KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 3 Temmuz 2025
- Dosya no
- 2025/296 Esas
- Karar no
- 2025/1151 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Numarası
- 2022/894 Esas - 2023/934 Karar
- Tarihi
- 05/12/2023
- Dava
- Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan
Karar Metni
1.994 kelime·10 dk okuma·4 bölüm
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2004 yılından 2022 yılına dek davalı şirket ile arasındaki acentelik sözleşmesi gereğince Beyoğlu İlçesinde davalı şirketin acentesi olarak faaliyet gösterdiğini, davalı şirketin birçok banka ve e ticaret şirketine kuryelik hizmeti verdiğini, her kart teslimatı başına belirli ücret aldığını, bu ücretine bir kısmının da davacıya verilmesi gerektiğini, ancak bu ücretlerin gerçek tutarlarınca verilmediğini, geç ve kısım kısım ödendiğini, ödenecek tutarın talimat verilmek suretiyle davalı şirket tarafından haksız ve eksik olarak bildirildiğini,
bankalara yazılacak müzekkereler ile davalı şirket ile aralarındaki sözleşme ve ekleri incelendiğinde kart başı ne kadar ücret hak ettiklerinin ortaya çıkacağını belirterek şimdilik 10.000,00.-TL alacağın ticari faiziyle birlikte davalıdan alınarak kendilerine verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 2005 yılından bu yana davalı müvekkil şirkete İstanbul Bölgesinde acentelik hizmeti sunduğunu, davacının acentelik sözleşmesinin haksız şekilde feshedildiğini, acentelik hizmeti dolayısı ile tüm hak edişleri ödendiğini, aynı vekil tarafından aynı dilekçe ile davalı müvekkili aleyhine pek çok dava ikame edildiğini, birebir aynı asılsız iddialar ile ikame edildiğini, davacının haksız kazanç sağlama için, haksız ve mesnetsiz bir şekilde bu davaları açtığını, davalı müvekkili şirkette uzun yıllardır sorunsuz, sıkıntısız,
ücrete ilişkin hiçbir fazla istem ve talebi olmaksızın ticari iş ilişkisini sürdürdüğünü, alacak hakkının bulunmadığını bilen davacının asılsız iddialarla huzurdaki davayı ikame etmekte herhangi bir hukuki yararının da bulunmadığını, huzurdaki davanın hukuki yarar yokluğu neden ile usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının müvekkilinden hiç bir şeklide alacağının bulunmadığını, bulunsa bile zamanaşımına uğramış olacağını, davanın zamanaşımı nedeni ile usulden reddine karar verilmesini, davacının davasını ve maddi vakıaları somutlaştırması gerektiğini, bu anlamda daacı tarafça davanın somutlaştırılmasını,
davacının usulüne uygun fesih bildiriminde bulunmadan tek taraflı sözleşmeyi haksız şekilde feshettiğini, sözleşmenin hiç bir maddesinde %50 lik hak ediş bedeli yer almadığını, müvekkili şirketçe davacının tüm hak ve alacakları eksiksiz şekilde ödendiğini, davacının davasını ispatlamaya yarar bir delil sunmadığını, sunamayacağını ve iş bu evrakların dosya arasına alınması halinde dahi hukuken geçerli bir alacak iddiası bulunmayacağından bahisle davacının davasında haksız olduğunun açıkça ortada olduğunu, tüm taleplerinin ve haksız davasının tümden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesi 05/12/2023 Tarih ve 2022/894 Esas - 2023/934 Karar sayılı kararında; "......Mahkememizce teknik bilgiyi gerektirmesi nedeniyle bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilerek usulüne uygun delil avansı ihtarı yapılmış ancak eksiklik süresi içinde giderilmediğinden bilirkişi incelemesi talebinden vazgeçildiği kabul edilerek sübut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir...."gerekçesi ile, ''Sübut bulmayan davanın REDDİNE'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin dava konusu uyuşmazlığı yanlış tanımladığını, taleplerinin özleşme dönemi içinde eksik hesaplanıp ödenmeyen hakediş alacağına ilişkin olduğunu, mahkemenin tespitinin hatalı olduğunu ve bozmayı gerektirdiğini,Mahkemenin ticari defter incelemesi için bilirkişi incelemesine dayalı bilirkişi ücretinin taraflarınca yatırılmamasını davanın reddine gerekçe yaptığını, ancak mahkemenin yapılmasını istediği bilirkişi incelemesinin ticari defterlere yönelik olduğunu, dilekçenin hiçbir yerinde ticari defterlerden kaynaklı alacaklarının olduğunun iddia edilmediğini,
davalı tarafın her ay ne kadar fatura kesilmesi gerektiğini kendisinin belirlemekte olduğunu, acente olarak müvekkilin TTK gereği bağımsız tacir olmadığını ve bu nedenle aylık hizmeti karşılığında fatura miktarını belirleme yetkisinin olmadığını, taleplerinin kesilen faturaların eksik ödenmesi olmadığını, davalının hakedişlerinin eksik belirlendiğini, bunun ispatının da ancak delillerinin toplanması yoluyla mümkün olabileceğini, mahkemeye defalarca yazılı ve sözlü açıklanmışsa da mahkemenin hatalı olarak davayı aydınlatmayacak bilirkişi incelemesi yapılmasında ısrar ettiğini,
davanın aydınlatılmasına yönelik delillerini toplamak yerine uyuşmazlık konusu olmayan bir hususta bilirkişi incelemesi yaptırılmak istenmesinin ve bu incelemeye ait bilirkişi ücretinin yatırılmamasının davanın reddi gerekçesi yapılmasının bozma sebebi olduğunu, Dava dilekçesinde de belirtildiği üzere, davalı şirketin bankalarla, dağıtıma çıkartılacak kart başına bir ücretle anlaştığını, acentelerine de bankanın ödediği kart başına ücretin %50'sini acentelik hak edişi olarak vermeyi taahhüt ettiklerini,
ancak davalı şirketin her ay acentelere mail atarak "ne kadar hak ediş faturası keseceklerini tek taraflı olarak" dayattığını ve bankalardan kart başına aldığı bedeli acentelere hiçbir zaman söylemediğini ve bedelin %50'sini değil, tamamen kendi belirlediği tutarı fatura etmelerini istediğini, zaten davalı tarafın sunduğu acentelik sözleşmesinin ücret maddesinde de ücret tutarının açıkça belirtilmediğini ve davalı tarafın hakimiyeti kötüye kullanmasına olanak tanıdığı şekilde ve tek taraflı olarak keyfi şekilde belirleyebileceğinin düzenlendiğini,
oysa ki 6102 sayılı TTK'nın acentelik sözleşmelerinden kaynaklanan ücreti düzenlediği "Ücretin Miktarı" başlıklı 115/1 maddesinin, "Sözleşmede hüküm yoksa ücretin miktarı, acentenin bulunduğu yerdeki ticari teamüle, teamül de mevcut değilse hâlin gereğine göre o yerdeki asliye ticaret mahkemesince belirlenir." hükmünü içerdiğini, aynı maddenin 3. Fıkrası da "Bu hükümlerin aksinin kararlaştırılması acentenin aleyhine olduğu ölçüde geçersizdir." hükmünü içerdiğini,Davalı şirketin bankalardan aldığı kart başına bedelinin %50'sini acentelere vermesi gerekirken, bankalardan kart başına aldığı tutarı acentelerden sakladığını,
haksız ve hukuka aykırı şekilde kendi belirlediği oranda acentelerden fatura kesmesini istediğini, acentelerin, bankaların davalı şirkete kart başına ne kadar ödediğini asla bilmediklerinden bu bedelin %50'si tutarında olan hakedişlerinin de ne kadar olduğunu hesaplayamadığını, davalı şirketin her ay acentelere gönderdiği maillerde kart başına acentenin alacağı tutarı keyfi ve mesnetsiz şekilde yazdığını, 6100 sayılı HMK'nın "Belirsiz Alacak Davası" başlıklı 107/1 maddesi, "Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde,
alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir." hükmünü içerdiğini, ancak mahkemenin banka ve e-ticaret şirketlerine müzekkere yazarak geriye doğru yıllar itibariyle davalı şirketle olan sözleşmelerinin ya da ilgili sözleşmeler gereği kart başına ne kadar ücret ödediklerinin öğrenilmesinden sonra hesaplama yapma imkanı doğacağından, delillerin toplanmasından sonra taleplerini somutlaştırma imkanı bulacaklarını ve bunun için de bilirkişi incelemesine ihtiyaç duyulduğunu,
zira davalı tarafın cevap dilekçesinde hangi esaslara göre ücretlendirme yapıldığında dair savunma da yapılmadığından hareketle davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, Mahkemenin belirsiz alacak davasında talebin somutlaştırılmasını istemesinin belirsiz alacak davasının esasına aykırı olduğunu, delillerin toplanmasından sonra ancak talebinin somutlaşacağının açık olduğunu, mahkemenin deliller toplamadan sonuca varmasının bozmayı gerektirdiğini, ayrıca dayanılan delillerden bankalarla yapılan kart dağıtım sözleşmeleri davalı tarafın elinde de bulunduğundan, mahkemenin HMK'nın 220.
Maddesi hükmü uyarınca bu sözleşmeleri mahkemeye sunmasını istemesi ve sunmadığı takdirde beyanlarının kabul olunacağının ihtar etmesi gerekirken bunu da yapmamasının bozma sebebi olduğunu,Belirsiz alacak davasının ticari ilişkilerde de açılabileceğine dair mahkemenin 16.02.2018 tarih ve 2018/196 E, 2019/873 K. Ve aynı doğrultuda 01.10.2019 tarih ve 2016/310 E, 2019/929 K sayılı, 24.09.2019 tarih ve 2018/941 E, 2019/902 K. Sayılı kararlarının da bulunduğunu, aynı konuda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2020/1452 K. 2021/454 T.
08.04.2021 tarihli kararında: "Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesince davanın türü hakkında yapılan usul hatasına dayalı olarak hüküm kurulduğu, davanın çözümünde etkili olacak önemli deliller toplanmadan ve tazminat kalemlerine ilişkin yeterli değerlendirme ve araştırma yapılmadan karar verildiği anlaşıldığından, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu hükmünün kaldırılarak,
davanın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yeniden görülmesi için kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir." denilerek davanın esasına yönelik hesaplama yapılmasına dair gerekli araştırmaların mahkemece yapılmasının zorunlu olduğunun belirtildiğini, Mahkemenin, süresi içinde dayandıkları tanık delilinin "davalı tarafın açık rızasının bulunmaması" sebebiyle reddedilmesinin de kanun ve usule aykırı olduğunu, zira tanık deliline yasal süresi içinde delil listesinde yer verildiğinden,
davalı tarafın bu hususta muvafakatinin aranmasına gerek bulunmadığını,Yargıtay 22. HD'nin 04.05.2018 tarih ve 2018/6283 E, 10735 K. Sayılı kararı uyarınca, "Somut olayda, mahkemece depo edilmesi istenen bilirkişi ücretinin yukarıda açıklandığı üzere uyuşmazlık konusu vakıaya ilişkin iddianın ispatı ile doğrudan ilgili olmadığından verilen süre usulüne uygun ve kesin değildir.
Kaldı ki, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez.
Dava konusu tazminat ve alacakların hesaplanması da teknik ve uzmanlığı gerektirmemektedir." denildiğini, mahkemenin yaptırmak istediği bilirkişi incelemesinin ticari defter üzerinde olduğunu, bu incelemenin neden uyuşmazlık konusu vakıaya ilişkin iddianın ispatı ile doğrudan ilgisi bulunmadığının da mahkemeye açıklandığını, bu nedenle mahkemenin gerekçesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yargıtay 6. HD'nin 02.03.2015 tarih ve 2014/5852 E, 2015/2020 K. Sayılı kararına göre de.
"01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'unun 114/g maddesinde gider avansı dava şartı olarak düzenlenmiştir. Gider avansı davacının dava dilekçesine göre hesaplanıp alınan avanstır. Ayrıca HMK. 324.maddesinde delil ikame avansı düzenlenmiştir. HMK.nın 324.maddesinin 2.fıkrasına göre, taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmezse diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi halde talep olunan bu delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.
Delil ikame avansı dava şartı olmadığından yatırılmaması halinde HMK.nun 115/2. Maddesi gereğince davanın reddine karar verilemez. Mahkemece avans yatırılmayan delil ileri sürülmemiş gibi davanın esası hakkında karar verilmelidir. Somut olayda mahkemece gider avansının ikmal edilmesi hususunda davacıya kesin süre verilmiş ise de, talep edilen giderin bilirkişi ücret gideri olduğu mahkemenin 13.11.2013 tarihli ara kararından anlaşılmaktadır.
Bu durumda Mahkemece depo edilmesi istenen avansın 6100 Sayılı HMK.nun 324.maddesi gereği delil ikame gideri olduğu anlaşılmaktadır. Davacı kurum tarafından 2 haftalık kesin süre geçtikten sonra 09.01.2014 tarihinde 300,00 TL bilirkişi ücretini yatırıldığı dosyada mevcut tahsilat makbuzundan anlaşılmaktadır. Davacı kurum vekili, ödenek sıkıntısı nedeniyle bilirkişi ücretinin süresinde yatırılamadığını belirtmiştir.
Davacı son celseden önce bilirkişi ücreti yatırdığına göre davanın da uzamasına sebep olmadığı dikkate alınarak HMK 324 uyarınca işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir." denildiğini, mahkemenin istediği bilirkişi ücretinin gider avansı olduğunu, bu gider dava şartı olmadığından yatırılmaması halinde HMK.nun 115/2. maddesi gereğince davanın reddine karar verilemeyeceğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne, talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, taraflar arasında imzalanan acentelik sözleşmesi uyarınca davacının davalının acentesi olarak çalıştığı süre içerisinde eksik hesaplanıp ödenmeyen hak edişlerin tahsili talebiyle açılan alacak davasıdır.Mahkemece, yukarıdaki gerekçeyle davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Mahkemece verilen hüküm gerekçesinde; davacı vekiline 13/07/2023 tarihli celsenin (2) numaralı ara kararı ile HMK'nın 324. maddesi uyarınca bilirkişi ücretini yatırması için iki haftalık kesin süre verildiği, kesin sürenin sonuçlarının ihtar edildiği halde verilen kesin süre içerisinde davacı tarafından bilirkişi ücretinin yatırılmadığı, bu itibarla ispatlanamayan davanın reddine karar verildiği , mahkemece aynı tarihli duruşmanın 1 nolu ara kararı ile.
Taraflar arasında akdedildiği anlaşılan 02.01.2018 tarihli sözleşme ile münhasır delil sözleşmesinin yapıldığı, ayrıca davacının delil olarak bildirdiği ve üçüncü kişiler elindeki belgelerin celbine dair talebinin 6100 sayılı Yasanın 194 üncü maddesi ile taraflara yüklediği somutlaştırma külfetine uygun olmadığı gerekçesi ile, bu delillerin celbi talebinin reddine karar verilmiş ise de, mahkemece davacı tarafa delillerini somutlaştırması için kesin sürenin sonuçları hatırlatılmak suretiyle kesin süre verilip sonucuna göre HMK.
194 Maddesinin değerlendirilmesi gerektiği halde bu yönde süre verilmeden davacı delillerinin toplanması talebinin reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Ayrıca Kabule göre inceleme yapıldığında ise.
Mahkemece, davacının bilirkişi ücretini yatırmadığı gerekçesiyle, bilirkişi incelemesinden vazgeçilmiş ise de, davalı tarafında delil listesinde bilirkişi incelemesine delil olarak dayandığı, HMK 324/2 m. uyarınca taraflardan birisi delil avansı yükümlülüğünü yerine getirmezse diğer taraf bu avansı yatırabileceğinden,
mahkemece davalı tarafa bu husus hatırlatılarak ve ücretin yatırılması halinde davacı ve davalı ticari defter ve kayıtlarının inceletilmek suretiyle bilirkişi raporu alınıp gerektiğinde davacı tarafa yemin teklif etme hakkının da hatırlatılması suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yukarıdaki gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi yerinde değildir.
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, E. 2025/296, K. 2025/1151, 3 Temmuz 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama