İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /İstinaf (BAM) Kararları
  3. /İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINAİSTİNAF KARARI

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi E.2021/2322 K.2025/633

Taraflar arasındaki hisse devrinin iptali ile ortaklığın tespitine ilişkin davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalılar vekili tarafından istinaf yoluna…

Esas2021/2322Karar2025/633Tarih17 Nisan 2025Okuma14 dk · 2.876 kelime

KÜNYE

T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

Karar tarihi
17 Nisan 2025
Dosya no
2021/2322
Karar no
2025/633
İncelenen kararın mahkemesi
BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Tarihi
09/07/2021
Numarası
2021/456 E. - 2021/689 K.
Davanın konusu
Hisse Devrinin İptali ve Tespit
Karar metni, UYAP Emsal Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.876 kelime·14 dk okuma·4 bölüm

Taraflar arasındaki hisse devrinin iptali ile ortaklığın tespitine ilişkin davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, şirket ortaklarından diğer davalının ise davacının abisi olduğunu, davalı abisinin teşviki ile davalı şirkete ortak olduğunu, 2012 yılında davacının komşusunda bulunduğu sırada şirketle ilgili evrak imzaladığını, davacının aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olması sebebiyle davacının eşi ve vasisi olan ...'nca şirket evrakı imzalandığı düşünülerek bu durumun önemsenmediğini, ancak davacının 03.07.2012 tarihinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri servisinde yapılan muayenesinde davacıya alzheimer-bunama teşhisi konulduğunu,

tedavi evraklarında da görüleceği üzere o tarihten itibaren bu hastalıkla ilgili ilaçlar kullandığını, hastalığının devam ettiğini, 06.0.2015 tarihinde Didim Devlet Hastanesinden alınan sağlık kurul raporunda akli dengesinin yaşamını sürdürmek için yeterli olmadığı belirtildiğinden davacının eşi ...

Nazilli 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.07.2015 tarih ve 2015/206 Esas, 2015/366 Karar sayılı kararı ile vasi olarak atandığını, vasisinin davacıya huzur hakkı, kar payı ödemesi yapılmaması sebebiyle davacı adına açtığı dava sırasında davacının hissedar olmadığını öğrendiğini, o davada verilen cevap dilekçesinde davacının 27.09.2012 tarihinde pay devir sözleşmesi ile hissesini davalı gerçek kişiye devrettiğinin belirtildiğini, ancak davacının 03.7.2012 tarihinden bu yana alzheimer-bunama hastalığı sebebiyle ayırt etme gücüne sahip olmadığını, hisse devrinin geçersiz olduğunu ve davacının davalı şirkette halen ortak olduğunu ileri sürerek,

hisse devrinin iptali ile davacının davalı şirkette hissedar olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı şirket vekili, savunmasında özetle; davacının hisse devir tarihinde tam ehliyetli olduğunu, çünkü kısıtlanma kararının 14.07.2015 olduğunu, hisse devir tarihinden sonra olduğunu, alzheimer teşhisi konulan kişinin teşhis konulduğu anda tam ehliyetsiz hale gelmeyeceğini, davacının 26.06.2012 tarihindeki 2011 yılı olağan genel kuruluna katıldığını, davacının hissesini davalı gerçek kişiye devrettiğini, hisse devir bedelini aldığını, zaten davacının kendisinin sembolik olarak şirket ortağı yapıldığını, şirketin tüm sermayesinin davalı ... tarafından karşılandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı... vekili, cevap dilekçesinde özetle; davacının hisse devir tarihinde tam ehliyetli olduğunu, kısıtlanma kararının 14.07.2015 verildiğini, hisse devir tarihinden sonra olduğunu, alzheimer teşhisi konulan kişinin teşhis konulduğu anda tam ehliyetsiz hale gelmeyeceğini, hastalığın yavaş yavaş ilerlediğini, davacının 26.06.2012 tarihindeki 2011 yılı olağan genel kuruluna katıldığını, davacının hissesini davalı gerçek kişiye devrettiğini, hisse devir bedelini aldığını, zaten davacının kendisinin sembolik olarak şirket ortağı yapıldığını, şirketin tüm sermayesinin davalı müvekkili tarafından karşılandığını savunarak,

davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Öncelikle belirtmek gerekir dava ... hakkında kesinleşmiş vasi tayini kararı uyarınca vasisi ... tarafından açılmış ve TMK'nın 462/8. maddesi kapsamında vesayet makamından izin alınmış ve izin belgesi HMK'nın 54. maddesi gereği dava dilekçesi ile birlikte mahkemeye sunulmuştur.Davaya konu ihtilaf davacının fiil ehliyeti yönünden taraflar arasındaki hisse devri sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Bilindiği üzere;

davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme ve değerlendirme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez.

Nitekim, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Fiil ehliyetine sahip olan kimse kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. madde hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine sahip olma koşuluna bağlanmış.

10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca şartı olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır” hükmünü getirilmiştir.

Ayırt etme gücü eylem ve işlev ehliyeti olarak da tarif edilerek, TMK'nın 13. maddesinde “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu Kanun’a göre ayırt etme gücüne sahiptir” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca; ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki.

TMK'nın 15. maddesinde de ifade edildiği üzere; ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle (Kanun’da gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere) yapacağı işlemlere sonuç bağlanamaz.

11.6.1941 tarihli ve 4/21 Esas-Karar Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere; ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, (Kanun’da gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere) yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından,

karşı tarafın iyi niyetli olması dahi o işlemi geçerli kılmayacaktır.2659 sayılı Adli Tıp Kanunu’nun “İhtisas Kurulları’nın Görevleri” başlıklı 16. maddesi ile “cezai ehliyet veya bunu kaldıran veya hafifleten sebepler ile hukuki ehliyetin tespiti hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmek” görev ve yetkisinin Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu’na verildiği, aynı Kanun’un 18. maddesi ile Gözlem İhtisas Dairesi’nin görevinin, “Mahkemeler ve Hakimler’ce gözleme tabi tutulmasına karar verilenleri gözleme tabi tutmak ve gözlem sonucunu bir Rapor’la tespit etmek” olduğu hususunun düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Adli Tıp Kurumunu ehliyetsizliğin tespiti yönünden en yüksek rapor mercii olarak gören Yargıtay kararları aşağıda sunulmuştur ve bu durum mahkememizin de bilgisi dahilindedir.

Nitekim Mahkememiz de Adli Tıp Kurumundan Rapor alınmasına ilişkin usulü sonuna kadar işletmek için elindeki tüm yolları tüketmiş olmasına rağmen Adli Tıp Kurumundan rapor temin edilmesi mümkün olmamıştır.Mahkemece, ehliyetsizlik iddiası yönünden, işlem tarihlerinde murisin fiil ehliyetinin olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumu’ndan Rapor alınması gerekmektedir. [Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2016/13569 E., 2018/3696 K., 09.04.2018 T.) ...Dosyada davacının demans hastalığı hakkında rapor alınması hususunda ve Adli Tıp Kurumundan rapor alınmaması gerekçesine ilişkin olarak özellik arz eden olaylar aşağıda sunulmuştur.

Mahkememizce öncelikle 2016 yılında Adli Tıp Kurumu Başkanlığından rapor alınmak istenilmiş ancak Başkanlık tüm tıbbi bilgileri içeren dosya ile birlikte (hareket fonksiyonlarını tamamen kaybetmiş olan) hastanın Kurul'da hazır edilmeden rapor düzenleyemeyeceğini belirtmiştir. Ancak davacının sağlık durumu nedeniyle hasta İstanbul iline sevk edilememiştir.

Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı da rapor talebine karşılık olarak Şubat 2017'de sorulara sözlü cevap verme yeteneğini kaybetmiş hastaya ilişkin geçmişe (2012 yılına) yönelik ehliyet raporunun o dönem tedavisini düzenleyen Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenmesinin yerinde olacağını belirtmiştir Mahkememizce Haziran 2017'de hastanın yatalak şekilde ikamet ettiği İzmir ilinde bulunan Adli Tıp İzmir Grup Başkanlığından rapor alınmak istenilmiş,

ancak raporun ancak İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığından verilebileceği belirtilerek talebimiz reddedilmiştir.2018 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Rapor Biriminden rapor temin edilebilmiştir.

Raporda hastanın ambülans eşliğinden sedye ile getirilebildiği, hastanın verbal çıkışının olmadığı, hasta ile iletişim kurulamadığı, 6/7/2018 tarihli raporda hastanın demans hastalığına ilişkin şikayetlerinin 2008 yılında başladığı, 2011 yılında unutkanlık sebebiyle nöroloji ve psikiyatri bölümlerine başvurusu olduğu ve demans tedavisine başlanıldığı (hisse devri sözleşmesinden önce), hastanın bu dönemde Alzheimer tedavisinin düzenli olarak yürütüldüğü,

ve 3.7.2012 tarihli Ege Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı İlaç Kullanım Raporu ile hastalığına ilişkin ilaçlarını temin ettiği, tıbbi kanaat raporunun sonuç kısmında "hastanın tedaviye yanıtının iyi olmaması ve demansiyel bulguların hızlı ilerlemesi göz önünde bulundurulduğunda;

davaya konu hisse devri sözleşme tarihi olan 26.9.2012 tarihinde kişinin ayırt etme gücüne sahip olmadığı kararına varılmıştır." ifadelerine yer verildiği görülmüştür.Davalının itirazları gözetilerek 2019 yılında Adli Tıp Kurumundan tekrar rapor alınmak istenilmişse de, şahsın muayene edilmek üzere Kurullarına gönderilmemesi halinde rapor düzenlenemeyeceği hususu tekrar edilerek talebimiz yine reddedilmiştir.

Aynı dönemde Nazilli Referans Hastanesi hastanın şehirler arası yolculuk yapmasının hasta yönünden hayati tehlike arz ettiğine ilişkin rapor düzenlemiştir.

Mahkememizce muayene edilmeksizin hasta dosyası üzerinden rapor düzenlenmesi için yazılan tekit müzekkeresi de Kurum tarafından işlem yapılmadan geri gönderilmiştir.2020 yılında hastanın tüm tıbbi kayıtları ile birlikte dosya itirazları değerlendiren rapor düzenlenmesi için tekrar Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Rapor Birimine gönderilmiş, raporda "hastanın tedaviye yanıtının iyi olmaması ve demansiyel bulguların hızlı ilerlemesi göz önünde bulundurulduğunda; davaya konu hisse devri sözleşme tarihi olan 26.9.2012 tarihinde kişinin ayırt etme gücüne sahip olmadığı mütalaaasına varılmıştır." denilmiştir.

Netice olarak dosyada genel uygulamanın aksine davacının özel sağlık durumu sebebiyle Adli Tıp Kurumu raporu temin edilmemiştir. ...Mahkememiz karar verme sürecinde tarafların haklarını dengelemeye gayret ederken şu yoruma ulaşmıştır: ehliyetin tespitine ilişkin Adli Tıp Kurumu raporlarının Üniversite Adli Tıp Birimi raporlarından daha ileri ve yeni yöntemlerle oluşturulduğuna, incelemenin kapsamının daha geniş tutulduğuna ilişkin somut bilimsel bir veri veya yargı içtihadı mevcut değildir.

Usul ve ispat hukuku bakımından uygulamada bazı alanlarda uygulama birliği de gözetilerek Adli Tıp Kurumu nihai rapor mercii olarak kabul edilmiştir.

Ancak bahsedilen uygulama da maddi gerçeğe sadece Adli Tıp Kurumu raporu ile ulaşılabileceği düşüncesini benimsememektedir.Nitekim Adli Tıp Kurumu raporlarının güvenilirliğinin mutlak olmadığı, uygulamada bir çok dosya üzerinden alınan raporlar sayesinde anlaşılmaktadır.Diğer taraftan alınmak istenen raporun konusu davacının 9 yıl önceki ehliyet durumuna ilişkin op hastalık hızının hastadan hastaya bu kadar farklılık arz edebildiği bir durumda hastanın olay tarihinden uzun zaman sonra bizzat muayene edilmemiş olması da Mahkememizce ağır bir eksiklik olarak değerlendirilmemiştir.Terazinin öbür kefesinde ise hastanın yaşam ve eziyet görmeme

hakkı bulunmakta olup bu hak da yargının katı yorumlarına ve uygulamalarına feda edilemeyecek kadar kutsaldır.

Mahkememize maddi gerçeğe ulaşmak için insanların sağlıklarını tehlikeye atma yetkisi veren bir norm da bulunmamaktadır.Sözün kısası olarak Ege Üniversitesinden alınan ilk ve ikinci rapor birbiriyle tutarlı ve hüküm kurmaya elverişli kabul edilmiş ve davacının sözleşme tarihinde fiil ehliyeti bulunmaması gerekçesiyle ve Türk Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere;

ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle yapacağı işlemlere sonuç bağlanamaz kuralı gereğince hisse devri sözleşmesinin iptaline karar vermek gerekmiştir. "gerekçesiyle, davanın kabulüne, davanın tarafları arasında 27/09/2012 tarihinden itibaren hüküm ve sonuç doğuran ... Şirketi hisse devri sözleşmesinin iptaline ve davacının şirket ortağı olduğunun tespitine karar verilmiştir.

Bu karara karşı, davalılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı şirketin hisse devir sözleşmesinin tarafı olmadığını, davalı şirket yönünden davanın husumet yokluğu sebebiyle reddi gerektiğini, davacının hisse devir sözleşmesinin imzalandığı tarihte tam ehliyetli olduğunu, davacının vesayet altına alındığı Didim Sulh Hukuk Mahkemesi'nin kararının 14.07.2015 tarihli olduğunu, hisse devir tarihinin ise 03.07.2012 olduğunu, davacının mahkeme kararı ile kısıtlandığı tarihten itibaren ehliyetsiz hale geldiğini, kısıtlama kararından önce yapılan işlemler açısından herhangi bir ehliyet sorunu olmadığını,

kaynaklarda belirtildiği üzere alzheimer teşhisi konan kişinin, teşhis anında derhal hareketlerinin anlam ve sonuçlarını bilemeyecek noktaya gelmediğini, hastalığının kişinin yaşantısına ve fizyolojik özelliklerine göre çeşitli evrelerden geçtiğini, ilerlemiş evrede kişinin tam ehliyetli olduğundan söz edilemeyeceğini, dolayısıyla kısıtlama tarihinden 3 sene önce yapılan işlem sırasında davacının ehliyetsiz olduğunun kabul edilemeyeceğini, kısıtlının işlem tarihinde fiil ehliyetine sahip olup olmadığına yönelik denetlemenin Adli Tıp kurumu tarafından yapıldığını, ne var ki, istinaf incelemesine konu kararda böyle bir inceleme yapılmadığını,

gerekçeli kararda ifade edildiği üzere davacının şu andaki sağlık durumu nedeniyle Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınamadığını,kararda Adli Tıp kurumu raporlarının, üniversite adli tıp birimi raporlarından daha ileri ve yeni yöntemlerle oluşturulmadığının belirtildiğini,bu yüzden üniversitenin evrak üzerinden düzenlediği raporun yeterli görüldüğünü, oysa mahkemenin elinde böyle bir kıyaslama yapmak için somut veri bulunmadığını, ayrıca bünyesinde adli tıp birimi barındıran pek çok üniversiteden hangisinin ya da hangilerinin Adli Tıp kurumu seviyesinde olduğunu mahkemenin bilmesinin mümkün olmadığını,

üniversitelerin bilimsel yeterliliğinin aynı seviyede olmadığının bilinen bir vakıa olduğunu,bu yüzden Adli Tıp Kurumunun yargı organları tarafından bir otorite olarak kabul gördüğünü, Yargıtay'ın pek çok kararında vurgulandığı üzere Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesinin, ehliyet sorunun değerlendirilmesi açısından en yetkin kurum olduğunu, yargıda yeknesaklığın sağlanması,

aynı olay nedeniyle verilen mahkeme kararlarının farklı üniversiteler tarafından düzenlenecek farklı raporlara göre farklı olmaması için Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alındığını, mahkemenin kendisini tıp otoritesi yerine koyduğunu, hastalık hızı hastadan hastaya bu kadar farklılık arz ettiğinden o zaman hastanın muayenesi gerektiğini,hastalık için bir kalıptan, rutinden bahsedilemiyorsa o zaman kişisel özelliklerin değerlendirilmesi ve kişiden kişiye farklı uygulama yapılması gerekeceğini,bu noktada hasta muayene edilmeden ve kağıt üzerinde düzenlenen üniversite raporuna dayanak davacının ehliyetsiz kabul edilmesinin tamamen hatalı olduğunu,

mahkemenin, insani düşünceyle davacının fiziken muayene edilmesine gerek duymamış olabileceğini, ancak adil yargılanmanın herkesin olduğu kadar müvekkilinin de hakkı olduğunu, buna benzer tüm davalarda Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınırken, mahkemenin tıbbi alanına girerek yaptığı yorumla Adli Tıp'tan rapor alınmamasının hukuki istikrarı ve eşitlik ilkesini zedelediğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, anonim şirket hisse devir sözleşmesinin iptali ve davacı adına tescili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalılar vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vasisi, davacının davalı şirket nezdindeki hisselerini davalıya devrettiği tarihte alzheimer hastası olduğunu ve ayırt etme kabiliyetinin bulunmadığını, bu sebeple sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürerek,

hisse devir sözleşmesinin iptali ile hissenin davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiş; davalılar, davacının 2015 yılında kısıtlandığını, hisse devir sözleşmesinin 2012 yılında yapıldığını, davacının sözleşme tarihinde tam ehliyetli olduğunu savunmuşlardır.Eldeki dava dosyasının, Bakırköy 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/18 Esas sayılı dosyasında verilen 18.12.2018 tarihli ara kararı uyarınca, Bakırköy 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/49 Esas sayılı dosyası üzerinden 24.01.2019 tarihinde açıldığı,

mahkemece 29.01.2019 tarihli karar ile davanın Bakırköy 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/18 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/18 Esas sayılı dosyası üzerinden yargılamanın devam ettiği, ancak 27.05.2021 tarihli ara karar ile bu dosyanın tefrikine karar verildiği ve 2021/459 Esas sayılı dosya üzerinden yargılamaya devam edilerek istinafa konu işbu kararın verildiği anlaşılmaktadır.

Dosya kapsamında yer alan bilgilere göre; davacı vasisinin davacı adına daha önce Bakırköy 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/18 Esas sayılı dosyası ile davacıya ödenmeyen ücret, kar ve temettü payı ile sermaye payı alacağının tahsili talepli dava açıldığı, yukarıda da belirtildiği üzere bu dava ile eldeki davanın birleştirilerek bir süre yargılamanın birlikte yürütüldüğü, daha sonra tefrik kararı verildiği, söz konusu alacak davasının incelemeye açılması talebi üzerine açılması sonrasında UYAP sisteminden yapılan incelemesinde henüz derdest olduğu, işbu dava sonucunun bekletici mesele yapıldığı görülmüştür.

27.09.2012 tarihli ''Anonim Şirket Hisse Deveri Sözleşmesi Örneği'' başlıklı hisse devir sözleşmesinin davacı ile davalı gerçek kişi tarafından imzalandığı, davacı kısıtlının davalı şirketteki 220 adet payını 11.00,00 TL bedelle davalı gerçek kişiye devrettiği, devir bedelinin haricen ve nakten ödendiğinin yazılı olduğu anlaşılmaktadır.

Bu devir sonrasında alınmış davalı şirket kararı dosya kapsamında bulunmamaktadır.Davacının akli dengesinin akıllıca yaşam sürmesine engel olduğu gerekçesiyle eşi ..., Nazilli 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 14.07.2015 tarih ve 2015/206 Esas, 2015/366 Karar sayılı kararı ile davacıya vasi olarak atanmış olduğu, davacı ... istinafa konu karar tarihinden sonra 24.08.2021 tarihinde vefat ettiği UYAP kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Anonim Şirketlerde pay senetleri hamiline veya nama yazılı olabilir. Hamiline yazılı pay senetlerinin devri şirket ve üçüncü kişiler arasında zilyetliğin geçirilmesi ile hüküm ifade eder. 6102 sayılı TTK'nın 490. maddesine göre, kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilirler. Anonim şirketlerde payın devri için payın senede bağlanmış olması şart değildir.

Çıplak pay, senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebilir. Ancak payın serbestçe devredilebileceğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar çıplak pay için de geçerlidir. Çıplak payın devri hakkında TTK'da özel bir düzenleme mevcut değildir. Çıplak pay, genel hükümlere göre yazılı devir anlaşması ile devredilebilir. Alacağın temliki, tasarrufi bir işlem olduğundan temlik ile çıplak pay devralana geçer. Alacağın temlikinde olduğu gibi yazılı şekil şartı vardır.

Bedeli ödenmiş çıplak payın devri, TBK'nın 184. maddesi gereği yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile gerçekleşir.

Somut olayda da davacının hisse devir sözleşmesi ile davalı şirketteki hisseleri çıplak pay niteliğinde olup davalı gerçek kişiye adi yazılı bir sözleşme devredilmiş ancak davacının sözleşme tarihinde fiil ehliyeti bulunmadığı ileri sürülerek hisse devri sözleşmesinin iptali istenmiştir.Her ne kadar davalı şirket, kendisine husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürmüş ise de,

davacının iptal ile birlikte üyeliğinin tespiti talebi de bulunduğundan ve talebin kabulü halinde şirket hissedarının değişeceği nazara alındığında bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Mahkemece yapılan yargılama sırasında davacının yatalak olduğu ve uzun yolculuğun davacı için hayati risk taşıdığı anlaşıldığından fiziken muayenesi için İstanbul'a götürülememesi ve ATK'nın fiziken muayene yapmadan rapor düzenlenemeyeceğini bildirmesi sebebiyle ATK 4.İhtisas Kurumu'ndan rapor alınamamış olduğu, davacının Nazilli'de bulunan ikametgahına yakın mesafedeki Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinden rapor alındığı,

davacının bu hastaneye götürüldüğü fiziken muayenesinin yapıldığı, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nın 06.07.2018 raporunda davacının ilk olarak aynı hastanede 03.07.2012 tarihinde ''Alzheimer Hastalığında Bunama, Atipik veya Karma Tip, Hafif Depresif Nöbet'' tanısı konulduğu, tarihten itibaren tüm sağlık raporlarının incelendiği, davacının hisse devir sözleşmesi olan 26.09.2012 tarihinde ayırt etme gücüne sahip olmadığı kanaatinin bildirildiği,

itiraz üzerine aynı üniversite hastanesinden alınan 27.11.2020 tarihli Adli Sağlık Kurulu Raporunda da aynı tespite yer verildiği görülmüştür.Her ne kadar davalılar vekilince davacının hisse devir tarihinde fiil ehliyetinin bulunduğu ve ATK'dan rapor alınmadığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de; davacının sevk edilip fiziki muayenesi yapılarak iki ayrı rapor alınan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nın raporlarında davacının sözleşme tarihinde ayırt etme gücünün bulunmadığı ve bu sebeple sözleşmenin geçerli olmadığının tespit edildiği, raporun yeterli ve denetime uygun olduğu,

ATK'dan rapor alınmasının zorunlu olmadığı, mahkemece bu yönde rapor alınmaya çalışılsa da, ATK tarafından fiziki muayene yapılmadan rapor tanzim edilemeyeceğinin bildirilmesi, davacının da sağlık muayenesi için İstanbul'a seyahatinin sağlığı açısından hayati tehlike oluşturması sebebiyle mümkün olmadığının tespit edilmesi üzerine ATK'dan rapor alınamadığı ve mahkeme karar tarihinden sonra da davacının vefat ettiği nazara alındığında, davalılar vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.

Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalılar vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalılar tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 375,41 TL istinaf nispi karar harcının davalılardan tahsiline,3-Davalılarca yapılan kanun yolu giderlerinin, kendilerinin üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair; HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 17.04.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2021/2322, K. 2025/633, 17 Nisan 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Tarafların İddia Ve Savunmalarının Özeti
  4. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti
  5. İleri Sürülen İstinaf Sebepleri
  6. İnceleme Ve Gerekçe
  7. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/2322
Karar No
2025/633
Tarih
17 Nisan 2025

İlgili Kararlar

  • İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi E.2021/2327 K.2025/852
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi E.2021/2329 K.2025/442
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi E.2021/2333 K.2025/634
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi E.2021/2334 K.2025/635
  • İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi E.2021/2348 K.2025/748
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi E.2021/2355 K.2025/636

Tüm Arşiv

İstinaf (BAM) KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.