KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 28 Nisan 2021
- Dosya no
- 2019/2461
- Karar no
- 2021/550
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 02/02/2017
- Numarası
- 2012/122 -2017/62 E.K
- Davanın konusu
- Alacak
Karar Metni
2.487 kelime·12 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, istinaf incelemesinin HMK'nın 356. maddesi uyarınca duruşmalı olarak yapılıp dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü.
TARAFLAR İDDİA VE SAVUNMA ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ... ve dava dışı ... ile birlikte ...Ltd.Şti’nin ortaklarından olduğunu, müvekkilinin davalı şirkete 12.08.2010 tarihinde ortak olarak katıldığını, şirketin geçmişe yönelik borçlarının ödenmesine öncelik tanınarak sonrasında kar almanın amaçlandığını ancak davalı şirket müdürünün bu zamana kadar ortaklara kar payı dağıtmadığı gibi ortaklara şirket hesapları ile bilgi vermediğini,
müvekkilinin ısrarı sonucunda davalı tarafça şirketin gelir ve giderlerini gösteren bir hesap tablosu verilmişse de gelir gider tablosunun gerçeği yansıtmadığının anlaşıldığını, şirket kasasına giren gelirlerin olduğundan daha az, giderlerin de daha fazla gösterildiğini, şirketin iştigal konusu dışında borç para adı altında para alarak ya da çekler alıp çek kırdırma olarak tabir edilen yöntemle şirketi borçlandırdığını, zarara uğrattığını,
dava dilekçesi ekinde sunulan mali müşavir ... tarafından düzenlenen özel raporun davalının şirketi kötü yönettiğine ve zarara uğrattığına ilişkin eylemlerine ışık tuttuğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 300.000 TL tazminatın 01.01.2011 tarihinden itibaren faizi ile birlikte şirket hesabına iadesine, davalının şirket müdürlüğünden azli ile tedbiren kayyım tayin edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili savunmasında özetle; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, taraflarca imzalanan 06.08.2012 tarihli hesap mutabakatı başlıklı tutanakla müvekkilinin 2010 yılı için ibra edildiğini, davacı tarafça mali müşavire düzenlettirilen özel raporun tek taraflı, dayanaksız ve hukuki yanı bulunmayan bir rapor olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve toplanan deliller doğrultusunda; dava 14/05/2012 tarihinde açılmış olup, davacı ve şirket müdürü ... ile diğer şirket ortağı ... arasında 06.08.2012 tarihinde dava açıldıktan sonra hesap mutabakatı başlığı altında "2010 yılında toplam zararımız 597.487 TL olarak hesaplanmış ve 2011 yılı hesaplarına intikal ettirilmiştir" denilmek suretiyle davacı ve şirket yöneticisi davalının ibralaştığı,
davadan sonra yapılan mutabakat ve alınan bilirkişi raporu değerlendirildiğinde davacının talebinin 01.01.2011 tarihi öncesine ilişkin şirketin kötü yönetilmesi nedeniyle uğranılan zararlara ilişkin olduğu, 2010 yılındaki zararın 2011 yılındaki gelir gider tablosundan çıkartılması halinde şirketin oluşan zararının tarafların 2010 yılında mutabık kaldıkları hesap durumundaki gibi olduğu, mutabakat çerçevesinde oluşan zararın davacı tarafça da kabul edildiğinden şirket yöneticisi davalı ...'ün oluşan şirket zararından sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili tarafından bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İlk derece mahkemesinin 17.04.2017 tarihli ek kararı ile; istinaf başvurusunun süresinden sonra yapıldığından istinaf başvurusunun süre yönünden reddine karar verilmiş, davacı vekilince bu ek karara karşı da istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekilinin 29.04.2017 tarihli ek karara yönelik istinaf dilekçesinde özetle; taraflardan birinin talebi olmadan kararın tebliğe çıkarıldığını, 30.03.2017 tarihli istinaf dilekçesinin mahkemeye verilmesinden evvel 30.03.2017 tarihinde tebligatın elden tebliğ alındığını, istinaf başvurusunun süresinde olduğunu belirterek ek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Davacı vekilinin 30.03.2017 tarihli esasa yönelik istinaf dilekçesinde ise özetle; yargılamada alınan bilirkişi raporlarında şirketin 2011 yılı ticari defterlerinde bir çok usulsüzlükler tespit edildiğini, şirketin zarara uğratıldığını, mahkemece incelemenin dava dilekçesi ekinde sunulan özel bilirkişi raporu ile sınırlı tutmasının hatalı olduğunu, müvekkilinin 06.08.2012 tarihli mutabakat metni ile davalıyı 2010 yılı için ibra ettiğini, bunun 2011 yılına teşmil edilmesinin doğru olmadığını, davalının şirketi kötü yönettiği ve zarara uğrattığı sabitken davanın reddine karar verildiğini belirterek,
ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Davacı vekilinin istinaf başvuru tarihi ile gerekçeli kararın elden tebliğ tarihi aynı tarih olup, 30.03.2017’dir. Bu durumda süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulduğundan ek kararın kaldırılmasına ve HMK.m.346/2 uyarınca, istinaf incelemesi, ilk istinaf dilekçesi esas alınarak yapılmıştır. Dava, limited şirket müdürü olan davalının şirketi zarara uğrattığı iddiasına dayalı sorumluluk davasıdır.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekili tarafından, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 356. maddesi uyarınca duruşmalı olarak ve istinaf başvuru nedenleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Dava dosyası istinaf incelemesi için ilk olarak geldiğinde Dairemizin 2017/377 esasına kaydedilmiş ve duruşmalı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda verilen 2018/756 K sayılı, 13.07.2018 tarihli hükümle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve işin esasının Dairemizce yeniden karara bağlanmasına,
bu doğrultuda, davanın asıl alacak yönünden kabulü, gecikme faizinin başlangıç tarihi yönünden kısmen kabulü ile 300.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Yasa'nın 2/2. maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınıp tarafların ortağı olduğu ... LİMİTED ŞİRKETİNE verilmesine, faizin başlangıcına ilişkin fazla talebin reddine, karar verilmiştir.
Anılan kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 11.HD'nin 07/10/2019 tarih, 2018/4520 Esas - 2019/6272 Karar sayılı ilamıyla anılan hüküm bozulmuştur. Yargıtay bozma ilamıyla; "..Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan hususlar bakımından, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, şirket yöneticisinin sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemesince verilen görev çerçevesinde alınan 24.05.2018 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; şirketin defter kayıtlarına göre 7.752,20 ton maden cevheri çıkartıldığı, 4.686,81 ton maden cevheri satıldığı, aradaki farkın ise fire miktarının çok üzerinde olduğu, davalı yanın madenin bozuk olduğu yolundaki savunmasını delillendirmediği değerlendirilerek şirketin 457.494,05 TL zarara uğratıldığı görüşü bildirilmiştir.
Davalı vekili rapora itirazında; madenin cinsinin yanlış değerlendirildiğini, defterlere göre satış yapılmayan madenin fireye giden değil kimyasal analizden geçmeyen maden olduğunu ileri sürmüş, ilk derece mahkemesinde de aynı yönde savunmada bulunduğu gözlenmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince davacının itirazları doğrultusunda ek rapor alınması cihetine gidilmemiş, madenin bozukluğuna ilişkin savunmanın ispatlanamadığından bahisle rapor benimsenmek suretiyle hüküm kurulmuştur.
Her ne kadar mahkemenin dava tarihi ve 6103 sayılı Kanun'un 25. maddesi çerçevesinde ispat yükünün dağılımı bakımından uygulamasında hatalı bir yön bulunmamakta ise de, benimsenen rapor, maden cevherinin çıkarılmasından satışı aşamasına değin tüm işlem şemalarını denetime elverişli şekilde açıklamaktan uzak olup hükme elverişli değildir.
Gerçekten de, ilgili maden sektörü uygulamaları da gözetilmek suretiyle, başlangıçta çıkarılan maden cevherinin kayıtlara intikalinden sonra "bozuk çıkması" gibi bir durumun söz konusu olup olamayacağı, cevherdeki bozukluğun ne anlama geldiği, fire ile ilişkisinin bulunup bulunmadığı, maden cevherinin çıkarılıp defter kayıtlarına intikal ettirildikten bunun analizinin yaptırılması gerekip gerekmediği, gerekiyor ise nerde ve ne şekilde yaptırıldığı, davalının savunmasında temas ettiği gibi analizin alıcı nezdinde yapılan bir inceleme niteliğinde olup olmadığı, bu analize ilişkin bir rapor düzenlenmesinin söz konusu olup olmadığı,
cevherin bozuk çıkması halinde defter kayıtlarına intikalinin nasıl ve ne şekilde yapılması lazım geldiği hususlarında rapor bir kanaat oluşturmaya elverişli bulunmamaktadır.
Bu durumda, bölge adliye mahkemesinde yukarda açıklanan eksik hususlar da gözetilerek, davalı vekilinin itirazlarını karşılayacak ek bir rapor alınmak suretiyle sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, davalı yan vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazının kabulü ile bölge adliye mahkemesinin esastan verdiği kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
KANUN YOLU
HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2019/2461, K. 2021/550, 28 Nisan 2021 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama