KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 19 Aralık 2024
- Dosya no
- 2024/1911
- Karar no
- 2024/2068
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 25/09/2024 (Ara Karar Tarihi
- Numarası
- 2024/475esas (Derdest Dava Dosyası
- Dava
- Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli
Karar Metni
3.647 kelime·18 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin, davalı ...
A.Ş.nin sırasıyla 152.250-TL si, 228.375-TL si ve 228.375-TL si olmak üzere toplam 609.000-TL'sini temsil eden toplam %25 payların sahibi olduklarını, ... ve ... 'in ise şirketin müdürleri kurulu üyeleri olduğunu, müvekkilleri tarafından İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2016/1140 esas sayı ile şirketin feshi talepli dava ikame açıldığını, yapılan yargılama neticesinde, dosyaya sunulan bilirkişi raporları ile TTK madde 531 ve madde 636/3 uyarınca davalı şirket yönünden tasfiye koşullarının finansal yönden oluşmuş durumda olduğunun tespit edildiğini, nihai olarak davanın kabul edilerek,
müvekkillerinin davalı şirketten çıkarılmalarına karar verildiğini, l... 64.887.847,37 TL, ...97.331.771,06 TL, ...
97.331.771,06 TL ayrılma akçelerinin davalı şirketten tahsili ile müvekkillerine verilmesine karar verildiğini, mahkeme ilamının infazı için davalı şirket aleyhine ... sayılı dosyası ile ilamlı icra takibi başlatıldığını ve takip kesinleştiğini, davalı şirketler tarafından müvekkillerine ödeme yapılması beklenirken, davalı şirketin 19.04.2024 tarihli Yönetim Kurulu kararı ile 21.05.2024 tarihinde ve saat 12:00da şirket merkez adresinde "Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı" yapılmasına karar verildiğini ve gündemin belirlendiğini, ...
Şirketinin 21.05.2024 tarihinde saat 12:00da "..., Kavacık, Beykoz/İstanbul" adresinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında, gündemin 3. Maddesi ile "ŞİRKETİN TASFİYEYE GİRİŞİ VE TASFİYE BAŞLANGICI HUSUSLARININ GÖRÜŞÜLMESİ VE KARARA BAĞLANMASI" na karar verildiğini, müvekkillerinin bu maddeye"karşı çıkmasına, olumsuz oylarına ve muhalefet şerhlerine rağmen, yapılan oylama sonucunda; şirketin tasfiye haline girmesine.
Tasfiye işlemlerini yürütmek üzere, T.C. uyruklu ve halen "İstanbul ili, Beykoz ilçesi, ... Sok., No:...." adresinde ikamet eden ... T.C. Kimlik numaralı ... tasfiye memuru olarak atanmasına, tasfiye işlemlerini yürütmek üzere, T.C. uyruklu ve halen "İstanbul ili, Üsküdar ilçesi, ... Cad., No:..." adresinde ikamet eden ... T.C.
Kimlik numaralı Fazlı ... tasfiye memuru olarak atanmasına, tasfiye işlemlerinin TTK2nın ilgili hükümleri gereğince, tasfiye memuru tarafından "İstanbul ili, Beşiktaş ilçesi, ... Cad., ...Sok., No:..." adresindeki şirket merkez adresinde yürütülmesine, tasfiye ile ilgili olarak şirketin tasfiye işlemleri sonuçlanana kadar tüm iş ve işlemlerde tasfiye memurluğuna atanmış olan ... T.C. Kimlik numaralı ...'ın ve ... T.C.
Kimlik numaralı ... tasfiye memuru olarak atacağı münferit imzası ile şirketi temsil ve ilzam etmesine, ..., ... ve ...
250.000 adet olumsuz oyuna karşılık, 750.000 adet olumlu oy ile ve oyçokluğu ile karar verildiğini, bu karara karşı da müvekkillerinin itirazlarının olduğunu ve karara muhalefet şerhi düşüldüğünü, ...vekilinin şirket taşınmazlarının kıymet takdirlerinin spk lisanslı gayrimenkul değerleme kuruluşlarına yaptırılarak teklif alma usulü ile satışa sunulmasına ilişkin yazılı önergesini sunması neticesinde gündeme alınan maddenin yine müvekkillerinin 250.000 adet olumsuz oyuna karşılık, 750.000 adet olumlu oy ile ve oyçokluğu ile bu önergenin gündeme alınmasına ve oylanmasına karar verildiğini,
yapılan oylama soncunda önergenin kabulü ile şirket taşınmazlarının kıymet takdirlerinin SPK Lisanslı Gayrimenkul Değerleme Kuruluşlarına yaptırılarak teklif alma usulü ile satışı konusunda tasfiye memurlarına yetki verilmesine, müvekkilleri ..., ... ve ...
8.120 adet olumsuz oyuna karşılık, 23.880 adet olumlu oy ile ve oyçokluğu karar verildiğini, bu karara karşı da müvekkillerinin itirazlarının olduğunu ve karara muhalefet şerhi düşüldüğünü, bunun yanında ... vekilinin şirket tasfiyesi kararı neticesinde şirketin borçları ve diğer karşılıklar ayrıldıktan sonra tasfiyenin ayni paylaşım yolu ile yapılmasına ve ayni paylaşım yapılan şirket gayrimenkullerinin hissedarlar adına tapuya tescil ettirilmesi konusunda tasfiye memurlarına yetki verilmesine ilişkin yazılı önergesini sunması neticesinde gündeme alınan maddenin müvekkillerinin 250.000 adet olumsuz oyuna karşılık,
750.000 adet olumlu oy ile ve oyçokluğu ile bu önergenin gündeme alınmasına ve oylanmasına karar verildiğini, yapılan oylama sonucunda önergenin kabulü ile şirketin tasfiye kararı neticesinde şirketin borçları ve diğer karşılıklar ayrıldıktan sonra tasfiyenin ayni paylaşım yolu ile yapılmasına ve ayni paylaşım yapılan şirket gayrimenkullerinin hissedarlar adına tapuya tescil ettirilmesi konusunda tasfiye memurlarına yetki verilmesine; müvekkillerim ..., ... ve...
8.120 adet olumsuz oyuna karşılık, 23.880 adet olumlu oy ile ve oyçokluğu ile karar verildiğini, bu karara karşı da müvekkillerinin itirazlarının olduğunu ve karara muhalefet şerhi düşüldüğünü, muhalefet şerhlerimize rağmen alınan bu kötü niyetli ve dürüstlük kuralına aykırı genel kurul kararları akabinde, davalı şirketin tasfiyesi 12.06.2024 tarihinde tescil ve aynı tarihte Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, tasfiye nedeniyle alacaklılara çağrı birinci ilanı da aynı tarihli gazetede ilan edildiğini, buna istinaden, şirkete ve tasfiye memurlarına, Beyoğlu ...
Noterliğinin 31.07.2024 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile yukarıda detaylı olarak izah edilen İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1140 esas sayılı ilamı ve... sayılı dosyası ile başlatılan ve kesinleşen ilamlı icra takibi dosyasından alınan derkenar uyarınca, tasfiye halinde bulunan davalı şirketin müvekkili ... için 1.092.553.888,19 TL,... için 1.092.553.888,19 TL ve ... için 728.369.258,79 TL olmak üzere toplam 2.913.477.035,17 TL (26.06.2024 tarihinden itibaren işleyen faiz ve yapılan masraflar hariç) borcu olduğunu, bu nedenle müvekkillerinin alacaklarının şirket kayıtlarında bulunmaması durumunda,
şirket kayıtlarına işlenmesini ve bu alacaklar ödenmeden söz konusu şirketin tasfiyesinin kapatılmamasını, ayrıca alacakların tahsili için tasfiye halindeki şirket aleyhine başlatılan ve kesinleşen ilamlı icra takip dosyası ile müvekkillerinin alacaklarının tahsili için icra işlemlerine devam edileceğinin ihtar edildiğini, alınan genel kurul kararının kanuna ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu ve tamamen iptali gerektiğini,tasfiye memurlarına,
şirket taşınmazlarının kıymet takdirlerinin spk lisanslı gayrimenkul deerleme kuruşlarına yaptırarak teklif alma usulü ile satış konusunda yetki verilmesi ile şirketin borçları ve diğer karşılıklar ayrıldıktan sonra tasfiyenin ayni paylaşım yolu ile yapılmasına ve ayni paylaşımı yapılan taşınmazların hissedarlar adına tapuda tescili için yetki verilmesi kararı akıl ve mantık ilkelerine uymadığı gibi hukuka da aykırı olduğunu,
iptalini talep ettikleri genel kurul kararı ile tasfiye memuru olarak atanan müdürler kurulu üyeleri ... ve neşe doğanın şirketin varlığı sırasında şirketi kötü yönettiklerine ve hileli davranışlarına en büyük örnek olan bu durum, tabiri caiz ise "yavuz hırsız ev sahibi bastırır" atasözüne uygun düştüğünü, şayet, bu gidişle davalı şirketlerin içi, yönetim kurulu üyeleri/müdürleri tarafından çok kısa bir süre içinde dolanlı/muvazalı işlemlerle boşaltılacak ve tasfiyeye bir şey kalmayacağını, hakim ortakların amacının, sermaye azaltımı adı altında zimmetlerine para geçirmek olduğundan,
hakim ortakların kötü niyete müstenit bu davranışlarını önlemek adına, öncelikle, TTK. 449 maddesi gereğince iptalini istediğimiz genel kurul kararlarının yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verilmesini gerektiğini belirterek; öncelikle TTK. 449 maddesi gereğince iptalini istedikleri 21.05.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında oyçokluğu ile alınan 3 nolu genel kurul kararının yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 25/09/2024 tarih ve 2024/475 Esas sayılı kararında;"İstanbul 9.Asliye Ticaret Mahkemesine ait 2016/1140 esas sayılı dosyasının bir örneği Uyap üzerinden getirterek dosya içinde alınmış, yapılan incelemede dosyanın henüz kesinleşmediği görülmüştür.Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 389/1. maddesi "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde,
uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir." hükmünü içermektedir.HMK'nın 390/3 maddesinde ise"Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. " şeklinde düzenleme yapılmıştır.TTK 447. maddesinde genel kurul kararının butlanı davasında uygulanacak düzenlemeler getirilmiş olup. Buna göre.
TTK MADDE 447- (1) Genel kurulun, özellikle; a) Pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran,b) Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, c) Anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan,kararları batıldır. TTK'nın 449. maddesine göre.
"Genel kurul kararı aleyhine iptal veya butlan davası açıldığı takdirde mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra, dava konusu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir. " düzenleme yapılmıştır.Dava, davalı şirketin TTK.
449 maddesi gereğince iptali istenen, 21.05.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında oyçokluğu ile alınan 3 nolu genel kurul kararının yürütülmesinin geri bırakılması, davalı şirketin 21.05.2024 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul toplantısında oy çokluğu ile alınan 3 nolu karar kanuna, esas sözleşme hükümlerine ve dürüstlük kurallarına aykırı bulunduğundan bu kararların iptali istemine ilişkin olduğu,
TTK 449 maddesi uyarınca iptali talep edilen 21.05.2024 tarihli Genel Kurul Kararlarının yürütülmesinin geri bırakılması ile ilgili olarak davalı şirket yönetim kurulu üyelerinin mahkememizin 15/08/2024 tarihli 10 nolu ara kararı uyarınca görüşlerinin alındığı, dosya kapsamına ibraz edilen deliller bir arada değerlendirildiğinde.
HMK 389 ve devamı maddeledi uyarınca mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale gelebileceğinden ya da gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğabileceği olgusunun dosya kapsamında bu aşamada "yakın ispat" koşullarıyla oluşmadığından 21.05.2024 tarihli Genel Kurul Kararlarının yürütülmesinin geri bırakılması yönündeki ihtiyati tedbir isteminin reddine karar vermek gerekmiştir."gerekçesi ile,'' Davacı vekilinin 24/05/2024 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında oyçokluğu ile alınan 3 nolu kararın yürütmesinin durdurulması
yönündeki talebinin REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin davaya konu genel kurul kararının yürütülmesinin geri bırakılması taleplerinin reddine ilişkin kararın kanuna ve usule aykırı olduğunu, İhtiyati tedbir kararı için gerekli şartların görülen davada oluşmuş durumda olduğunu,Yerel Mahkemenin, herhangi bir gerekçe ileri sürmeden, salt davaya konu olayları alt alta sıralamak suretiyle HMK 389 ve devamı maddeleri uyarınca "yaklaşık ispat" koşullarının oluşmadığından bahisle davaya konu genel kurul kararının yürütülmesinin geri bırakılması taleplerinin reddine karar verdiğini;
yerel mahkemenin davaya konu somut durumları alt alta sıralamak suretiyle yaklaşık ispatın da üstünde tam ispat niteliğinde olan delillerini hangi gerekçe ile görmezden gelerek, telafisi imkansız zararlar doğmayacağı sonuç ve kanaatine varmış olduğunun taraflarınca anlaşılamamakta olduğunu; salt olaylar silsilesi dahi Yerel Mahkemenin deyimi ile "yakın ispat"ın da (HMK m.390/3ün Kanuni terimi ile yaklaşık ispatın) üstünde gerçekleri apaçık gözler önüne sermekte olduğunu,Yerel Mahkeme tarafından, herkesçe bilinen kanun hükümlerinin alt alta sıralandığı,
bu hükümlerin somut olaya uygulanarak bir değerlendirme yapılmadığı ve hatta genel ifadeler ile önyargılı bir sonuca ulaşıldığının görüleceğini; bu gerekçenin,Yargıtayın nitelendirmesiyle sözde gerekçe olduğunu; tüm bu sırada, Yerel Mahkeme, davalının niyeti ve müvekkillerinin davadaki konumunu göz ardı ettiğini, adeta genel bir değerlendirme yaptığını ve müvekkillerini sebepsiz yere hukuki korumadan yoksun bıraktığını, Somut olay incelendiğinde, iptali talep edilen, "şirketin tasfiyesine ve bu kapsamda alınan hukuk dışı uygulamalara" ilişkin genel kurul kararının yürütülmesinin devam etmesi halinde,
davalı şirkette pay sahibi ve üstelik Şirketin fesih ve tasfiyesi için İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2016/1140 E. sayılı davada verilen şirketten çıkarılma kararına istinaden ayrılma akçesi alacağı olan müvekkillerinin, alacağına kavuşması zorlaşmakta ve/veya imkânsız hale gelmekte olduğunu; çünkü, davalı şirketin kötü niyetli oyunları ile nedense şirketin bir anda mevcut durumu bozularak, müvekkillerinin hakkını elde etmesine engel olmaya çalışılmakta ve hatta tasfiye ile beraber hak talep edecek tüm alacaklılar karşısında müvekkillerinin alacağına kavuşmasını tamamen imkansız hale getirmeye çalışmakta olduğunu;
davalı tarafça da çok iyi bilindiği gibi, her şirketin tasfiye süreci uzun ve sancılı olduğu gibi, alacaklıların alacaklarına kavuşacaklarına dair de garanti veren bir süreç olmadığını; dolayısı ile ortada kesinleşmiş bir icra takipleri varken, üstelik bu alacaklarını Mahkeme kararı ile taçlandırılmış bir alacak iken her nedense 8 yıldır verilemeyen tasfiye kararı bir anda verilmiş ve süreç sürüncemede bırakılmaya çalışıldığını,Tüm bu sebeplerle, öncelikle, eksik, şeklî ve görünüşte yazılmış işbu tedbir talebinin reddine dair Yerel Mahkeme kararı, adil yargılanma hakkının ihlâli sonucunu doğurmakta olup, objektiflikten de uzak olduğundan,
kaldırılmalı ve yeniden bir karar verilerek, davaya konu genel kurul kararının yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini, İhtiyati tedbirin, HMK m.389 kapsamında, dava konusu hakkında verilebileceğini.
İhtiyati tedbir ile korunan menfaatin, dava sonunda verilecek nihai kararla gerçekleşecek olan kesin hukuki korumanın konusuz kalmasının engellenmesindeki menfaat olduğunu; ihtiyati tedbir kararı verilmezse, davacı tarafın dava sonunda haklı görülse bile, davayı kazandığı halde, müddeabihi kaybetmiş olacağını; davanın konusunun (müddeabihi) ise, hukuka aykırı genel kurul kararının iptali olduğunu;
dolayısıyla, iptali istenen genel kurul kararının icrasının durdurulmasına dair geçici hukuki koruma kararı (tedbir kararı) kaldırıldığı takdirde, dava sonunda haklı olduklarının anlaşılıp, kararın iptaline karar verildiğinde, en az bir yıl sonra karar verildiği düşünüldüğünde, davacı şirket yönetimi, aldığı hukuksuz kararı bir yıl boyunca icra edecek, tasfiyeyi büyük oranda ilerletecek ve dava sonunda haksız çıktığı halde, "de facto" haklı imişcesine istediği sonuca ulaşabilecek ve mahkemece verilecek nihai hukuki koruma gerçekte hiçbir işe yaramayacak ve anlamsız hale gelecektir.
Başka bir ifadeyle, zamanda geriye yolculuk imkânsız olduğundan, telafisi imkânsız bir zarar, hem de mahkeme eliyle gerçekleştirilmiş olacağını; dava konusunu kaybeden bir davacının sonuçta davayı kazanmasının, kazanç değil kayıp anlamına geleceğinin izahtan vareste olduğunu;
bu nedenle, yerel Mahkemenin tedbir taleplerinin reddi kararının hukuka aykırı olduğu ve kaldırılmasının ne denli yerinde olacağını,İşbu davaya emsal olabilecek nitelikteki, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/468 esas sayılı dosyasından verilen "TTK 449 uyarınca iptali istenilen genel kurul kararlarının yürütülmesinin geri bırakılması" kararı incelenmeden verilen yerel mahkeme kararı, hakikate, hukuka ve hakkaniyete de aykırı olduğunu, " Sunulan beyanlar ve dosya incelendiğinde,
İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1140 esas sayılı ilamı ile davacıların ortaklıktan çıkarılmasına ve pay bedellerinin ödenmesine karar verildiği, kararın henüz kesinleşmediği, kararın icraya konu edilmesi üzerine davaya konu genel kurul toplantısı ile tasfiye kararı alındığı, 2016 yılında açılan davanın karara bağlanıp kesinleşme aşamasında iken ve davacıların pay bedellerine ilişkin takip var iken, bunu bertaraf edecek şekilde tasfiye kararı alınmasının davacıların takip ve alacaklarının neticelenmesi açısından telafisi ağır zararlar doğurma ihtimali bulunduğu,
anılan tasfiye kararı üzerine malların satılması halinde telafisinin mümkün olmayacağı, bu durumda tasfiye kararının icrasının geri bırakılmasının yerinde olacağı nazara alınarak"gerekçesiyle GENEL KURUL KARARININ YÜRÜTÜLMESİNİN GERİ BIRAKILMASI taleplerinin kabul edildiğini ve iptali talep edilen genel kurul kararının TTK madde 449 uyarınca icrasının geri bırakılmasına karar verildiğini;
bu kararın, 19.09.2024 tarihli beyan dilekçeleri ekinde Yerel Mahkemeye sunulduğunu, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin isabetli olarak vardığı sonuç ve kanaat uyarınca anlaşılacağı üzere, HMK madde 389 ile belirlenen mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle korunması gereken hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması,
tamamen imkansız hale gelmesi ihtimali ya da taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümüne kadar gecikme sebebiyle bir sakıncanın veya ciddi bir zararın doğacağı ihtimali şartı işbu dava bakımından şüpheye mahal vermeyecek şekilde gerçekleşmiş durumda olduğunu,Her yönü ile doğru ve isabetli bu kararın, görülmekte olan davaları ile aynı konu ve sebepler içerdiği göz önünde bulundurulduğunda, işbu davaya emsal nitelikte olduğu açık olup,
davanın sonuca ulaştırılması ve istikrarlı kararların oluşabilmesi için bahse konu kararın ve gerekçelerinin Yerel Mahkeme tarafından incelenmesi ve buna göre karar verilmesi gerektiğini,Nitekim İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin de belirttiği gibi "2016 yılında açılan davanın karara bağlanıp kesinleşme aşamasında iken ve davacıların pay bedellerine ilişkin takip var iken bunu bertaraf edecek şekilde tasfiye kararı alınmasının davacıların takip ve alacaklarının neticelenmesi açısından telafisi ağır zararlar doğurma ihtimali bulunduğu,
anılan tasfiye kararı üzerine malların satılması halinde telafisinin mümkün olmayacağı" aleni olduğunu ve buna göre iptali talep edilen genel kurul kararının icrasının durdurulması gerekirken, Yerel Mahkeme tarafından verilen karar ne hukuka ne hakikate uygun olduğunu, Esas davadaki haklılıklarının yaklaşık ispatın da üstünde dosyada mevcut deliller ile sabit olduğunu, "İhtiyati tedbir talebi" başlığı altında düzenlenen HMK. madde 390/3de, "Tedbir talep eden taraf,
dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır" düzenlemesine yer verildiğini Geçici koruma olmadıkça nihai hukuki korumanın anlamsız kaldığını,İhtiyati tedbirin HMK m.389 kapsamında, dava konusu hakkında verilebileceğini; ihtiyati tedbir ile korunan menfaatin, dava sonunda verilecek nihai kararla gerçekleşecek olan kesin hukuki korumanın konusuz kalmasının engellenmesindeki menfaat olduğunu; ihtiyati tedbir kararı verilmezse, davacı taraf dava sonunda haklı görülse bile, davayı kazandığı halde, müddeabihi kaybetmiş olacağını;
davanın konusunun (müddeabihi) ise, hukuka aykırı genel kurul kararının iptali olduğunu; dolayısıyla, iptali istenen genel kurul kararının yürütülmesinin geri bırakılmasına dair geçici hukuki koruma talebi (tedbir talebi) reddedildiğinde, dava sonunda haklı olduklarının anlaşılıp, kararın iptaline karar verildiğinde, davacı şirket yönetimi, aldığı hukuksuz kararı icra etmiş ve tasfiyeyi büyük oranda ilerletmiş olacağını ve dava sonunda haksız çıktığı halde, haklı imişcesine istediği sonuca "..." ulaşabilecek ve mahkemece verilecek nihai hukuki koruma (nihai hüküm) gerçekte hiçbir işe yaramayacak ve anlamsız hale geleceğini;
başka bir ifadeyle, zamanda geriye yolculuk imkânsız olduğundan, telafisi imkansız bir zarar, hem de mahkeme eliyle gerçekleştirilmiş olacağını; dava konusunu kaybeden bir davacının sonuçta davayı kazanmasının, kazanç değil kayıp anlamına geleceği izahtan vareste olduğunu;
bu nedenle, Mahkemenin tedbir geçici hukuki, koruma talebimizin reddi kararının hukuka aykırı olduğu ve kaldırılmasının ne denli yerinde olacağının tartışmasız bir gerçek olduğunu,İhtiyati tedbir kararı verilmesi oranlılık ilkesine ve menfaatler dengesine de uygun olduğunu, İhtiyati tedbir konusunda bilimsel ve yargısal içtihatlarda genel kabul gören oranlılık ilkesine göre, bir taraf lehine verilen tedbirle ortaya çıkacak fiili durumla, diğer tarafın haklarında kabul edilemez mahrumiyetlere sebebiyet verilmemesi gerektiğini; talep ettikleri "kararın icrasının durdurulmasına ilişkin geçici hukuki koruma" ile,
davalı tarafın bir hakkının ihlal edilmesi ve herhangi bir zarara uğramasının da mümkün olmadığını,İptali talep olunan tasfiye kararının dürüstlük kuralına aykırı olduğundan, tedbir talebinin reddinin, kötü niyetin korunması anlamına geldiğini,İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin2016/1140 esas sayılı dosyası içeriği, davalı tarafın çelişkili davranış yasağını açıkça ihlal ettiğini tartışmasız bir biçimde ispata yeterli olduğunu; sözü geçen davanın, TTK m.531 ve 636.
Maddeler çerçevesinde anonim ve limited şirketlerin feshi davası olduğunu; davacı pay sahiplerinin paylarının hükme en yakın tarihteki gerçek pay bedelleri ödenerek şirketten çıkarılması ise, Kanunun, hakime verdiği "talepten başka bir şeye karar verme yetkisi" kapsamında Mahkemece verilen bir kararla gerçekleştiğini; bu dava sırasında davalı tarafın, düşük bedelli bilirkişi pay bedeli takdir raporu geldiğinde, sanki terditli dava varmış gibi ve terditli davada kademedeki talebi kabul ile dava sona erermiş gibi, "tasfiye kararı verilmesi mümkün değildir; çıkma taleplerini, kabul ediyoruz;
bu kabul ile davaya son verilsin" şeklinde talepte bulunmuş ve "şirketin sağlıklı bir yapıda olduğu, tasfiyeyi gerektiren bir sebep bulunmadığı; tasfiye isteyen pay sahiplerinin (davacıların) çıkarılması gerektiği" yönünde defalarca yazılı beyanlar verdiklerini ancak, yapılan yeni bilirkişi incelemeleri sonucu payların gerçek rayiç değerleri ortaya çıkarılıp, bu bedel üzerinden davacıların çıkarılmalarına karar verildikten sonra,
bu kez, çoğunluk pay sahipleri ve yöneticilerin, "şirketin tasfiye edilmesi zaruri hale gelmiştir" diyerek ve sürekli yapageldikleri şekilde çoğunluk ve yönetim haklarını bir kez daha objektif dürüstlük kurallarına ve iyi niyete aykırı bir biçimde kötüye kullanarak çoğunlukla tasfiyeye karar verebildiklerini; bu davranış tarzının Mahkemece de tespit edileceği üzere, "çoğunluğa dayanarak tasfiyeye karar verme hakkının sırf başkasına zarar verecek nitelikteki kötüye kullanılması"ndan başka bir şey olmadığını ve hukuk düzenince korunmayacağını (TMK m.2).
Açıkça çelişkili davranış yasağına ve dürüstlük kuralına aykırı şekilde, davalı şirket yöneticilerinin sırf müvekkillerimin ayrılma akçelerini almalarını engellemek ve/veya sürüncemede bırakmak amacıyla böyle bir genel kurul yapıldığı ortada olup, kötü niyetle alınmış bu kararların iptali gerektiğinden, Yerel Mahkemece verilen genel kurul kararının yürütülmesinin geri bırakılması talebimizin reddi kararı hukuka aykırı uygun olup, bu kararın kaldırılarak, TTK.
449 maddesi gereğince iptalini istediğimiz genel kurul kararlarının yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verilmesini talep ettiklerini,İleri sürerek, gerek yukarıda arz ve izah edilen nedenlerden gerekse de resen nazara alınacak nedenlerden dolayı, istinaf başvurularının kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/475 Esas ve 25.09.2024 tarihli, davaya konu genel kurul kararının yürütülmesinin geri bırakılması taleplerinin reddine ilişkin kararının kaldırılmasına ve TTK.
449 maddesi gereğince iptalini istedikleri genel kurul kararının yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Talep, TTK'nın 622/1 maddesi delaletiyle aynı Kanunun 445 ve devamı maddeler uyarınca davalı şirketin 21/05/2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan şirketin tasfiyesine ilişkin 3 nolu kararın iptaline karar verilmesi talepli davada, kararın yürütmesinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi istemine ilişkindir.Mahkemece, yürütmesinin durdurulması yönündeki ihtiyati tedbir talebinin reddine,
karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.TTK 449.maddesine göre, genel kurul kararlarının iptali ve butlanı davası açıldığı taktirde mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra dava konusu kararların yürütmesinin geri bırakılmasına karar verebilir.
Mahkemenin bu konudaki takdir hakkının nasıl kullanacağı konusunda, tamamlayıcı hukuk kuralı olarak HMK 389 vd. maddelerinden yararlanılması gerekir.HMK'nın 389. maddesi uyarınca, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
Aynı yasanın 390/3 maddesi,'' Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'' düzenlemesini içermektedir.
Buna göre, tedbir talep edenin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.Mahkemece, dava konusu kararların yürütülmesinin geri bırakılmasına dair talep değerlendirilmeden önce, genel kurul üyelerine görüşlerini bildirmek üzere TTK 449. maddesi gereğince davetiye çıkartıldığı ve tasfiye memuru tarafından talebin reddine karar verilmesi görüşünü içerir beyanda bulunduğu görülmüştür.Somut uyuşmazlıkta; davacılar vekili, davacılar tarafından İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/1140 esas sayılı dosyasında davalı şirketin feshi ve tasfiyesi için dava açıldığı,
Mahkemece fesih yerine davacıların ortaklıktan çıkarılmalarına ve ayrılma akçelerinin ödenmesine karar verildiği, davacılar tarafından ayrılma akçelerinin tahsili için davalı şirket aleyhine icra takibin başlatıldığı ve takibin kesinleştiğini, ancak davalı şirketin davacıların alacağının tahsilinin önüne geçmek için şirketin tasfiyesine karar verildiği, bu sebeple söz konusu kararın iptali ve yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı şirket tarafından alınan tasfiye kararının esas sözleşme ve kanun hükümlerine ve dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığı,
davacı alacaklarının tahsilinin engellenmesi için alınıp alınmadığı, tasfiye sürecine girmesinin zorunlu olup olmadığı hususlarının yapılacak yargılama ile ortaya çıkacağı, davacı iddiaları yönünden mevcut delil durumu itibariyle bu aşamada yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediği, davacı alacaklarına ilişkin icra takip dosyasında davalı şirket malvarlığına haciz konulması,
davalı şirket aleyhindeki dava ve icra takipleri sonuçlanmadan tasfiye sürecinin sona eremeyeceği dikkate alındığında HMK 389/1 maddesinde belirtilen mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi halinin gerçekleştiği hususunda yeterli delil bulunmamaktadır.
Bu sebeple ilk derece mahkemesince yürütmenin durdurulması yönünde tedbir talebinin reddi ara kararı usul ve yasaya uygun olup davacılar vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
Dava dosyası içindeki belge ve bilgilere, yargılamanın bulunduğu aşamaya, yargılamayı yürütüp uyuşmazlığı esastan karara bağlayacak olan ilk derece mahkemesinin takdirine göre ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara karar ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığından, davacıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2024/1911, K. 2024/2068, 19 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama