KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 19 Aralık 2024
- Dosya no
- 2022/918 Esas
- Karar no
- 2024/2030 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2020/50 Esas- 2022/99 Karar
- Tarih
- 03/02/2022
- Dava
- Genel Kurul Kararının İptali İstemli
Karar Metni
8.132 kelime·41 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. Müvekkilinin davalı şirketin 50.000.000.-TL sermaye karşılığı %25 oranında pay sahibi ortağı olduğunu, davalı Şirket Yönetim Kurulu’nun, 13.11.2019 tarihli 2019/13 sayılı kararı ile 06.12.2019 tarihinde saat 11:00’de“Tekirdağ İlinde bulunan arazilerin ve soğuk hava deposunun satışı ve...
Şubesinde bulunan PVD Bölümünün kül halinde ya da demirbaşların satışı için Yönetim Kurulu’na yetki verilmesi” gündem maddeleri ile 2019 yılı Olağanüstü Genel Kurul toplantısı yapılacağını müvekkiline bildirdiğini, davalı Şirketin 2019 yılı Olağanüstü Genel Kurul toplantısı Tekirdağ İlinde bulunan arazilerin ve soğuk hava deposunun satışı ve ...
Şubesinde bulunan PVD Bölümünün kül halinde ya da demirbaşların satışı için Yönetim Kurulu’na yetki verilmesi gündemi ile 06 Aralık 2019 tarihinde yapıldığı, müvekkilinin Genel kurul toplantı daveti üzerine Beyoğlu ....
Noterliğinin 25.11.2019 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile Şirketin önemli bir miktar malvarlığının satışı için Yönetim Kurulu’na yetki verilmesinin hukuka ve mevzuata uygun olmadığını, verilecek kararın satışa ilişkin tüm bilgilerin Şirket ortaklarına sağlanması ile Genel Kurul toplantısında verilmesi gerektiğini, aksine uygulamanın hukuka ve usule aykırı olacağı ve iptali gerekeceğini belirterek Genel Kurul toplantısı öncesinde Yönetim Kurulu’nun gündem konusu edilen Tekirdağ İlinde bulunan arazilerin ve soğuk hava deposunun satışı ve ...
Şubesinde bulunan PVD Bölümünün kül halinde ya da demirbaşların satışı ile ilgili neden gerek duyulduğunu, bundan beklenen menfaati ve bu konuyla ilgili yaptığı çalışmasını rapor halinde Şirket ortaklarının incelemesine sunması gerektiğinin bildirildiği ve ayrıca ...
Şubesinin 2019 yılı ve öncesindeki faaliyetleri, gelir-gider, mizan kayıtları, kesilen faturaların ve yapılan harcamaların karşılaştırmalı listesi, PVD bölümünün kapatılmayı gerektiren sebep ve tespitleri, Şubenin kapatılmasının getireceği fayda, menfaat ve kapatıldıktan sonra bu bölüm ile ilgili işlemlerin nasıl yürütüleceğine dair tüm mali, finansal, ticari detay ve çalışmaların, PVD bölümünün kül halinde satışı veya sadece demirbaşların satışına dair öngörü, fizibilite veya yapılan değerleme raporlarının, herhangi bir teklif alınmış ise bu tekliflerin,
bu satıştan elde edilecek gelir ile bölüm kapatıldıktan sonra Şirketin maliyet ve giderlerinin ne kadar azalacağı, nasıl bir fayda ve menfaat elde edileceği, bunun Şirket ve ortakları için nasıl bir olumlu menfaat sağlayacağına dair çalışmaların, Tekirdağ ilinde bulunan arazi ve soğuk hava deposu ile ilgili satışın gerekçeleri, satış usulü ve değerleme hakkındaki bilgilerin bu konuda yapılan tüm çalışma, taslak, teklif, rapor ve yazışmaların Genel Kurul toplantısından önce TTK madde 437 kapsamında bilgi alma ve inceleme hakkı kapsamında yazılı şekilde bilgi verilmesi istendiği,
06.12.2019 tarihinde toplanan 2019 yılı Olağanüstü Genel Kurul toplantısı hukuka, ilgili mevzuata, usule ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu, genel kurulu toplantıya çağıran yönetim kurulu’nun seçildiği 19.04.2019, 24.05.2019 tarihli 2018 yılı olağan genel kurul toplantıları ve 28.06.2019 tarihli 2019 yılı olağanüstü genel kurul toplantısı hukuka ve yasal düzenlemelere aykırı olup genel kurul toplantılarının iptaline ilişkin davanın Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/501 Esas sayılı dosyası üzerinden devam ettiğini beyan ederek davalı Şirketin Yönetim Kurulu’na yetki verilen Şirketin önemli değerde arazilerinin, makine,
ekipman ve cihazlarının ve sair mal varlıklarının devir ve satışının hukuka ve kanuna aykırılıklar sebebiyle, söz konusu satış ve devirlerin Şirketin ve ortakların açık zararına yol açacak olması ve Şirkete ait önemli mal varlıklarının yok pahasına değerinin altında satılma riski ve sonrasında telafisi mümkün olmayan neticeler bakımından Şirketin % 25 ortağı olarak müvekkilinin açık maddi zararına yol açacak olması itibarıyla, işbu davanın yargılama süresince olmak üzere dosya üzerinden ve teminatsız olarak tedbiren devir ve satışlarının durdurulmasına,
Davalı Şirketin 06.12.2019 tarihinde toplanan 2019 yılı Olağanüstü Genel Kurul toplantısında alınan hukuka ve yasal düzenlemelere, ana sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırı kararların butlanının tespiti ile iptallerine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;
müvekkili şirketi davacının babası ... tarafından kurulduğunu, Şirketin kuruluşu aşamasında müvekkili şirketin kurucusu ..., oğlu olan davacı ...’na emek ve sermaye katkısı olmaksızın şirkette % 10 oranında pay verdiğini, 15.08.2013 tarihinde ise yine müvekkili şirketin kurucusu- davacının babası ..., herhangi bir karşılık almaksızın, sahip olduğu paydan davacı ile dava dışı kızına %15’er pay vermiş ve bunun sonucunda ise davacının şirketteki payı %25’e çıktığını, müvekkili şirket paydaş yapısı itibariyle bir aile şirketi olduğunu, davacı ...,
şirketin kuruluşundan 19.04.2019 tarihine kadar müvekkili şirketin yönetim kurulunda görev aldığını bu tarihte yapılan Genel Kurul toplantısında, şirket genel kurulunun takdiriyle, Yönetim Kurulu üyeliğine seçilemediğini, davacı ... paydaşı olduğu müvekkili şirket aleyhine dava açmayı adeta alışkanlık haline getirdiğini, yönetim kurulu üyesinin, yönetim kurulu üyesi bulunduğu şirkete karşı dava açması,
şirket yöneticiliğiyle bağdaşmadığını, davacının bu davaları açmaktaki asıl amacı yasal ve meşru olan bir hakkını aramak-korumak değil, müvekkili şirketi çalışamaz-işleyemez hale getirmek suretiyle, kendisinin yaratmış olduğu ailevi sorunlarını çözmek ve kişisel bir takım taleplerini mahkemeleri aracı kılmak suretiyle aileye kabul ettirmek olduğunu beyan ederek haksız ve kötü niyetli olan davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi'nin 03/02/2022 tarih 2020/50 Esas- 2022/99 Karar sayılı kararında;"Dava, davalı şirketin 06/12/2019 tarihli olağan Genel Kurul toplantısında alınan kararların butlanının tespiti ile iptallerine karar verilmesi istemine ilişkindir...Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, celp edilen bilgi ve belgeler, incelenen sicil kayıtları, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına binaen; davaya konu 06/12/2019 tarihli genel kurul toplantısına çağrının usulüne uygun yapıldığı, davaya konu Genel Kurul toplantısında görüşülecek gündem maddesi ile ilgili olarak,
davacı tarafından TTK madde 437 kapsamında bilgi alma ve inceleme hakkı kapsamında davalı şirketten yazılı şekilde bilgi verilmesi istenmiş; ayrıca davaya konu genel kurul kararına karşı da muhalefet şerhi düşülmüştür. Davalı şirketin davacının bilgi alma istemine istinaden,... Şti. tarafından tanzim edilmiş olan 04/12/2019 tarihli raporu (... A.Ş. PVD Birimi Verimlilik Raporu, ... A.Ş. Tarım İşletmeleri Ana İş Kolu Verimlilik Raporu, ... A.Ş.
Soğuk Hava Deposu İşletmeciliği Raporu) davacıya Genel Kurul toplantısından 1 gün önce yani 05.12.2019 tarihinde mail yoluyla gönderdiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Pay sahibinin talebi üzerine verilecek bilgilerin, hesap verme ve dürüstlük ilkeleri bakımından özenli ve gerçeğe uygun olması gerekmektedir (TK m. 437/2, 3. cümle).
Ancak, TTK madde 437 kapsamında davalı şirket tarafından davacıya gönderilmiş olan raporlar, mali analiz teknikleri kullanılmadan tanzim edilmiş olduğu, raporda yer alan tutarların gerçek tutarları yansıtıp yansıtmadığının yapılan bilirkişi incelemesinde tespit edilemediği, gerek davalı şirketin ticari defterlerinde/mali tablolarında yer alan kayıtlı değerler gerekse de rayiç değerler yönünden bilirkişi tarafından herhangi bir analiz ve hesaplamanın yapılamadığı,
bu haliyle de davacının bilgi almak istediği konular ile ilgili bilgileri dahi içermeyen bu raporların özenli ve gerçeğe uygun olduğunun kabul edilemeyeceği, davaya konu genel kurul toplantısında ve/veya öncesinde davacının bilgi almak istediği konular ile ilgili ticari defterler, mali tablolar, mizanlar, yazışmalar vs. belgelerin de incelenmek üzere hazır edilmediği, davacının talep ettiği bilgilerin davalı şirket tarafından yerinde getirilmediği, satışı için yönetim kuruluna yetki verilen varlıkların neler olduğunun açıkça tespit edilemediği / bu hususta herhangi bir listenin de bulunmadığı/dosyaya da sunulmadığı,
taraflar arasındaki mail yazışmalarından, davacının davalı şirketteki ortaklığından ayrılması hususunda davacının hisselerinin devri için, huzurdaki davaya konu genel kurul kararı ile satış yetkisi verilen taşınır ve taşınmazların da devir anlaşmalarına konu edildiğinin görüldüğü; özellikle davalı şirket vekili tarafından sunulmuş olan son mailde (yani 04/09/2019 tarihli mailde) davacının davalı şirkette olan hisselerinin devri için söz konusu taşınır ve taşınmazların davacıya devredilebileceğinin davalı şirket tarafından teklif ve kabul edildiği,
sonrasında da yapılan genel kurul toplantısı ile bu taşınır ve taşınmazların satışı konusunda yönetim kuruluna yetki verildiği; ancak gerek “satışı için yönetim kuruluna yetki verilen varlıkların tutarlarının ve bu varlıkların neler olduğunun dahi açıkça tespit edilemediği/bu hususta herhangi bir listenin de bulunmadığı/dosyaya da sunulmadığı” hususu, gerek TTK madde 437 kapsamında tespit edilen hususlar gerekse de tarafların mail yazışmaları, yönetim kurulunun aldığı bu yetkinin iyi niyetli ve usulüne uygun olarak kullanılıp kullanılmayacağı hususunun bilinemediği, keza satış yetkisi verilen taşınır ve taşınmazlarla ilgili olarak,
öncelikle satış yetkisine konu varlıkların neler olduğunun açıkça ortaya konulması ve sonrasında da satış için özenli ve yazılı tekliflerin alınması gerektiği, şirketin ve pay sahiplerinin menfaatinin gözetilebilerek piyasa (rayiç) değerinin tespitinin gerekeceği, bu haliyle Yargıtay 11. H.D.
2016-5401 E. 2017-4832 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, davalı şirket tarafından verilmemiş olan bilgi ile alınan kararlar arasında illiyet bağı bulunduğundan, davaya konu genel kurul kararların iptalinin gerekeceği anlaşılmakla davanın kabulüne karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile ''Davanın kabulü ile 06/12/2019 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan kararların iptaline,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafından müvekkili şirketin 06.12.2019 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul toplantısında alınan kararların butlanının tespiti ile iptali talepli dava açıldığını, davacı tarafından dava konusu edilen genel kurul kararlarının; müvekkili şirkete ait Tekirdağ ili, Marmaraereğlisi İlçesinde bulunan ...
Deposu ve tarlalar ile İkitelli ... de bulunan PVD bölümünün satışına ve bu hususta yönetim kuruluna yetki verilmesine ilişkin şirket paydaşlarının oy çokluğuyla almış olduğu kararlar olduğunu, Yerel mahkemenin 01.07.2021 tarihli celsesinde dosyanın bilirkişilere tevdiine karar verildiğini, bu çerçevede dosyanın mahkemece seçilen bilirkişi heyetine verildiğini ve bilirkişiler tarafından hazırlanan 11.11.2021 tarihli bilirkişi heyet raporunun mahkeme dosyasına sunulduğunu.
Bilirkişi heyetince hazırlanan raporun inceleme ve değerlendirme kısımında; raporun kimi yerinde yasanın açık hükmünün görmezden gelindiğini veya yanlış değerlendirildiğini, kimi yerinde Yargıtay kararının anlaşılmaz bir şekilde yanlış yorumlandığını, deyim yerindeyse çarpıtıldığını, bu yanlış değerlendirmeler ve yanlış yorumlamalar neticesinde bilirkişilerce, davacı tarafından sunulan dilekçede yer alan iddiaların çok ötesinde bir yorum ve iddialarda bulunulmak suretiyle müvekkili şirketin hukuka ve yasaya uygun genel kurul kararlarının iptali gerektiği yönünde rapor tanzim edildiğini,
bilirkişilerin konusunda uzman oldukları varsayıldığında bahse konu raporun iyiniyetle hazırlanmadığını, hukuka, yasaya ve maddi gerçeğe aykırı bu raporu, mahkemeye sundukları 06.12.2021 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde tüm gerekçeleriyle, açık, anlaşılır ve ayrıntılı şekilde izah ettiklerini, itirazları doğrultusunda yine Yerel mahkemece belirlenecek farklı bir bilirkişi heyeti tarafından tekrar rapor tanzim edilmesini veya en azından mevcut bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasını talep etmelerine rağmen Yerel mahkemenin, bu talebi reddettiğini, Yerel mahkemece bu bilirkişi raporuna uyulduğunu,
hukuki ve maddi hatalarla dolu bilirkişi raporunun değerlendirme kısmının, Yerel mahkeme tarafından da aynen benimsenmek suretiyle mahkeme kararının gerekçesini oluşturduğunu, tüm bunların sonucunda da bilirkişi raporu için yapılan tüm nitelemelerinin, tüm itirazlarının Yerel mahkeme kararı için de aynen geçerli hale geldiğini.
Yerel mahkeme ilamının delillerin değerlendirmesi kısmında yer alan davacıya toplantı davetinin iadeli taahhütlü mektupla bildirildiği hususunda herhangi bir delil sunulmadığı iddiasına ilişkin olarak.
Yerel mahkeme ilamında "Huzurdaki davaya konu 06/12/2019 tarihli genel kurul toplantısına .... toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazetelerin, iadeli taahhütlü mektupla davacıya bildirildiği hususunda herhangi bir delil sunulmamış olmakla birlikte" şeklinde bir ifade bulunduğunu, öncelikle davacı tarafın toplantı davetinin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı hususunda herhangi bir değerlendirmesi veya itirazının bulunmadığını, konunun mahkemece re'sen gözetilmesi gereken bir konu olmadığını, kamu düzenine ilişkin olmadığını,
bununla birlikte mahkemenin "iadeli taahhütlü mektupla davacıya bildirildiği hususunda herhangi bir delil sunulmadığı" iddiasının da doğru olmadığını, usulüne uygun toplantı davetinin davacı paydaşa iadeli taahhütlü mektupla gönderildiğini, mektubun 18.11.2019'da davacının eşine imza mukabili teslim edildiğini, teslime ilişkin iadeli taahhütlü mektubun alındı belgesinin de kendileri tarafından dosyaya sunulduğunu, her ne kadar Yerel mahkemenin,
vermiş olduğu kararının gerekçesinde bu sebebe dayanılmamış ise de Mahkemenin arzettikleri konuya bir paragraf ayırmak suretiyle müvekkili şirketin toplantıya davet usulüyle ilgili kafalarda soru işareti oluşturmaya çalışmasındaki gayesinin kendileri tarafından tam olarak anlaşılamadığını, netice olarak Yerel mahkemenin yok dediği belgenin dosyada mevcut olduğunu, burada Mahkemenin dosyayı incelerken gerekli özeni göstermediği neticesini çıkarmanın mümkün olduğunu.
Yerel mahkeme ilamının delillerin değerlendirmesi kısmında; "bir işlem TTK'nın 408/2-f bendi uyarınca önemli bir miktarda şirket varlığının toplu satışı kabul edilirse, bu işlem münhasıran genel kurulca yapılabilecek," şeklinde ifade edilen ve kısaca, satışına karar verilen varlıkların, "önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı" olması halinde, satış konusunda genel kurulun yönetim kuruluna yetki veremeyeceği, "önemli miktarda şirket varlığı"nın toptan satışının genel kurulun devredilemez yetkileri arasında olduğu ve satışın münhasıran genel kurul tarafından yapılması gerektiği yönündeki hukuka aykırı değerlendirmesine ilişkin olarak;
bilirkişi raporunda olduğu gibi Yerel mahkeme kararında da yer bulan arz edilen bu değerlendirmenin de hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, bu görüşün çoğunlukla fiilen uygulanma imkanının da bulunmadığını, müvekkili şirketin dava konusu genel kurulunda satışına karar verilen şirket varlıklarının, müvekkili şirket açısından değerlendirildiğinde "önemli miktarda şirket varlığı" olarak kabulünün mümkün olmadığını, ayrıca bu satışların toptan satış olarak nitelendirilmesinin de doğru olmadığını, anonim ortaklıkların tek paydaştan oluşabileceği gibi çok sayıda paydaştan da meydana gelebildiğini, uygulamada 300,
500 veya bu sayıların çok daha üzerinde ortağın bulunduğu A.Ş.'ler bulunduğunu, önemli miktarda mal varlığının sadece toptan satışına karar vermek değil, satış işleminin bizatihi yapılmasının da münhasıran genel kurulun yetkisindedir şeklinde bir genel kaidenin varlığının kabulü halinde, bunun çok ortaklı şirketlerde uygulanma imkanının bulunmadığını, böyle bir genel kaidenin nasıl sonuçlar doğuracağını, örneğin taşınmaz satışında 300 kişinin 500 kişinin topluca satış görüşmelerine, pazarlık sürecine katılmasının, tapu müdürlüğüne gidip satış senedini imzalamasının imkansızlığını anlatmaya gerek olmadığını,
burada genel kurulun satış yetkisinin yönetim kuruluna devredilemeyeceğini, haliyle bu yetkinin genel kurul içerisinden oluşturulacak bir komisyona da devredilemeyeceğini, böyle bir söylemin hukuki olmadığını, bu iddianın fiilen uygulanabilirliğinin bulunmadığını, ticari hayattan ve gerçeklikten uzak bir söylem olduğunu, ilgili yasanın uygulanmasının da Yerel mahkemenin kararında ileri sürüldüğü şekilde olmadığını, ilgili kanun maddesinden de böyle bir anlam, böyle bir yorum çıkarmanın mümkün olmadığını,
TTK'nın 408. maddesinde karar alınmasından bahsedilmekte olup kararla birlikte satış işleminin de münhasıran genel kurulca yapılması gerektiğine ilişkin bir yasa hükmü bulunmadığını, Mahkemenin ve bilirkişinin aksi yöndeki yorumunu zorlama bir yorum olarak dahi nitelendirmenin mümkün olmadığını (Konu ile ilgili olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/1299 E. 2020/384 K sayılı 15.01.2020 tarihli kararı).
Mahkeme kararının gerekçe kısmının tamamının eksiksiz bir şekilde cümle cümle, paragraf paragraf ele alınıp; kararın hukuka, yasaya ve maddi gerçekliğe aykırılığının tek tek ortaya konacağını; kararın gerekçe kısmında genel kurul toplantısının gündemine ilişkin bilgilendirmenin toplantıdan 1 gün önce yapıldığı şeklinde bir intiba yaratılmaya çalışıldığını, Mahkemenin bu yaklaşımının hatalı olduğunu, genel kurul gündeminin yasada öngörüldüğü şekilde davacı paydaşa 18.11.2019'da tebliğ edildiğini, davacı tarafın bilgi talebine ilişkin keşide etmiş olduğu ihtarnamenin müvekkili şirket çalışanına 26.11.2019'da tebliğ edildiğini,
her ne kadar müvekkili şirketin şirket merkezi İkitelli İstanbul adresinde olsa da fabrika binasının Çerkezköy ...'de bulunması nedeniyle genellikle şirket yöneticilerinin de Çerkezköy'de bulunduğunu, haliyle bahsi geçen ihtarnamenin şirket yöneticilerine ulaşması,
devamında cevap vermek üzere şirket vekili olarak tarafına verilmesinin birkaç günü almış olmasının son derece doğal olduğunu, bu ihtarnamenin kendileri tarafına ulaşmasıyla birlikte detaylı açıklamaları içeren cevabi ihtarnamenin 05.12.2019 tarihinde noter marifetiyle karşı tarafa gönderildiğini, cevabi ihtarnamenin toplantıdan önce ulaşamayacağı düşünülerek davacı tarafın ayrıca mail yoluyla da bilgilendirildiğini, Yerel mahkemenin burada dosyada bulunmasına rağmen ihtarname ile cevap verdiklerinin hiç dikkate almadığını, bilgilendirmenin mail yoluyla ve toplantıdan 1 gün önce yapıldığına özellikle vurgu yaptığını, Yerel mahkemenin,
davacı tarafın toplantı davetini 18.11.2019'da almış olmasına rağmen davetten 8 gün sonra 26.11.2019'da noter aracılığıyla bilgi talebinde bulunmuş olmasını, ihtarnamenin müvekkili şirkete tebliği ile toplantı günü arasındaki kısıtlı sürenin bulunduğunu hiçbir şekilde dikkate almadığını, ancak bilgilendirmenin toplantıdan 1 gün önce yapılmasını özellikle vurgulama gereği hissettiğini, ortada kısıtlı bir süre bulunduğunu, ayrıca davacı tarafın bilgi talebinde iyiniyetli ve samimi olmadığını,
tüm bunlara rağmen toplantı gündeminin usulüne uygun şekilde ve süresinde tüm paydaşlara tebliğ edildiğini ve gerekli bilgilendirmelerin de iyiniyet kuralları çerçevesinde yapıldığını. Mahkeme kararının gerekçe kısmının yukarıda arzedilen paragrafının devamının. "Pay sahibinin talebi üzerine verilecek bilgilerin, hesap verme ve dürüstlük ilkeleri bakımından özenli ve gerçeğe uygun olması gerekmektedir (TK m. 437/2, 3. Cümle).
Ancak, TTK madde 437 kapsamında davalı şirket tarafından davacıya gönderilmiş olan raporlar, mali analiz teknikleri kullanılmadan tanzim edilmiş olduğu, raporda yer alan tutarların gerçek tutarları yansıtıp yansıtmadığının yapılan bilirkişi incelemesinde tespit edilemediği, gerek davalı şirketin ticari defterlerinde/mali tablolarında yer alan kayıtlı değerler gerekse de rayiç değerler yönünden bilirkişi tarafından herhangi bir analiz ve hesaplamanın yapılamadığı,
bu haliyle de davacının bilgi almak istediği konular ile ilgili bilgileri dahi içermeyen bu raporların özenli ve gerçeğe uygun olduğunun kabul edilemeyeceği," şeklinde olduğunu, Mahkeme kararının gerekçe kısmında bulunan bu bölümün, mahkeme kararına dayanak olan bilirkişi raporuna yönelttikleri yetersizlik ve kötü niyet yönünden iddialarının haklılığını ortaya koyduğunu, raporda bilirkişilerin açıkça yetersizliklerini ortaya koyduklarını, Yerel mahkemenin yine mahkemece oluşturulacak farklı bir heyetten rapor alınması yönündeki talebi reddetmesinin hukuki açıdan izahının mümkün olmadığını,
bunun neticesinde Yerel mahkemenin hukuki açıdan yanlış bir karara imza attığını;Mahkeme kararına dayanak bilirkişi raporunun 18. sayfasında konu ile ilgili; davalı şirketin ticari defterlerinde “Merkez” ve “Şube” hesapları ayrı ayrı kodlanarak (yani her bir şube için “ayrı ana hesap planı” kullanılarak) izlenmemiştir; yani tek bir ana hesap planı altında yer alan tali hesaplar kullanılarak,
söz konusu kaydın merkez veya hangi şube ile ilgili olduğu açıklamasına yer verilmek suretiyle takip edilmiştir, bu haliyle de söz konusu ticari defterlerin incelenmesi ile merkezin veya herhangi bir şubesinin kar/zarar durumunu ayrı ayrı tespit etme olanağı bulunmamaktadır." şeklinde bir ifade bulunduğunu, raporun neredeyse tamamında yer alan çelişkilerin, yanlışlıkların burada da bulunduğunu, raporda bir yandan, davalı şirketin ticari defterlerinde “Merkez” ve “Şube” hesapları ayrı ayrı kodlanarak izlenmemiştir; denildiğini, diğer yandan;"tek bir ana hesap planı altında yer alan tali hesaplar kullanılarak,
söz konusu kaydın merkez veya hangi şube ile ilgili olduğu açıklamasına yer verilmek suretiyle takip edilmiştir," denildiğini, sonuç olarak da; "bu haliyle de söz konusu ticari defterlerin incelenmesi ile merkezin veya herhangi bir şubesinin kar/zarar durumunu ayrı ayrı tespit etme olanağı bulunmamaktadır." şeklinde bir neticeye ulaşıldığını;Bilirkişinin burada müvekkili şirkete ait ticari defter ve kayıtları inceleme ve değerlendirmedeki yetersizliğini, ... A.Ş.
PVD Birimi Verimlilik Raporunu, ... A.Ş. Tarım İşletmeleri Ana İş Kolu Verimlilik Raporunu, ... A.Ş.
Soğuk Hava Deposu İşletmeciliği Raporunu analiz etmekteki kifayetsizliğini, acziyetini açıkça ifade etmiş olmasına rağmen Yerel mahkemenin bilirkişinin yetersizlik, kifayetsilik konusundaki samimi itirafını göremediğini, bahsi geçen raporların uzmanı tarafından ve şirket defter ve kayıtları incelenmek suretiyle hazırlandığını, raporlarda geçen rakamların şirketin ticari defterleriyle uyumlu olduğunu, konusunda gerçekten uzman ve tarafsız bir bilirkişinin yapacağı incelemeyle beyanlarındaki haklılığının ortaya çıkacağını, ancak Yerel mahkemenin her nedense bu imkanı tanımadığını,
bilirkişi raporunun ilgili kısmında ticari defterlerde yapılan kaydın hangi şube veya merkeze ilişkin olduğu yazılı ise, şubenin gelir/gider veya kâr/zarar durumunun tespitinin de mümkün olması gerektiğinin izahtan vareste olduğunu, huzurdaki dosyada bilirkişinin, müvekkili şirketin ticari defterlerinin yasal mevzuata uygun olarak düzenlenmediği yönünde bir tespitte bulunmadığını, o halde usulüne uygun düzenlenmiş ticari defter ve kayıtlardan herhangi bir şirketin kâr veya zarar durumunu tespit edememesinin bilirkişinin yetersizliği olduğunu, Yerel mahkemenin bu hususu göz ardı ettiğini, itirazlarını görmezden geldiğini,
tüm bunlardan sonra bilirkişinin yetkinliği konusunda şüphelerinin bulunduğunu Yerel mahkemeye açıkça ifade etmiş olmalarına rağmen mahkemenin bu beyanlarını görmezlikten geldiğini ve neticede hukuka aykırı bir karara imza attığını.
Müvekkili şirketin 2018-2019 yılı ticari defterlerinin pek çok kez (Müvekkil şirketin ticari alacaklar sebebiyle) mahkeme kararıyla bilirkişi incelemesine tabi tutulduğunu ve bu incelemelerin tamamında defterlerin yasal mevzuata uygun olarak düzenlendiğinin tespit edildiğini, müvekkili şirket yasa gereği bağımsız denetime tabi olup, şirketin tüm ticari defter ve kayıtlarının bağımsız denetçiler tarafından denetlendiğini, bağımsız denetçiler tarafından hazırlanan raporun şirket genel kuruluna sunulduğunu ve okunduğunu,
ayrıca müvekkili şirkete ait bağımsız denetim raporlarının da okunduğu 2018 ve 2019 yılı genel kurul kararlarının davacı tarafından ayrı ayrı dava konusu edildiğini, davacı tarafından 2018 yılı Olağan Genel Kurulunda alınan kararların iptaline ilişkin Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/501 E. sayılı dosyası ile 2019 Olağan Genel Kurulunda alınan kararların iptaline ilişkin ise Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/481 E. sayılı dosyası ile açılan davalarda dosyaların mahkemelerince bilirkişiye tevdi edildiğini ve bilirkişilerin bağımsız denetçi raporunun standartlara uygun düzenlendiği ve içerik açısından yeterli olduğu
yönünde görüş bildirmesi ve yapılan yargılamalar neticesinde mahkemelerince davacı tarafın bağımsız denetçi raporu yönündeki taleplerinin reddine karar verildiğini, bağımsız denetçilerin şirketlerin defter, kayıt ve işlemlerini geniş anlamda incelediğini ve raporlaştırdıklarını, müvekkili şirketin defter, kayıt ve işlemlerinde yapılan incelemede bağımsız denetçiler tarafından herhangi bir eksiklik veya usulsüzlük tespit edilmediğini,Mahkemenin kararına dayanak yaptığı neredeyse gerekçesini bilirkişi raporundan kopyala yapıştır yöntemiyle almış olduğu bilirkişi raporunun yetersizliği veya kötü niyetle hazırlandığının ortada olduğunu.
Yine aynı şekilde bilirkişinin ada pafta parseli bilinen tarlaların ve soğuk hava deposunun müvekkili şirket açısından önemli miktarda şirket varlığı sayılıp sayılmayacağını tespit edememişse, burada söylenebilecek tek şeyin mahkemenin bilirkişi seçiminde isabetli davranmadığı olduğunu,Yerel mahkemenin bilirkişi seçiminde isabetli davranmamış olmasının, telafisi imkansız bir sorun olmadığını, ancak mahkemenin, bilirkişinin yetersizliğine rağmen yine mahkemece oluşturulacak yeni bir heyetten yeni bir rapor alınması yönündeki talebinin reddi kararının, açıkça hak gaspına ve ağır hukuk ihlaline sebebiyet verdiğini.
Yerel mahkemenin dosyanın bilirkişiye tevdine yönelik 04.02.2021 tarihli duruşmasında almış olduğu kararda mahkemenin bilirkişiden incelemesini istediği hususların. "Tarafların karşılıklı, iddia ve savunmaları, toplanan tüm deliller, yanısıra DAVALI şirketin 2018-2019 yıllarına ait ticari defter ve belgeleri incelenerek.
06/12/2019 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararların kanun, ilgili mevzuat, usule ve dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığı, iptalinin gerekip gerekmediği, butlanı gerektirip gerektirmediği, kararların usul ve yasaya uygun olup olmadığı, davalı şirketin finansal durumunun usulüne uygun olup olmadığı, kar ve zarar oranı,Tekirdağ ilinde bulunan arazilerin ve soğukhava deposunun satışı ve Deparko şubesinde bulunan PVD bölümünün kül halinde ya da demirbaşların satışı için Yönetim Kuruluna yetki verilmesinin yasal şartları taşıyıp taşımadığı, ilgili mevzuata uygun olup olmadığı,
Tekirdağ ilinde bulunan arazilerin ve soğukhava deposunun satışı ve ... şubesinde bulunan PVD bölümünün kül halinde ya da demirbaşların satışı ile ilgili muvazaalı işlem olup olmadığı, toplantıya çağrının usulüne uygun olup olmadığı ve şirket ortaklarının pay oranı hususlarının irdelenmesi bakımından denetlenerek raporun tanzimi" şeklinde olduğunu, Mahkemenin bilirkişi incelemesine yönelik arzedilen bu kararı aynı zamanda davacı tarafın iddialarında yer almayan hususlar ile yerindelik denetimini de kapsaması nedeniyle hukuka aykırı olduğunu, Yerel mahkemenin bu ara kararına bakıldığında iki hususun özellikle dikkat çektiğini, bunların;
"davalı şirketin finansal durumunun usulüne uygun olup olmadığı, kar ve zarar oranı," ile "Tekirdağ ilinde bulunan arazilerin ve soğukhava deposunun satışı ve ... şubesinde bulunan PVD bölümünün kül halinde ya da demirbaşların satışı ile ilgili muvazaalı işlem olup olmadığı," hususları olduğunu.
Huzurdaki davanın 06.12.2019 tarihli genel kurul kararının iptali davası olduğunu, müvekkili şirketin finansal durumunun usulüne uygun olup olmadığının veya kar ve zarar oranının huzurdaki dava ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, Mahkemenin bilirkişiden böyle bir araştırma yapmasını hangi hukuki yarara binaen talep ettiğinin anlaşılamadığını, Mahkemenin genel kurul kararlarının iptaline yönelik açılan davalarda yapacağı veya bilirkişi marifetiyle yaptıracağı incelemenin genel çerçevesinin, genel kurul toplantısında alınan kararlar yönünden şirket ana sözleşmesi de dikkate alınarak kanuna,
ana sözleşmeye ve objektif iyiniyet kuralına aykırı alınmış karar bulunup bulunmadığının tespiti ile bu kapsamda satışına karar verilen mal varlıklarının şirket açısından önemli miktarda şirket varlığının toptan satışına yönelik olup olmadığının tespiti şeklinde olması gerektiğini;Dava konusu edilen genel kurulda; müvekkili şirkete ait Tekirdağ Marmaraereğlisi ilçesinde bulunan, (domates, biber, elma armut gibi) sadece hobi amaçlı sebze meyve yetiştirmek üzere alınan, ticari bir getirisi olamayan 13 adet tarlanın satışına, Marmaraereğli ilçesinde bulunan ve işletilememesi nedeniyle kiraya verilen soğuk hava deposunun satışına, ...
Sitesinde bulunan PVD bölümüne ait makinelerin satışına karar verildiğini,Mahkemenin veya bilirkişinin yerindelik denetimi yapma hak ve yetkisinin bulunmadığını, Mahkemenin dava dilekçesinde ileri sürülmeyen hususlarda (muvazaa araştırması gibi) araştırma yapma hak ve yetkisinin bulunmadığını.
Müvekkili şirketin TTK hükümlerine göre kurulan özel mülkiyete tabi bir şirket olduğu hususunun izahtan vareste olduğunu, genel olarak şirketlerin, duruma göre yönetim kurulu kararıyla duruma göre ise özel toplantı ve karar nisaplarına uyulması koşuluyla genel kurul kararıyla ticari olarak faaliyette bulunduğu bir alandan kısmen veya tamamen çıkabileceğini, şirketlerin arzedilen çerçevede karar almak kaydıyla kârlı dahi olsa artık şu ürünü imal etmiyorum, şu ürünü artık satmıyorum, şu alanda artık hizmet vermiyorum şeklinde karar alabileceğini,
mahkemelerin şirketlerin usulüne uygun olarak almış olduğu bu kararı kaldırmak suretiyle hayır sen bu ürünü imal edeceksin, bu ürünü satmaya veya bu alanda hizmet sunmaya devem edeceksin şeklinde karar veremeyeceğini, burada mahkemenin arzedilen genel ilkelere aykırı şekilde bilirkişi incelemesi yapılması yönünde karar verdiğini ve yaptığı yargılama neticesinde kararını da bu hukuka aykırı bilirkişi raporuna dayandırdığını.
İkinci olarak, davacı tarafından dava dilekçesinin hiçbir yerinde, dava konusu genel kurul kararlarının veya bu karar çerçevesinde yapılacak satışların muvazaalı olduğuna ilişkin bir iddiada bulunulmamasına rağmen Yerel mahkemenin henüz gerçekleşmeyen satışlara ilişkin olarak bilirkişiden muvazaa araştırmasının yapılmasını nasıl ve hangi amaçla talep ettiğinin anlaşılamadığını,
ortada muvazaa olarak nitelendirilebilecek hiçbir husus olmamakla birlikte bir an için bahsi geçen mal varlıklarının (genel kurul tarihi itibariyle ) ileride yapılması muhtemel satışlarında muvazaa yapılacağının kabul edilecek olsa bile Mahkemece burada satışa ilişkin muvazaa iddiasının dinlenemeyeceğini, çünkü huzurdaki davanın, genel kurul kararlarının iptali davası olduğunu, Yerel mahkemenin burada usul hukukunu açık bir şekilde, ağır bir şekilde ihlal ettiğini, burada -davacı taraf değil- bizzat mahkemenin,
davacı yararına olacak şekilde davayı genişletme yasağını çiğnediğini,Yerel mahkemenin bu tasarruflarının ağır hukuk ihlali mahiyetinde olduğunu. Mahkeme kararının gerekçe kısmında yer alan; "davaya konu genel kurul toplantısında ve/veya öncesinde davacının bilgi almak istediği konular ile ilgili ticari defterler, mali tablolar, mizanlar, yazışmalar vs. belgelerin de incelenmek üzere hazır edilmediği,
davacının talep ettiği bilgilerin davalı şirket tarafından yerinde getirilmediği," şeklindeki ifadenin de açıkça TTK hükümlerine aykırı olduğunu, Türk Ticaret Kanunu'na açıkça aykırılık teşkil eden bu görüşün mahkeme kararına dayanak teşkil eden bilirkişi raporunun sonuç kısmının 3. maddesinde "ayrıca, davaya konu genel kurul toplantısında ve/veya öncesinde davacının bilgi almak istediği konular ile ilgili ticari defterler, mali tablolar, mizanlar,
yazışmalar vs. belgelerin de incelenmek üzere hazır edilmediği;" şeklinde tespitin yer aldığını ve bu durumun da TTK madde 437'ye aykırılık teşkil ettiği iddiasıyla genel kurul kararlarının iptali gerektiği yönünde görüş bildirildiğini, karar gerekçesinde Yerel mahkemenin bilirkişinin yasanın açık hükmüne aykırı bu görüşüne de itibar ettiğini;TTK'nın 437. maddesinde yer alan hükümlerin ifade şeklinden de anlaşılacağı üzere olağan genel kurul toplantıları için öngörüldüğünü, çünkü yıllık faaliyet raporu, denetleme raporu, kar dağıtım önerisinin kural olarak olağan genel kurul gündemlerinde yer aldığını,
Mahkeme kararında ifade edildiği şekliyle ticari defterler, mizanlar, yazışmaların, olağan veya olağanüstü fark etmez, hiçbir genel kurul toplantısı öncesinde veya toplantıda pay sahiplerinin incelenmesi için hazır tutulamayacağını, arz edilen bu durumun şirketler hukukunun genel kaidesi olduğunu, bunun, yasanın açık hükmü olduğunu, Yerel mahkemenin bu gerekçesinin de Türk Ticaret Kanunu'nun 437/4 maddesine açıkça aykırı olduğunu, yasanın paydaşın ticari defterleri hangi şartlarda ve ne şekilde inceleyebileceğini açıkça ifade ettiğini,
diğer taraftan davacı tarafın dilekçesinde hiçbir surette bu yönde bir talep olmamasına veya bu belgelerin şirket merkezinde hazır edilmediğine ilişkin bir iddiasının olmamasına rağmen Mahkemece, gerekli belgelerin şirket merkezinde hazır edilmediği sonucuna nereden ulaşıldığının anlaşılamadığını, burada Mahkemenin ne tür bir tahkikatla böyle bir kanaate vardığının anlaşılamadığını, yerel mahkemenin burada da açıkça davacı tarafın iddialarının ötesine geçtiğini ve usul hukukunu hiçe saydığını, arz edilen gerekçesinin de yasanın açık hükmüne aykırı olduğunu.
Mahkeme kararının gerekçe kısmında; satışı için yönetim kuruluna yetki verilen varlıkların neler olduğunun açıkça tespit edilemediği / bu hususta herhangi bir listenin de bulunmadığı/dosyaya da sunulmadığı,"nın iddia edildiğini, Mahkemenin bu gerekçesinde ileri sürülen hususların doğru olmadığını, konuyla ilgili olarak mahkeme kararına dayanak bilirkişi raporunda.
"Satışı için yönetim kuruluna yetki verilen varlıkların neler olduğunun açıkça tespit edilemediği/bu hususta herhangi bir listenin de bulunmadığı/dosyaya da sunulmadığı, ayrıca, gerek şirketin gerekse de merkez ve şubelerinin ayrı ayrı mali tabloları ve mizanlarının mahkemeye ibraz edilmemiş olması nedeniyle davaya konu genel kurul kararına konu olan varlıkların, şirketin önemli tutarda varlıkları olup olmadığının tespit edilemediği; bu haliyle de davaya konu genel kurul kararının emredici bir düzenleme içeren TTK’nın 408. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı olup olmadığı,
dolayısıyla da TTK’nın 391. maddesinin (d) bendi uyarınca batıl kabul edilip edilmeyeceği hususunda da herhangi bir tespit yapılamadığı,," şeklinde görüş bildirildiğini, Mahkeme kararı ve karara dayanak bilirkişi raporunda ileri sürülen tüm bu değerlendirmelerin de açıkça hukuka ve maddi gerçeğe aykırı olduğunu;Öncelikle karardaki satışına karar verilen şirket varlıklarının neler olduğunun bilinmediği,
dosyada bu konuda bir açıklamanın, bir listenin bulunmadığı iddiasının doğru olmadığını, müvekkili şirketin çok ortaklı bir şirket olmadığını, cevap dilekçesinde de ifade edildiği üzere bir aile şirketi olduğunu, altı paydaştan oluştuğunu, dava konusu genel kurul tutanağıyla da sabit olduğu üzere satışına karar verilen varlıkların, PVD bölümü (burada taşınmaz satışı yoktur) ile Tekirdağ ili, Marmaraereğlisi ilçesinde bulunan tarla vasfındaki (gerçekte de tarla olarak kullanılan) taşınmazlar olduğunu,
bu hususun yani satışına karar verilen taşınmazların münhasıran Marmaraereğlisi ilçesinde bulunan taşınmazlar olduğunun genel kurul tutanağında açıkça yazıldığını, Marmaraereğlisi ilçesinde bulunan tarla vasfındaki (gerçekte de tarla olarak kullanılan) taşınmazların neler olduğunun diğer tüm paydaşlar gibi davacı tarafından da gayet iyi bilindiğini, bu yüzden dava dilekçesinde davacı tarafından hangi varlıkların satışının yapıldığının bilinmediği yönünde bir iddiada da bulunulmadığını,
Yerel mahkemenin yukarıda arz edildiği üzere pek çok kez yaptığı gibi burada da davacı tarafın iddialarının ötesine geçmek suretiyle davaya özel katkıda bulunma gayreti içerisine girdiğini, Mahkemenin, emredici kurallara aykırı olmayan, kamu düzenini ilgilendirmeyen, taraflar arasında ihtilaf konusu olmayan ve taraflarca ileri sürülmeyen hususlarda ihtilaf varmış gibi gösterme gayretini iyiniyetli bir yaklaşım olarak değerlendiremediklerini, kararda ifade edilenin aksine, genel kurulda satışına karar verilen tüm varlıkların tüm paydaşlar tarafından eksiksiz bilindiğini,
davacı tarafın konu ile ilgili bilgilendirme talebini içeren ihtarnamesine, uygun süre içerisinde gerek cevabi mahiyetteki ihtarname ile gerekse de mail yoluyla cevap verildiğini ve gerekli bilgilendirmelerin yapıldığını, karşı tarafın bilgi talebine yönelik ihtarnamesinin genel kurul toplantısından çok kısa bir süre önce gönderilmesi nedeniyle cevabi ihtarname de toplantı gününden kısa bir süre önce gönderilebildiğini, bu sebeple de karşı tarafın ayrıca mail yoluyla bilgilendirildiğini, dosyada mübrez Tarım Arazileri Değerlendirme Raporunda aşağıda görüleceği üzere ada, pafta,
parsel bilgileri verilmek suretiyle satışı yapılacak tarlaların tek tek listelendiğini, aynı şekilde dosyada mübrez Soğuk Hava Deposu İşletmeciliği Raporunda da satışı yapılan soğuk hava deposuna ilişkin bilgilerin mevcut olduğunu, hatta mahkeme ve bilirkişi tarafından yok denilen liste bilirkişi raporunun 17. sayfasında bulunduğunu, bilirkişi raporunun 17. sayfasında satışa konu Tekirdağ ili, Marmaraereğlisi ilçesinde bulunan taşınmazların ada pafta parsel bilgilerini içeren döküm bulunduğunu, buna rağmen mahkeme kararında satışa konu varlıkların neler olduğu yönünde dosyada bilgi, belge, açıklama bulunmadığının iddia edildiğini.
Mahkemenin yukarıda arz edilen "gerek şirketin gerekse de merkez ve şubelerinin ayrı ayrı mali tabloları ve mizanlarının mahkemeye ibraz edilmemiş olması nedeniyle davaya konu genel kurul kararına konu olan varlıkların, şirketin önemli tutarda varlıkları olup olmadığının tespit edilemediği;" şeklindeki gerekçesinin de doğru olmadığını, bilirkişi raporuyla da sabit olduğu üzere 2018 ve 2019 yıllarına ait Yevmiye Defteri, Defter-i Kebir ve Envanter defterleri CD halinde dosyaya sunulduğunu, ayrıca bilirkişinin talebi üzerine 2019 yılı mizan kayıtlarının da excel formatında bilirkişiye verildiğini, bilirkişiye eksik belge,
eksik evrak sunulmadığını, yasal olarak tutulması zorunlu tüm defterlerin buna ek olarak 2019 yılı mizan kayıtları dosyaya sunulduğunu, dosyaya sunulan defter ve belgelerin mevzuata uygun olarak düzenlendiğini, bilirkişinin aksi yönde bir tespitinin bulunmadığını, sunulan defter ve belgelerden merkez ve şubelerin satış ve işlemlerinin tespitinin mümkün olduğunu, bilirkişinin uzmanlık alanının bu olması gerektiğini, kendisine dosyanın mahkemece bu konuda uzman olduğu düşüncesiyle verildiğini, sunulan tüm bu belge ve defterlerden şirketin mali yapısını,
satışına karar verilen varlıkların şirket için "önemli miktarda şirket varlığı" olarak sayılıp sayılmayacağını çıkarmanın pekala mümkün olduğunu, yukarıda ifade edildiği üzere ... A.Ş. PVD Birimi Verimlilik Raporunu, ... A.Ş. Tarım İşletmeleri Ana İş Kolu Verimlilik Raporunu, ... A.Ş.
Soğuk Hava Deposu İşletmeciliği Raporunu hazırlayan uzmanın da, bu dosyadaki bilirkişiye sunulan müvekkili şirketin ticari defter ve belgelerine dayanarak raporunu düzenlediğini, satışına karar verilen varlıkların şirket için "önemli miktarda şirket varlığı" olarak sayılıp sayılmayacağının diğer ticari defterlerin yanında envanter defterinden açıkça anlaşıldığını;Genel kurul kararıyla satışına karar verilen varlıkların "önemli miktarda şirket varlığı" olup olmadığının her şirketin mali yapısına, mali tablosuna göre belirleneceği hususunun izahtan vareste olduğunu,
esasen bilirkişi raporunun 17. sayfasında yer alan " (Tesis makine ve cihazlar ile demirbaşlar hesabında yer alan kayıtlar oldukça fazla olduğundan bu varlıklarına aşağıda yer verilmemiştir)" şeklindeki ifadeden de şirket mal varlığının çokluğu ve genel kurulda satışına karar verilen varlıkların "önemli miktarda şirket varlığı" olmadığı sonucunun ortaya çıktığını, burada bilirkişinin sunmuş oldukları defter ve belgeler üzerinde incelemeyi gerektiği gibi yapmış olsaydı genel kurulda satışına karar verilen varlıkların müvekkili şirket açısından "önemli miktarda şirket varlığı" olmadığı neticesine kolaylıkla ulaşabileceğini,
ayrıca yasada açıkça önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı ifadesi geçiyor olmasına rağmen Mahkemenin toptan satış konusunda hiç değerlendirme yapmamış olmasını da anlayamadıklarını, bu açıklamalar ışığında genel kurulda satışına karar verilen varlıkların müvekkili şirket açısından "önemli miktarda şirket varlığı" olmadığı ve yasada geçtiği şekliyle "toptan satışı" içermediği için genel kurul toplantısında bu konuda %75’lik toplantı ve karar nisabının aranmasına gerek olmadığı ve neticede genel kurul toplantısında alınan kararların butlanını gerektirecek bir durumun söz konusu olmadığı sonucunun açıkça ortaya çıktığını,
bu sebeple mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu. Kararın gerekçe kısmında; "taraflar arasındaki mail yazışmalarından, davacının davalı şirketteki ortaklığından ayrılması hususunda davacının hisselerinin devri için, huzurdaki davaya konu genel kurul kararı ile satış yetkisi verilen taşınır ve taşınmazların da devir anlaşmalarına konu edildiğinin görüldüğü;
özellikle davalı şirket vekili tarafından sunulmuş olan son mailde (yani 04/09/2019 tarihli mailde) davacının davalı şirkette olan hisselerinin devri için söz konusu taşınır ve taşınmazların davacıya devredilebileceğinin davalı şirket tarafından teklif ve kabul edildiği" şeklinde bir ifade geçtiğini, dava dilekçesinde ifade ettikleri üzere genel kurul tarafından satışına karar verilen söz konusu varlıkların davacının şirketten ayrılma yönündeki talebi üzerine kendisine payı mukabili teklif edilen mallar arasında bulunduğunu, davacı adına davacı vekili tarafından kendisi tarafından gönderilen 01.07.2019 tarihli.
"Şirketin zaten elinden çıkartmak istediği bahçe, tarla, soğuk hava deposunu ... beye devredilmesini kabul etmiyoruz.” şeklindeki mailden de anlaşılacağı üzere bahsi geçen malların neler olduğu ve şirketin toplam mal varlığına kıyasla değersizliğinin karşı tarafça da kabul ve ifade edildiğini ve yine davacı vekili tarafından gönderilen 03.09.2019 tarihli mailde.
“Diğer yandan aşağıda da belirttiğiniz üzere soğuk hava deposu, bağ bahçe ve Antalyadaki taşınmaz için müstakbel alıcılar ile görüşmeler yapılsın” denmek suretiyle davacı tarafından bu mal varlıklarının satışına da muvafakat edildiğini, bilirkişi raporunun heyetin mali müşavir üyesi tarafından hazırlandığını düşündükleri kısmında yer alan bilgilerin dahi başlı başına müvekkili şirketin mali yapısını ve genel kurulda satışına karar verilen varlıkların müvekkili şirket açısından "önemli miktarda şirket varlığı" olmadığını göstermeye yeterli olduğunu,
Mahkemenin bu hususları görmezden geldiğini ve genel kurul kararlarının iptali için adeta kendince var olmayan gerekçeler çıkarma gayreti içerisinde bulunduğu izlenimi verdiğini.
Mahkeme ilamının gerekçe bölümünün son kısmında; "yönetim kurulunun aldığı bu yetkinin iyi niyetli ve usulüne uygun olarak kullanılıp kullanılmayacağı hususunun bilinemediği," şeklinde bir ifade bulunduğunu, Yerel mahkemenin, müvekkili şirket yönetim kurulunun peşinen kötü niyetle hareket edeceği kanaatinde olduğunu, TMK madde 3'de;"Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır." denildiğini, Yerel mahkemenin, TMK madde 3'ün istisnasız herkes için öngördüğü "asıl olan iyiniyetin varlığıdır" kuralının, her nedense müvekkili şirket açısından geçerli olmadığını düşündüğünü, müvekkili şirketin,
mahkemenin bu şekilde olumsuz düşüncesini haklı kılacak bir eyleminin bulunmadığını, diğer yandan Mahkemenin yapmış olduğu "yönetim kurulunun aldığı bu yetkinin iyi niyetli ve usulüne uygun olarak kullanılıp kullanılmayacağı hususunun bilinemediği," şeklindeki bu genellemenin herkes ve her durum için geçerli olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin pek tabii ki kötü niyetli de olabileceğini, yönetim kurulunun bu yetkiyi iyiniyetli ve usulüne uygun kullanmaz ise yönetim kurulu üyelerinin şahsi sorumluluğunun doğacağını, kötüniyetin hukuki ve duruma göre cezai sonuçlarının olduğunu, Yerel mahkemenin,
gerekçesinin devamında da benzer yaklaşımını sürdürdüğünü, mahkemenin müvekkil şirkete yönelik olumsuz nitelikteki bu yaklaşımını hukuki sınırlar içerisinde değerlendirmenin mümkün olmadığını;Yerel mahkemenin gerekçe kısmının sonlarına doğru; keza satış yetkisi verilen taşınır ve taşınmazlarla ilgili olarak,
öncelikle satış yetkisine konu varlıkların neler olduğunun açıkça ortaya konulması ve sonrasında da satış için özenli ve yazılı tekliflerin alınması gerektiği, şirketin ve pay sahiplerinin menfaatinin gözetilebilerek piyasa (rayiç) değerinin tespitinin gerekeceği, şeklinde satışın nasıl yapılması gerektiğine ilişkin tespitlerde bulunulduğunu, kuşkusuz bu tespitlerin doğru olduğunu, ancak huzurdaki davanın 06.12.2019 tarihli Olağanüstü Genel Kurul kararlarının butlanının tespiti ile iptali talebini içerdiğini, Mahkemenin burada ifade ettiği hususların hiçbir surette huzurdaki davanın konusu olmadığını,
haliyle satışın ne şekilde ve hangi usûlde yapılacağı veya yapılması gerektiğinin bu dosya kapsamında mahkemenin ilgi alanına girmediğini, genel kurulun satış yetkisini yönetim kuruluna verdiğini ve yönetim kurulunun şirket ve paydaşların menfaatlerini gözeterek satışın şart ve usullerini belirlediğini, şirketin kasten zarara uğratılmasının söz konusu olması halinde de yönetim kurulu üyelerinin şahsi sorumluluğunun doğacağını, davacı tarafından söz konusu şahsi sorumluluk çerçevesinde yönetim kurulu üyeleri aleyhine bu güne kadar açılmış bir dava bulunmadığını;Yerel mahkeme son olarak kararının gerekçe kısmını; "bu haliyle Yargıtay 11. H.D.
2016-5401 E. 2017-4832 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, davalı şirket tarafından verilmemiş olan bilgi ile alınan kararlar arasında illiyet bağı bulunduğundan, davaya konu genel kurul kararların iptalinin gerekeceği anlaşılmakla davanın kabulüne karar vermek gerekmiş" şeklinde sonlandırmak suretiyle nihai kararını verdiğini, Yerel mahkemenin nihayetinde hukuka ve gerçeğe aykırı kararını Yargıtay 11. H.D.
2016-5401 E. 2017-4832 K. sayılı kararıyla destekleme çabasına girdiğini, bilirkişi raporunda da aynı Yargıtay kararına aynı gerekçelerle yer verildiğini, Yerel mahkemenin, müvekkili şirket tarafından verilmediğini iddia ettiği bilgi ile alınan kararlar arasında illiyet bağı bulunduğunu ileri sürmek suretiyle davaya konu genel kurul kararların iptalinin gerekeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verdiğini, Yerel mahkemenin, var olduğunu iddia ettiği bu illiyet bağını nasıl ve ne şekilde kurduğuna dair kararında hiçbir açıklamaya yer vermediğini,
Mahkemenin hukuka aykırı kararına temel gerekçe olarak sunduğu iş bu Yargıtay kararının olaya uyarlanması halinde davanın reddi yönünde karar verilmesi gerekirken Yerel mahkemenin bir şekilde yanlış bir yorumla adeta Yargıtay kararını çarpıtmak suretiyle davanın kabul gerekçesi olarak sunduğunu, bahsi geçen ilamın ilgili kısmının;
"bilgi alma ve inceleme hakkının TTK'nın 437. maddesi gereğince davaya konu yapılabileceği ancak bilgi alma hakkının ihlali sebebiyle genel kurul toplantısında yanlış bir karar alınmış olmasının bir başka deyişle bilgi vermeme ile alınan kararlar arasında illiyet bağının bulunması halinde kararların iptalinin söz konusu olabileceği, davacıların bilgi alma hakkının ihlali sebebiyle yanlış bir karar alındığına dair somut bir iddia ve delillerinin bulunmadığı," şeklinde olduğunu, aynı kararın bilirkişi raporunda da yer aldığını, ancak kararın yukarıda altı çizili kısmına her nedense raporda yer verilmediğini,
ilamda açıkça görüldüğü üzere gerek bilirkişi raporunda gerekse de mahkeme kararında ileri sürülen hiçbir tezin desteklenmediğini, yüksek mahkemece, açıkça "bilgi alma hakkının ihlali sebebiyle yanlış bir karar alındığına dair somut bir iddia ve delillerinin bulunması" durumunda yani genel kurulda alınan kararın eksik bilgilendirme sebebiyle alındığının somut delillerle ileri sürülmesi ve ispatlanması durumunda diğer bir deyişle doğru bilgilendirme yapılmış olsaydı genel kuruldan, alınan kararın dışında farklı bir karar alınmasının somut olarak bekleneceği durumlarda,
genel kurul kararının iptalinin söz konusu olabileceğinin bir ihtimal olarak değerlendirildiğini, aksi durumda ise yani genel kurula bilgi alma hakkı kapsamında yeterli bilgi verilmiş olması halinde bile yine aynı karar çıkacak idi ise, bu durumda iptalin söz konusu olmadığının ifade edildiğini, her şeyden önce dava konusu müvekkili şirket genel kurulunda eksik bilgilendirmeye dayalı olarak alınmış bir karar bulunmadığını, davacı tarafın dosyaya bilgi alma hakkının ihlali sebebiyle genel kurulda yanlış bir karar alındığına dair somut bir iddia ve delil sunamadığını,
Mahkemenin burada yine davacı tarafından ileri sürülmeyen hususları usul hukukuna aykırı şekilde kendiliğinden ileri sürdüğünü ve yine mahkemenin bizzat kendisinin iddiayı genişletme yasağını ihlal ettiğini, davacı ve diğer paydaşlara genel kurul gündemi ile ilgili gerekli bilgilendirmelerin yapıldığını, bu hususun davacı tarafından genel kurul ilgili gündem maddelerine ilişkin yazılı olarak verilen tafsilatlı itiraz ve muhalefet şerhlerinden de anlaşıldığını, davacı tarafça gönderilen yukarıda arz edilen maillerden de anlaşılacağı üzere ortada apar topar alınmış bir satış kararı olmadığını,
bu varlıkların satışının uzunca bir süre gündemde olan hatta davacının da şirket yönetiminde olduğu süreçte değerlendirilen bir konu olduğunu, gerekli bilgilendirmelerin yapıldığını, mahkemenin kararında ileri sürüldüğü gibi eksik bilgilendirme olmadığını, aksine bilirkişilerin ve mahkemenin eksik incelemesi ve yanlış değerlendirmesi olduğunu, Yerel mahkeme kararının arz edilen nedenlerle açıkça usule ve hukuka aykırı olduğunu, kaldırılması gerektiğini, Müvekkili şirketin, PVD bölümünde yapılan işlerin, şirketin ana faaliyet konusuna girmediğini, davacı tarafça da malum olduğu üzere,
esasen PVD bölümü şirketin kendi imalatındaki bir kısım işlerde kullanılmak üzere kurulmuş olmakla birlikte bu aşamada gelişen teknolojiyle PVD bölümünden elde edilmesi düşünülen faydanın farklı bir yoldan daha ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi üzerine,
bu bölümün İnan Makinanın imalatında hiçbir şekilde kullanılamadığını, bu sebeple ilgili PVD bölümünde firma dışındaki işletmelere hizmet verilmesi şeklinde bir yapılandırmaya gidildiğini, müvekkili şirketin imalat ve yönetime ilişkin tüm birimlerinin İkitelli ...’den, 2018 yılı ortasında Çerkezköy... bölgesindeki yeni binasına taşınmasıyla birlikte, ilgili bölümün gerek şirketin ana iştigal konusunun dışında kalmasının, gerek makine ve ekipmanlarının yenilenmesine ve bunun için de yatırıma ihtiyaç bulunmasının,
gerekse de şirketin ana fabrika ve yönetim binasının dışında kalması nedeniyle yönetimsel sorunların çıkması vs. nedenlerle bu bölümün satışına karar verildiğini.
Genel Kurul tarafından PVD bölümü ile birlikte tarla vasfında olan ve gerçekte de tarla niteliğinde olan, Marmaraereğlisi ilçesinde bulunan 13 adet taşınmazın satışına karar verildiğini, bahsi geçen tarlalar da icari saikle alınan yerlerin değil tamamen hobi amaçlı alınan yerler olduğunu, satışına karar verilen varlıkların büyük kısmının (taşınmaz olanların tamamı) Tekirdağ Marmaraereğlisi ilçesinde bulunan tarla vasfındaki taşınmazlardan oluştuğunu, bu taşınmazların hobi amaçlı alındığını, sonrasında gerektiği gibi ilgilenilemediğini, gelir getirmeyen, verimi olmayan atıl halde bekleyen varlıklar halini aldığını,
buradaki tarlaların satışının şirket menfaatine uygun olup olmadığının tespiti için esasen uzman olmaya, analizler yapmaya gerek olmadığını, müvekkili şirketin, makine imalatı yaptığını, kendi alanında Türkiye'nin ve Avrupa'nın en büyük imalatçısı olduğunu, tarımın müvekkili şirketin iştigal konusu ve uzmanlık alanı olmadığını.
Bu tarla vasfındaki taşınmazların, soğuk hava deposu ve PVD bölümüne ait makinelerin, müvekkili şirketin sahip olduğu toplam mal varlığı ile kıyaslandığında müvekkili şirket açısından önemli miktarda mal varlığı olarak kabulünün mümkün olmadığını, ayrıca yasadaki ifadesiyle "toptan satış" durumunun da söz konusu olmadığını, bu sebeple de esasen bahse konu varlıkların satışında genel kurul kararı gerekmediğini, ancak her şeye rağmen müvekkili şirket bu varlıkların satışı hususunda genel kurulu bilgilendirmek istediğini ve genel kuruldan usulüne uygun onay ve yetki aldığını.
Davacı tarafından haksız ve mesnetsiz olarak açılan davada Yerel mahkemenin kararı uyarınca müvekkili şirket tarafından bilirkişiye 2018- 2019 yılı ticari defterler, kayıtlar ve mizanlar eksiksiz sunulduğunu, PVD Birimi Verimlilik Raporunda ve diğer raporlarda yer alan bilgilerin doğruluğunu veya varsa yanlışlığını ticari defter ve kayıtlarla ortaya çıkarmak mümkünken, bunun yapılmadığını,
genel bir takım gerekçelerle rapordaki verilerin doğruluğu denetlenememiştir vs. şeklindeki geçiştirmelerle bilirkişi raporu tanzim edildiğini ve Yerel mahkeme tarafından bu raporun itirazlara rağmen aynen benimsenmek suretiyle davanın kabulüne karar verildiğini;Yerel mahkemenin davacı tarafın iddialarının ötesine geçmek suretiyle davaya özel katkıda bulunma gayreti içerisinde olup yargılama boyunca ve vermiş olduğu kararda emredici kurallara aykırı olmayan, kamu düzenini ilgilendirmeyen, taraflar arasında ihtilaf konusu olmayan ve taraflarca ileri sürülmeyen hususlarda ihtilaf varmış gibi göstermeye çalıştığını,
Yerel mahkemenin yargılama boyunca müvekkili şirkete karşı anlaşılmaz bir olumsuz tavır içinde olduğunu, bu tavrını gerekçeli kararında kanun maddesini (TTK m.437) ve Yargıtay kararını (Yargıtay 11. H.D.
2016-5401 E. 2017-4832 K. Sayılı kararı) yanlış ve zorlama olacak şekilde müvekkili şirket aleyhine yorumlayarak da gösterdiğini, genel kurul toplantı davetinin, gündem ve bilgilendirmenin usulüne uygun olarak davacı ve diğer paydaşlara tebliğ edildiğini, genel kurulun toplantı ve karar nisabına uygun olarak toplandığını ve karar aldığını, Mahkeme kararının aksine bu hususta da herhangi bir eksiklik bulunmadığını, müvekkili şirket,n genel kurulu tarafından alınan kararların kanuna, ana sözleşmeye ve objektif iyiniyet kurallarına uygun olduğunu, bilirkişi raporunun mahkeme kararına dayanak olmaktan uzak, son derece yetersiz,
kifayetsiz maddi hatalarla, çelişkilerle dolu olduğunu, tüm bunlara rağmen Yerel mahkemenin, kararının gerekçesinin neredeyse tamamının bilirkişi raporundan kopyala yapıştır yöntemiyle alındığını beyanla kararının bozularak ortadan kaldırılmasına, müvekkili şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde mahkemece veya bilirkişi marifetiyle inceleme yapılmasına, yapılacak gerekli incelemeler sonucunda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, davalı şirketin 06/12/2019 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan kararların batıl olduğunun tespiti ile iptali talebine ilişkindir.
Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davalı şirketin dava konusu olan 06/12/2019 tarihli olağan genel kurul toplantısında, gündemin birinci maddesi ile toplantı başkanının, başkan yardımcısının, oy toplama memurunun ve katibin seçimine; üçüncü maddesi ile de davalı şirketin Tekirdağ ilinde bulunan arazilerinin, soğuk hava deposunun ve ...
Şubesi'nde bulunan PVD bölümünün kapatılarak bölüm olarak kül halinde ya da demirbaşlarının satışı için yönetim kuruluna yetki verilmesine karar verildiği, ilk kararın oy birliği ile ikinci kararın ise oy çokluğu ile alındığı, davacı adına toplantıya katılan vekilinin 3 nolu karara muhalefet ettiği ve muhalefet şerhinin toplantı tutanağına eklendiği, toplantıda 2 nolu bir kararın alınmadığı anlaşılmaktadır.
Davacı taraf dava dilekçesinde anılan genel kurul kararlarının butlan ve iptal sebebi olarak; genel kurulu toplantıya çağıran yönetim kurulu üyelerinin seçiminin yapıldığı genel kurul toplantıları ile ilgili olarak iptal davası açıldığını ve davanın derdest olduğunu, yönetim kurulunun seçiminin sakat olduğunu, davalı şirketin önemli bir değere sahip mal varlıklarının hangi ihtiyaçla, hangi değer üzerinden ve nasıl satacağı belli olmaksızın yönetim kuruluna yetki verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, satış kararının genel kurulda verilmesi gerektiğini,
şirket mal varlıklarının ekonomik piyasanın ve arazi bedellerinin düşük olduğu bir dönemde zararına satışının şirkete zarar vereceğini ileri sürmüştür. Anonim şirket genel kurul kararlarının butlan sebepleri TTK'nın 447. maddesinde sınırlı sayıda olmamak üzere düzenlenmiştir.
Buna göre genel kurulun, pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran; pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran; anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. Anonim şirket genel kurul kararlarının iptali ise TTK'nın 445. maddesinde düzenlenmiştir.
Buna göre TTK'nın 446. maddesinde sayılan şartları taşıyan pay sahiplerinin, alınan bir genel kurul kararının, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürerek karar tarihinden itibaren üç aylık süre içerisinde iptali için dava açmaları mümkündür.TTK'nın 408/1-f maddesi uyarınca anonim şirketlerin önemli miktarda şirket mal varlığının toptan satışı konusunda karar alma yetkisi genel kurula ait olup Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul Ve Esasları İle Bu Toplantılarda Bulunacak Bakanlık Temsilcileri Hakkında Yönetmelik'in 22/12. maddesi uyarınca bu kararın alınabilmesi için
sermayenin en az yüzde yetmiş beşini oluşturan pay sahiplerinin olumlu oyu gerekmektedir.Yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; öncelikle her ne kadar davacı taraf dava dilekçesinde genel kurulda alınan tüm kararların butlanının tespiti ile iptalini talep etmiş ise de, 1 nolu karar ile ilgili herhangi bir butlan veya iptal sebebi ileri sürmediği gibi bu kararda olumlu oy kullanmış ve karara muhalefet etmemiştir.
Buna göre Mahkemece toplantıda alınan 1 nolu kararla ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın bütün kararların iptaline karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olmuştur. Esasen dava konusu genel kurul toplantısında toplantı başkanlığının oluşturulması dışında alınmış tek karar vardır.
Mahkemece genel kurulda alınan 3 nolu karar yönünden; davalı tarafından alınan ve davacıya da bir sureti gönderilen, davalı şirketin bir kısım mal varlıklarının satışına ilişkin değerleme raporlarının yetersiz olması, davalı şirketin ticari defterleri, mizanı, vs belgelerinin davacının incelemesine sunulmaması, yönetim kuruluna satış yetkisi verilen mal varlıklarının ne olduğunun belirsiz olması nedeniyle davacının TTK'nın 437. maddesi uyarınca bilgi alma hakkının engellenmesi ve yönetim kurulunun aldığı satış yetkisini kötüye kullanıp kullanmayacağının belirsiz olması iptal gerekçesi olarak kabul edilmiş ise de;
davacı tarafça dava dilekçesinde davalı şirketin ticari defterleri, mizanı, bilançoları vs belgelerinin incelemesine sunulmadığı, bilgi alma hakkının engellendiği ve bu minvalde alınan karar yönünden TTK'nın 447. maddesinde sayılan butlan sebebinin oluştuğu iddia edilmemiştir. Davalı tarafça bir kısım şirket mal varlıklarının satışı için alınan değerleme raporları talebi üzerine davacıya toplantıdan önce gönderilmiş ve davacının incelemesine sunulmuştur.
Davacı muhalefet şerhinde alınan raporun yetersiz olduğunu iddia ederek özel denetçi tayin edilmesini talep etmiş, bu talebi genel kurul toplantısında oy çokluğu ile reddedilmiştir. Pay sahibinin genel kurulda ileri sürdüğü özel denetçi tayini talebinin reddi halinde sahip olduğu haklar TTK'nın 437. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre davacı, Mahkemeden özel denetçi atanmasını talep edebilecektir.
Davalı şirket yönetim kurulunun yetkisini kötüye kullanıp kullanmayacağına dair geleceğe yönelik bir belirsizliğin, alınmış bir genel kurul kararının iptal sebebi olmayacağı ise açıktır. Ayrıca davalı tarafça sunulan raporlarda satışına karar verilen taşınmaz ve diğer mal varlıklarının bilgisi açıkça yer almış olup davacının da bu hususların açık olmadığına dair bir iddiası bulunmamaktadır.
Kaldı ki kararın gerekçesinde de yer verildiği üzere, taraflar arasındaki yazışmalardan, satış konusunun daha önce de, üstelik davacının sahip olduğu payların devri karşılığında gündeme geldiği açıktır.Davacı, şirketin eski yönetim kurulu üyesi olup satışına karar verilen taşınmaz ve taşınır mal varlıklarının durumu ile ilgili bilgi sahibi olmaması mümkün değildir.
Mahkemece alınan bilirkişi raporunda hangi mal varlıklarının satışının yapılacağının belirsiz olduğu, değerlerinin tespit edilemediği, davalının aldığı değerleme raporlarının denetlenemediği beyan edilmiş ve Mahkemece de bu rapor olduğu gibi karara gerekçe yapılmışsa da, davalı tarafça ticari defter ve belgeler incelemeye sunulmuş olup, incelemenin gerektirmesi halinde bilirkişi heyetince davalı şirketten diğer belgelerin talep edilmesi mümkündür.
Zira bu noktada Mahkemece verilen 04/02/2021 tarihli ara kararda yalnızca ticari defterler üzerinde inceleme yapılmasına karar verilmiş olması karşısında davalı şirketten, incelemenin ne şekilde ve hangi belgeler üzerinde yapılacağını bilmesi ve buna göre tüm kayıtlarını incelemeye sunması beklenemeyecektir.
Bilirkişi raporunda, davanın esasını oluşturan ve davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddialar yönünden, bu kapsamda; önemli miktarda şirket mal varlığının toptan satışına karar verilmiş olup olmadığı, davalı şirketçe alınan değerleme raporlarının genel kurulun bilgisine sunulması ve satış kararının bizzat genel kurulca alınmasının gerekip gerekmediği, alınacak karardaki oy nisabının sağlanıp sağlanmadığı,
davalı şirketin iştigal konusuna göre satış için verilen yetkinin sermayenin korunması ilkesine aykırı olup olmadığı konusunda herhangi bir inceleme ve değerledirme yapılmamış, davalı tarafça rapora gerekçeleri açıklanmak suretiyle itiraz edilmiş ve yeni bir heyetten rapor alınması talep edilmiş olmasına rağmen Mahkemece bu talep ile ilgili gerekçesi açıklanmak suretiyle bir karar verilmemiş, uyuşmazlığı çözmeyen bilirkişi raporu hükme esas alınarak,
HMK'nın 26. maddesinde yer alan taleple bağlılık ilkesini ihlal eder şekilde ve dosya kapsamı ile HMK'nın 297 ve 298. maddesine uygun olmayan gerekçe ile karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı görülmüştür.Buna göre Mahkemece; konusunda uzman yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak bu heyetten, davalı tarafça alınan değerleme raporlarının, davalı şirketin ticari defter ve gerekli tüm kayıtları üzerinde yerinde inceleme yapılmak suretiyle denetlenmesi, yönetim kuruluna satış yetkisi verilen mal varlıklarının önemli mal varlığı olup olmadıkları, toptan satışın olup olmadığı,
gerekli oy nisabının sağlanıp sağlanmadığı ve bunun sonuca göre de alınan kararın sermayenin korunması ilkesine aykırı olup olmadığının tespiti yönünden rapor alınması, alınacak rapor ile iddia, savunma ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek genel kurulda alınan her bir karar yönünden yukarıda açıklanan TTK madde hükümlerine göre butlan veya iptal sebeplerinin oluşup oluşmadığı noktasında değerlendirme yapılarak gerekçeli şekilde karar verilmesi gerekmektedir.Açıklanan nedenlerle davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına,
dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2022/918, K. 2024/2030, 19 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama