KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 7 Kasım 2024
- Dosya no
- 2024/1665 Esas
- Karar no
- 2024/1760 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2024/758 Esas (Derdest Dava Dosyası
- Tarih
- 29/08/2024 (Ara Karar Tarihi
- Dava
- Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli
Karar Metni
3.083 kelime·15 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 28/05/2024 tarihli, genel kurul kararının geçersizliğinin tespiti ve iptaline, davalı şirketin halka açık ortaklık olması niteliği göz önüne alındığında mevcut yönetim kurulunun bugüne kadar aldığı kararlarla kötü bir duruma gelen şirketin bundan sonra da aynı yönetim yapısıyla devam etmesi halinde hem şirketin hem de ortakları nezdinde asla telafisi mümkün olmayacak zararlar doğacağını, bu nedenle Şirkete yönetim kayyımı atanmasını, yönetim kayyımı tayinine şimdilik gerek olmadığı kanaatine varılması hâlinde, bu kez yok hükmünde olan yönetim kurulunun alması muhtemel hukuka aykırı kararları denetlemesi amacıyla en azından denetim kayyımı atanmasına ihtiyaten karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 29/08/2024 (Ara Karar Tarihi) tarih ve2024/758 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı kararında.
"Geçici hukuki korumaların bir türü olan ihtiyati tedbirin şartları 6100 sayılı HMK'nun 389 uncu maddesinde düzenlenmiş olup, anılan düzenleme "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." hükmünü haizdir.Anılan hükümde de açıkça belirtildiği üzere, ihtiyati tedbir kararı,
bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında uygulanacak geçici bir hukuki korumadır. Başka bir ifade ile ihtiyati tedbir verilebilmesinin en önemli şartı bir ihtiyati tedbir sebebinin mevcut olmasıdır.
Kanunda bu husus genel olarak düzenlenmiş, hâkime oldukça geniş bir takdir alanı bırakılmıştır.(m. 389/1). Kanun, burada "mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından" söz etmektedir.
Bu hüküm dikkate alındığında, mevcut durumun değişmesi hâlinde,hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması,hakkın elde edilmesinin tamamen imkânsız hâle gelmesi,gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilecektir.Hâkim kararında somut sebep gösteremiyor, bunu en azından açıklayacak veya asgari ölçüde ikna edecek delil değerlendirmesi yapamıyor, yaklaşık ispat ölçüsünü yakalayamıyorsa tedbire karar vermemelidir.Ancak bu da hiçbir zaman tam bir ispat seviyesinde ispat şartına dönüşmemelidir.(Pekcanıtez,Hakan/Atalay,Oğuz/Özekes Muhammet.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, Ankara 2011-Sh.715-717) (Yüksek Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 24/04/2012 gün ve 2011/15388 esas,2012/6651 karar sayılı ilamında belirtildiği gibi) Mevcut durumda meydana gelebilecek değişmeyle kastedilen taraflar arasında çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan şey ya da hak üzerindeki değişimlerdir.
Uyuşmazlık konusunun dava sırasında el değiştirmesi veya çekişmeli şeyin telef olması ya da hasara uğraması bu duruma örnek teşkil edebilecektir. Bu hâllerde taraflardan biri davayı kazansa da ilk hâlde uyuşmazlık konusu başkasına devredildiğinden hakkını elde edemeyecek; diğer hâlde ise hakkına tam olarak ulaşamayacaktır.
Yukarıda anılan madde uyarınca gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde de ihtiyati tedbir kararı alınabilecektir. Bu hallerde davanın açılmasından hüküm verilinceye kadar geçecek zaman zarfında daha ziyade bir düzenleme veya eda amaçlı ihtiyati tedbir kararı alınarak taraflardan biri (veya her iki taraf) için doğabilecek bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın engellenmesi amaçlanır.(Araş. Gör.
Dr. Cengiz Serhat Konuralp (İÜHFM C. LXXI, S. 2, s. 225-274, 2013) http://dergipark.gov.tr/download/article-file/97835,Erişim Tarihi: 15/12/2016) İhtiyati tedbir talep eden, esasa ilişkin bir hakkın sahibi olmalıdır, yani zarar tehlikesi kanuna aykırı bir yöntemin, bir haksız fiilin sonucu olmalıdır. Talep sahibi, bir hakkının ihlâl edildiğini veya ihlâl edilme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu da gerçeğe yakın şekilde ortaya koymalıdır.
Her ihtiyati tedbir bir anlamda belli bir ivedilik gerektirir; diğer bir deyişle, talep sahibi, hakkını tehdit eden yakın bir tehlike nedeniyle ivedi bir koruma ihtiyacı içinde bulunmalıdır.İvedilik kavramı kendi içinde dereceler içerir ve olayın ve durumun özelliklerine göre değerlendirilir.
Genel olarak denebilir ki, esas hakkında önyargı içermeyen geçici bir çözümün geciktirilmesinin taraflardan birinin menfaatlerini tehlikeye koyduğu her durumda ivedilik mevcuttur.İhtiyati tedbir, zorlukla telafi edilebilecek bir zararın meydana gelmesini önlemeye yöneliktir. Burada zarar maddi olabileceği gibi, manevi bir zarar da olabilir.
Bu bağlamda, tedbirin hedeflenen amacı elde etmeye elverişli olması ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olması, yani söz konusu amacı elde etmek için vazgeçilmez olması lazımdır; ayrıca tedbir amaçla orantılı olmalı, aynı amacı sağlayacak daha yumuşak tedbirler varsa, her zaman bunlar tercih edilmelidir.(Prof.
Dr. Nur Centel’e Armağan / Selçuk Öztek) Somut olayda davacılar vekili, davalı şirkete kayyım atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir talep etmiş ise de; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerekli olup davacılar yönünden hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı konusunda
mahkememizde kanaat oluşmadığı, talep sahibi davacıların, hakkını tehdit eden yakın bir tehlike nedeniyle ivedi bir koruma ihtiyacı içinde bulunmadığı gibi ihtiyati tedbir kararı verebilmek için hâkimin somut sebep göstermesi ve ihtiyati tedbir kararının haklılığını ortaya koyacak delil değerlendirmesi yapması ve yaklaşık ispat ölçüsüne yaklaşması gerekli olup davacılar vekili tarafından dosyaya sunulan delillerin yönetim ve denetim kayyımı atanmasını gerektirir nitelikte somut delil kabul edilip haklılık konusunda yaklaşık ispat ölçüsü kriterine uymaması ve şirketin yönetimin dolaylı dahi olsa uyuşmazlık konusu olmadığı gözönüne alınarak
ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur."gerekçesi ile, ''Davacılar vekilinin davalı şirkete yönetim kayyımı, olmadığı taktirde denetim kayyımı atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle.
Mahkemenin 29/08/2024 tarihli ara kararı ile, davalı şirkete yönetim kayyımı, olmadığı takdirde denetim kayyımı atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verdiğini, HMK.'nun 389 vd. maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbirin şartlarının oluştuğunu; mahkemenin bu talepleri bakımından verdiği red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldırılması gerektiğini, Dava dilekçelerinde tüm ayrıntıları ile ciddi bir zararın doğmuş olduğu ve artarak devam ettiği olgusunun ortaya konduğunu;
bu kapsamda, müvekkillerinin de aralarında olduğu pay sahiplerinin haklarının korunması ve tabiri caizse keyfi yönetim kararlarının uygulanmasının engellenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesi yönündeki taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine dair hüküm kurulmasının son derece hatalı olduğunu; şirketin özellikle 2023 yılında 1.699.650.818,42-TL miktarında çok ciddi zarar ettiğini; üstelik bu zararın nereden oluştuğuna dair yönetim kurulu tarafından halka açık bir şirketin genel kuruluna doyurucu ve şeffaf bir bilgi de verilmediğini;
mevcut yönetim kurulunu kontrol eden A grubu hissedarların, halihazırda şirketi suistimal etmekte olduklarını; o nedenle bu denli ağır zarar yüküyle karşılaşan şirkete öncelikle yönetim kayyımı tayin edilmesi, bu talepleri kabul edilmezse de denetim kayyımı tayin edilmesi taleplerinin mahkemeye sunulduğunu ancak mahkemece dayanaksız olarak bu taleplerinin reddedildiğini, HMK.'nun 389/1 maddesi.
“Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.” şeklinde düzenlendiğini; bu açık düzenleme karşısında taleplerinin reddine karar verilmesinin hukuken yerinde olmadığını;
mevcut durumda zaten zarar doğduğunu ve şirketin bu haliyle yönetimine karar verilmesiyle artık telafisi imkansız şekilde doğmuş olan zararların büyümesinin de engellenemeyeceğini ve müvekkillerin ciddi hak kayıplarına uğramaya devam edeceğini; mahkemede bu yönde bir kanaat oluşmadığının belirtilmesinin son derece hatalı bir değerlendirmenin sonucu olduğunu.
İhtiyati tedbir taleplerinin tüm dayanaklarının mahkemenin bilgisine sunulmuş olup bu delillerin yeterince irdelenmemesi ve bu delillerin yönetim ve denetim kayyımı atanmasını gerektirir nitelikte kabul edilmemesinin son derece hatalı olduğnuu;
kararın kaldırılarak taleplerinin kabulüne karar verilmesinin elzem olduğunu, Davalı şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanması yönündeki ihtiyati tedbir taleplerinin gerekliliği hususundaki açıklamaları ile bu taleplerine ilişkin tüm delillerin dava dilekçelerinde sunulduğunu ve bu talebin kabulüne karar verilmesinin elzem olduğunun tüm açıklığıyla ortaya konuğunu ancak ilk derece mahkemesi somut olarak ortaya konan bu gerekliliği yaklaşık ispat koşulları oluşmadığı gerekçesiyle reddettiğini.
28/05/2024 tarihli genel kurulda müvekkilleri tarafından aşağıda belirtilen hususlarda bilgi verilmesi talebiyle, muhalefet şerhi düşüldüğünü; akabinde 05/07/2024 tarihli genel kurul sırasında ayrıntılı ve gerekçeli bilgi talebinde bulunulduğunu; çoğunluk oyuyla bilgi alma talebinin gerekçesiz olarak reddedilerek engellendiğini; bu hususların açıkça kötü yönetimin ve dolaylı olarak da yönetim organının işlevsizliğini ortaya koyduğunu ve yönetim kayyımı atanması gerektiğini gösterdiğini, bilgi alma talebine konu husular; şirket nakit varlıklarından bir kısmının usulsüz gelir kaydıyla şirket dışına çıkarılması,
şirkete ait üretim araçlarının emsallerinin altında şirket yöneticilerinin yakını olan kimselere ait firmalara satılarak, gerçeğe aykırı fatura ve muhasebe kayıtlarının oluşturularak ilgili mevzuatın ihlali, şirkete ait Lüleburgaz ve Şişli ilçelerindeki taşınmazların emsal değerlerinden önemli ölçüde düşük değerle, yine şirket yöneticilerinin yakını olan kimselere satılarak şirketin içinin boşaltılması, stoklardaki ürünlerin maliyet fiyatının altında satılarak üçüncü kişilere haksız menfaat sağlanması, emsallerin üzerinde bir maliyetle güneş enerjisi santrali yatırımı yapılarak, şaibeli işlemlerle Şirketin zarara uğratılması,
konfeksiyon ürünlerinin satışına ilişkin zamanlamaya aykırı olarak yöneticilerin yakını olan bir başka kimseye ait firmaya maliyet ve piyasa rayicinden çok düşük bedelle satılarak Şirketin zarara uğratılması, TTK, SPK, VUK hükümlerine aykırı hareket edilerek şirket aleyhine mali, cezai ve hukuki sorumluluk yaratılması riski doğurması, şirket kayıtlarının örtülerek, azınlık hissedarları haklarının elinden alınması hususları olduğunu, Ayrıca.
TTK'nın 420/2. maddesi uyarınca, öncesinde itiraza uğrayan finansal tablolar hakkında, dürüst ve denetlenebilir hesap verme ölçüsü ilkeleri uyarınca cevap verilmediğini ve buna rağmen müzakerenin geri bırakılması talebinin çoğunluk oyuyla gerekçesiz olarak reddedildiğini, satın almalar hakkında hiçbir bilgiye ulaşılamadığını, genel kurula sunulan bilgilerin sadece yılın ilk yarısına ilişkin olup son altı aya ilişkin hiçbir bilgi sunulmadığını, menfaat çatışması durumu yaratılarak Kurumsal Yönetim İlkelerinin ihlal edildiğini.
Yönetim Kurulu Başkanının sekreterinin kızı satış biriminin yöneticisi yapıldığını, kardeşinin ise satın alma biriminin yöneticisi yapıldığını; akrabalık ilişkisine dayalı yönetim, menfaat çatışması yaratmakta olduğunu; ve yine halka açık bir Şirket olan davalı Şirketin yöneticisi ...’ın kızı ... Şirkette çalışmadığı hâlde Şirketten maaş almakta olduğunu; oysa ...
Türkiye’de dahi yaşamamakta olduğunu; yine ...’ın evinde çalışan temizlikçilerden, şoföre, aşçıdan bahçıvana çok adette personeli Şirket çalışanı olarak gösterilmekte olduğunu ve Şirket kasasından bu kimselere maaş ödenmekte olduğunu, Şişli ve Lüleburgaz’da bulunan ve SPK lisanslı bir değerleme şirketi tarafından değeri 611.000,00 USD olarak tespit edilen gayrımenkullerin yarı fiyatının altında 300.000,00 USD’ye satıldığını;
bu paranın nereye gittiğinin açıklanmadığını, yaklaşık 200.000,00 Euro götürü gider harcamasının karşılığı ve nereye harcandığının açıklanmadığını, şirketin makineleri elden nakit tabiri ile satıldığını, paranın bir kısmının kayıtsız olarak, açıktan alındığını; bu paranın şirket çalışanı adına ...
Bankasında bir kasaya konulduğunu, bu makinelerin satışı ile ilgili olarak üç farklı satış sözleşmesi ve bir adet nakit teslim tutanağı hazırlattırıldığını, konu aleniyet kazanınca hukuk dışılığı örtmek için eski tarihli bir sözleşme hazırlattırılarak hususi evrakda sahtecilik yapıldığını, paraların kasadan alınarak gerçeğe aykırı geç fatura kesilerek VUK’a aykırı işlem tesis edildiğini, yurt dışından alınan konfeksiyon siparişleri fazla adette üretilip fazla ürün yurt içinde kelepir fiyattan satılarak sözleşme ihlalleri yapıldığını, yurt dışı müşterilere cezai şart ödemek riski altına girilerek, Şirketin zarara uğratıldığını;
bunlarla ilgili sunulan tablolar hakkında genel kurulda hiçbir açıklama yapılmadığını, 18 Mayıs 2023 tarihinde eski siparişlerin stoktan çıkarılması evrakı ile üretilmiş ürünler fireye atılarak şirket kayıtlarından düşüldüğünü ve VUK’a aykırı işlem yapıldığını, Lüleburgaz’daki fabrikanın çatısına güneş enerjisi panelleri konulduğunu ancak ...
A.Ş. tarafından mühürlendiğini; buna rağmen kamuya yapılan reklam ve bildirimlerde yenilenebilir enerji kaynaklarından üretim yapıldığı imajı yaratılarak kamuoyu yanıltılmakta olduğunu, şirket genel müdürü tarafından yüzbinlerce Avro zararına satış yapılmış olmasına rağmen ürünlerin neden zararına satıldığı genel kurulun bilgisine sunulmadığını, Yukarıda arz edilen bilgi taleplerinin hepsinin çok somut hususlar olup şirketin kötü gidişatını ve yapmış olduğu ağır zararın nedenlerini öğrenmeye matuf bilgi talepleri olduğunu,
yönetim kurulu tarafından bu konuların hiçbiri hakkında genel kurula bilgi verilmediğini ve çoğunluk oyuyla bilgi alma talebi reddedilerek azınlık hissedarlarının bilgi alma hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini, Bir başka hususun ise bilançoların sürekliliği ilkesine göre gerçek durumu yansıtmaması, hesap verme ve dürüst resim ilkelerine aykırılıklar taşımakta oluşu olduğunu; buna dair müvekkillerin somut iddia ve itirazlarına somut hiçbir cevap verilmediğini; bilindiği üzere bilanço, bilanço günündeki dönem sonucunu kar veya zarar olarak göstereceğini;
bu sonucun dönem içinde nasıl oluştuğunu, dönem giderlerinin ve dönem hasılatının hangi kalemlerden oluştuğunu ve bunların tutarlarını göstermeyeceğini; şirketin hasılatını ve giderlerini, kâr zarar tablosu gösterdiğini; kar-zarar durumunu gösteren tablolarda hiçbir açıklama ve dayanak belge olmadığından ve genel kurul sırasında sorulara yeterli cevap da verilmediğinden finansal tabloların tasdiki kararı nasıl alınabileceğini;
bu durumda azınlık pay sahipleri akıllarındaki sorular ve kuşkulu işlemler nedeniyle nereden bilgi alabileceklerini, Gelinen noktada mahkemenin ihtiyati tedbir kararının haklılığını ortaya koyacak somut delil bulunmadığı yönündeki gerekçesinin hukuken yerinde olmadığını;
tüm sebepleri, dayanakları açıkça ortaya konmuş olan taleplerinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil etmekte olduğunu, HMK'da düzenlenen ihtiyati tedbirin şartları somut olayda oluşmakla birlikte TMK.'nun yönetim/denetim kayyımı atanmasına ilişkin hükümlerine göre de bu taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Şirketin özellikle 2023 yılında 1.699.650.818,42-TL miktarında çok ciddi zarar ettiğini; üstelik bu zararın nereden oluştuğuna dair yönetim kurulu tarafından halka açık bir şirketin genel kuruluna doyurucu ve şeffaf bir bilgi verilmediğini;
mevcut yönetim kurulunu kontrol eden A grubu hissedarların, Şirketi suistimal etmekte olduklarını; o nedenle bu denli ağır zarar yüküyle karşılaşan Şirkete öncelikle yönetim kayyımı bu talepleri kabul edilmezse de denetim kayyımı tayin edilmesi zorunlu olduğunu, Şirketin halka açık ortaklık olması niteliği de göz önüne alındığında mevcut yönetim kurulunun bugüne kadar aldığı kararlarla bu hale gelen şirketin bundan sonra da aynı yönetim yapısıyla devam etmesi halinde hem Şirket hem de ortakları nezdinde asla telafisi mümkün olmayacak zararlar doğacağını ve hatta bu haliyle davalı şirketin bir yönetim boşluğu yaşadığına şüphe olmadığını,
Diğer yandan TTK ve TMK 426 ve 427. maddeleri, şirketin yönetim ve denetim organlarının yetersiz kaldığı ve şirketin mali yapısının bozulduğu durumlarda kayyım atanması için gerekli hukuki çerçeveyi sunmakta olduğunu; bu bağlamda, şirketin mevcut yönetimi ve denetim organlarının görevlerini yerine getirememesi nedeniyle şirketin korunması ve pay sahiplerinin menfaatlerinin güvence altına alınması amacıyla kayyım atanması zorunlu olduğunu, Şirketin önceki yönetiminin süresi dolduğunu, sözde yeni seçilen Yönetim Kurulu'nun ise buna ilişkin kararın yok hükmünde olması nedeniyle hukuken varlık kazanmadığını;
dolayısı ile şirket hâlihazırda yönetim organından mahrum durumda oluğunu; halka açık ortaklık olması niteliği de göz önüne alındığında yönetim organından mahrum olarak geçirilecek her bir dakikanın hem Şirket hem de ortakları nezdinde asla telafisi mümkün olmayacak zararlar doğuracağını; bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kaldığını ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa, ticaret mahkemesi yönetim kayyımı atayarak yönetim boşluğunu gidermesi gerektiğini; bu nedenle şirkete yönetim kayyımı atanmasına karar verilmesi gerektiğini, Yönetim kayyımı atanması,
şirketin yönetimsel faaliyetlerinin daha etkin ve hukuka uygun bir şekilde sürdürülmesini sağlayacağını; mevcut yönetim kurulunun görevini yerine getirmekteki yetersizliği ve usulsüz işlemleri dikkate alındığında ve ayrıca hukuken varlık kazanamadığı da gözetildiğinde kayyım atanması şirketin varlıklarının korunması, mali yapısının düzeltilmesi ve ticari faaliyetlerinin sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşımakta olduğunu, Bu talepleri kabul görmediği seçenekte ise en azından denetim kayyımı atanması, şirketin mali kayıtlarının, işlemlerinin ve genel işleyişinin hukuka uygun bir şekilde denetlenmesini sağlayarak,
şirketin mali yapısındaki eksikliklerin giderilmesine önemli katkılar sunacağını; denetim kayyımı, şirketin mali işlemlerini şeffaf bir şekilde denetleyerek, mali tabloların doğruluğunu ve pay sahiplerinin haklarının korunmasını güvence altına alacağını, Açıklanan tüm bu nedenlerle, ilk derece mahkemesinin usul ve yasaya aykırı olan 29.08.2024 tarihli davalı şirkete yönetim kayyımı, olmadığı takdirde denetim kayyımı atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir talebimizin reddine dair kararının dairemizce yapılacak istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, İleri sürerek,
yukarıda arz ve izah edilen sebepler ve resen dikkate alınacak diğer sebepler ile birlikte.
İhtiyati tedbir kararı verilebilmesi için tüm şartlar oluşmasına rağmen usul ve yasaya aykırı şekilde tesis edilen ihtiyati tedbir talebimizin reddine dair 29.08.2024 tarihli kararın kaldırılmasına, talepleri gibi yönetim kayyımı tayinine, olmadığı takdirde denetim kayyımı atanmasına ihtiyaten karar verilmesine, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Talep; davalı şirketin 28/05/2024 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların iptali istemli derdest davada, davalı şirkete tedbiren yönetim kayyımı, bu talep kabul görmez ise denetim kayyımı atanmasına istemine ilişkin olup, mahkemece tedbir isteminin reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
6100 Sayılı HMK'nun 389. maddesi uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
Aynı kanunun 390 maddesi uyarınca tedbir talep eden taraf dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.6102 sayılı TTK'nun 365. maddesinde, anonim şirketlerin yönetim kurulu tarafından yönetilip ve temsil olunacağı düzenlenmiş, YK üyelerinin seçimi, süreleri, ibraları hakkında karar verilmesi ve görevden alınmaları TTK 408 maddesi uyarınca genel kurulun, devredilemez ve vazgeçilemez görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
TTK'da anonim şirketlerde yönetim kurulunun yönetim yetkisinin mahkemelerce kaldırılacağına veya sınırlandırılacağına ilişkin yasal düzenleme bulunmadığı gibi anonim şirkete mahkemece yönetim kayyımı atanmasına olanak sağlayan açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır.TMK'nin 427/4. maddesine göre bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka bir yoldan sağlanamamış ise vesayet makamınca yönetim kayyımı atanması gerekmektedir.
Anılan düzenlemeye göre yönetim kayyımı atanabilmesi için şirketin yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olması şarttır. Şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğu takdirde organ yokluğundan sözetmek mümkün olmadığı gibi, mevcut yönetim kurulunun, çalışamaz halde olması da TTK'nin sistematiği içinde giderilmesi her zaman mümkün bir durumdur. (Yarg.
11. H.D 08/03/2018 2016/7714 E-2018/1804 K) Aslolan şirketlerin genel kurulları uyarınca seçilmiş yöneticileri tarafından yönetilmeleri olduğu, tedbiren kayyım atanması istenen davalı şirket de yönetim boşluğu da bulunmadığı gibi dava yöneticilerin azli veya sorumluluğu davası da değildir.
Genel kurul kararının iptali istemine ilişkin davada, davalı anonim şirketin yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine engel bir durum ve şirkette organ boşluğu bulunmadığı gibi yönetiminin başka yoldan sağlanamaması ve genel kurulun toplanamaması gibi bir durum da söz konusu olmadığından davalı şirkete yönetim veya denetim kayyımı atanmasını gerektirecek haklı bir sebep bulunmadığı, HMK'nın 389/1 ve 390/3 maddesinde aranan koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla.
Mahkemece ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi isabetli olup, davacılar vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2024/1665, K. 2024/1760, 7 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama