30.09.2018 tarihinde kur değerlendirmesi yapılmak sureti ile ... lehine yapılan 3.021.753,06 TL alacak kaydı yapılması ile ilgili olarak Bilirkişi Raporu'nda " 30.09.2018 tarihinde ... dövizli alacağı kur farkı işletilerek TL karşılığına getirilmiştir.
Yapılan kur farkı hesabında herhangi bir çelişki veya muhasebe usul ve esaslarına aykırılık bulunmamaktadır" şeklindeki görüş esas alınarak " bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi söz konusu takiplerin davalı şirketin diğer ortağının babasının şirkete ödünç olarak gönderdiği paraların ödenmemesi üzerine başlatıldığı,şirket kayıtlarında yer alan havalelerin dayanaklarının bulunduğu" yolundaki değerlendirmenin de dosya kapsamında hukuka uygunluğu bulunmadığını, Açıklanan nedenlerle, % 50 eşit ortak olan tarafların ortak olma iradelerini kaybettiği,
Limited şirket olan davalı şirket açısından mevcut şekliyle ortaklığı yürütme olgusunun ortadan kalkmış olması nedeni ile haklı nedenin varlığının kabulü ile şirketin tasfiyesine karar verilmesi, aksi kanaat halinde ise; diğer ortağın da müvekkilin çıkma payının hesaplanarak ortaklıktan çıkarılmasına ilişkin irade talebi nedeni ile ortakların iradelerinin müvekkilinin ortaklıktan çıkarılması konusunda birleştiği hususunu dikkate alınarak,
taraf iradelerinin doğrultusunda TTK.641 hükmü doğrultusunda müvekkilinin ayrılma payının sermaye payı da dikkate alınarak belirlenmesi sureti ile ortaklıktan çıkma hakkının bulunduğunun kabulü gerekmekte iken davanın reddine karar v erilmesinin yasal mevzuat hükümlerine ve hukuka aykırı olduğunu, İleri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi sonucunda kaldırılmasına, yeniden esas hakkında yapılacak değerlendirme ile; öncelikle TTK.636 mad. hükmü gereğince davanın kabulü ile şirketin feshi ile tasfiyesine karar verilmesini, aksi değerlendirme halinde ise;
haklı nedenin varlığı ile TTK.638 mad. hükmü gereğince davanın kabulü ile, müvekkilinin davalı şirketteki sermaye, tasfiye payı ve şirketten olan diğer tüm alacaklarının TTK 641 mad.hükmüne uygun olarak belirlenmesi ve tahsiline karar verilmesi sureti ile ortaklıktan çıkmasına karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, 6102 sayılı TTK 636/3. maddesine dayalı açılmış haklı nedenle şirketin feshine, olmadığı takdirde çıkma payı ödenerek şirketten çıkarılmasına ilişkindir.Mahkemece, davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Mahkemece 11/07/2019 tarihli tensip zaptının 13 nolu ara kararı ile. Davalı şirketin davacı ile birlikte diğer ortak ... tarafından müştereken yönetildiği, ortakların şirket yönetiminde müştereken yetkili oldukları davalı şirketin davada temsil edilme imkan bulunmadığından Yrd. Doç. Dr. ... iş bu dava için davalı şirkete temsil kayyımı olarak atanmasına, karar verilmiştir.
Mahkemece 16/01/2020 tarihli duruşmanın 3 nolu ara kararı ile Davalı şirket ortağı ... müdahale talebinin kabulüne, karar verilmiştir. Mahkemece, 23.01.2020 tarihli duruşmarın ara kararı ile, karşı davanın tefrik edilmesine karar verilmiştir.
Davalı şirketin 50.000,00 TL kuruluş sermayesi ile 28.02.2012 tarihinde odaya ve ticaret siciline kayıt olduğu, şirket kuruluşunun 05.03.2012 tarihinde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayımlandığı ve kuruluşunda davalı şirket ortaklarının ... ile davacının eşi olan ... olduğu, şirket hissedarlarından ..., şirkette bulunan 25.000,00-TL kıymetindeki %50 hissesinin tamamını 03.09.2012 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde görüleceği üzere davacı ... devrederek şirket ortaklığından ayrıldığı, ... şirket müdürlüğüne son verilerek, ... şirket müdürü olarak seçildiği ve müşterek imza ile yetkili kılındığı,
şirket müdürlerinin müşterek imza ile temsil hususu Ticaret sicilinde kayıt ve TTSG ile ilan edildiği, 11.01.2016 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davalı şirkette sermaye artırımı yapılarak, şirket sermayesi 50.000,00-TL'den 1.500.000,00-TL'ye çıkartıldığı, alınan kararın davacı ... ve diğer ortak ... oybirliği ile alındığı, alınan karara göre, her bir pay 1.000 TL. kıymetinde, şirket sermayesi 1.500 paya ayrılmış.
1.450.000,00 TL sermaye taahhüdü “ortakların alacaklarından karşılanarak” tüm sermaye payının ödenmiş olduğu, davalı şirketin “iki müdürün müşterek imzası ile” temsil ve ilzam edilmekte olduğu anlaşılmıştır.Türk Ticaret Kanunu'nun limited şirketin sona erme sebepleri ve sona ermenin sonuçlarını düzenleyen 636. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, haklı sebeplerin varlığında her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir.
Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. Kanunda haklı sebeplerin ne olduğu düzenlenmemiş, bu konuda takdir hakkı somut olayın özelliği nazara alınarak Mahkemeye bırakılmıştır.
Buna göre Mahkeme dayanılan vakıaların gerçekliğini, haklı sebep teşkil edip etmeyeceğini, ileri sürülen fesih sebeplerinin tarafın kendisinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını, şirketin feshinin son çare olup olmadığını, dava açan pay sahibinin gerçek pay değerinin ödenmesi suretiyle paydaşlıktan çıkarılmasının daha adil bir sonuç yaratıp yaratmayacağını ve somut olaya göre şirketin ayakta tutulması daha hakkaniyetli ve adil bir sonuç doğuracak ise alternatif bir çözüm yolunun bulunup bulunmadığını değerlendirerek karar verecektir.
Bir sebebin hukuki ilişkinin sonlandırılmasında haklı sebep olarak kabul edilebilmesi için, o hukuki ilişkiyi tarafları açısından çekilmez hale getirmesi, hukuki ilişkinin devamında bir faydanın kalmaması gerekir. Mahkemece 16/01/2020 tarihli duruşmanın ara kararı uyarınca.
Davacının iddiası, davalının savunması, ve tüm dosya kapsamına göre ön inceleme duruşmasında tespit edilen uyuşmazlıkların halli için davalı şirketin Ticari Defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle bilirkişi heyetinden kök rapor alındığı,
15/10/2020 tarihli duruşmanın ara kararı uyarınca, tarafların kusur durumuda tartışılarak davalı şirketin haklı sebeple fesih koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilerek müdahil ve davacı vekilinin de itirazlarını da karşılar nitelikte ek rapor tanzimi için dosyanın bilirkişi kuruluna tevdiine karar verildiği ve ek rapor alınmak suretiyle istinafa konu karar verilmiştir.
HMK 282 maddesinde "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir," yasal düzenlemesi yer almaktadır. Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında verilen itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda ve mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu iddialar ve itirazlar değerlendirilmiştir.
Fesih davasının açılabilmesi için, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında davacı ortağın kendi eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaklardan kaynaklandığının kanıtlanması gerekir. Hiç kimsenin kendi eylem ve işlemlerine dayanarak kendisi lehine sonuç çıkaramayacağı ilkesi de bunu gerektirmektedir.
Somut uyuşmazlıkta, ticaret sicil kayıtlarından davacının şirkete ortak olduğu tarihten itibaren davalı şirketin müşterek yetkili müdürü olduğu, şirket işleyişiyle ilgili bilgi alma ve inceleme taleplerinin kötü niyetle engellendiğini ileri sürmüş isede bunlara dair somut bir delilin olmadığı, davacı taraf, davalı şirketin diğer ortak tarafından zarara uğratıldığı ileri sürülmüş ise de bu iddialar ve olaylar davacının müşterek yetkili müdür olduğu döneme ait bulunduğu,
şirketin zarara uğraması halinde şirket yöneticisinin sorumluluğuna gidilebileceği açık olup bu konuda dava açıldığına ilişkin iddia ve delil olmadığı ayrıca mahkemece alınan bilirkişi raporlarındaki tesbitlere göre davalı şirketin mali durumunun kötü olmadığı anlaşılmıştır. Davalı şirketin feshi için haklı nedenlerin oluşmadığı anlaşılmakla.
Mahkemece davanın reddine yönelik verilen hüküm ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, mahkemenin kabul ve gerekçesine yönelik davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/86, K. 2024/792, 9 Mayıs 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama