KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 7 Mart 2024
- Dosya no
- 2021/393
- Karar no
- 2024/390
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Tarihi
- 08.12.2020
- Numarası
- 2020/52 Esas - 2020/598 Karar
- Dava
- İtirazın İptali (Ticari satımdan kaynaklı
Karar Metni
1.751 kelime·9 dk okuma
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı borçlu aleyhine İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E Sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi geçildiğini, ödeme emrine borçlu vekili tarafından yapılan itiraz dilekçesinde, borca, takibe, ödeme emrine, faize, ferilerine ve sunulan evraklara itiraz edildiğini, itiraz sonucunda takibin durdurulmasına karar verildiğini, davacı alacaklı ... A.Ş ile davalı ...
A Ş arasında 30.01.2017 tarihli imzalanan ...
BEYAZ EŞYA ALIM-SATIM SÖZLEŞMESİ bulunduğu, sözleşmeye dayanılarak birçok fatura düzenlendiği ve davalı/borçlu tarafından faturalara karşılık ödemelerde bulunduğu, borçlunun yaptığı kısmi ödemeler sonrası müvekkili şirketin asıl alacak miktarı 5.944.38 EUR ve 4.525.09 TL olduğu, icra takibine kadar işleyen faizlerle birlikte icra takibinde bakiye alacak 6.726.64 EUR ve 5.745.09 TL olduğunu, davalı/borçlunun müvekkili davacıya halen borçlu olduğunu, bu nedenle itirazın yerinde olmadığını, müvekkili şirket kayıtlarında yapılacak inceleme sonrasında davalının takip konusu borcu olduğunun ispatlanacağını beyanla İstanbul ....
İcra Md ... E Sayılı dosyasına yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, kötü niyetli davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talep etmiştir.
Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirkete gönderilen dava dilekçesinin tebliğ mazbatası incelendiğinde; tebligatın yetkili temsilciye yapılmamış olduğunun, bu haliyle müvekkili şirkete gönderilen dava dilekçesinin usulsüz tebliğ olduğundan davaya cevap verme sürelerinin huzurdaki davayı öğrenmiş oldukları tarih olan 25.09.2020 tarihinden itibaren başladığını, davacının yanlış ...
Firması Adına işlem yapmış olup söz konusu sözleşmesinin tarafı müvekkil şirket olmadığını, müvekkili şirketin davacı tarafa hiçbir borcu bulunmadığını, müvekkili şirket ile davacı firmanın geçmiş dönemde başka bir proje için çalıştıklarını, çalıştıkları proje sebebiyle müvekkili şirketin davacı tarafa karşı hiçbir borcu bulunmadığını, iş bu hususun müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtlarıyla da sabit olduğunu beyanla pasif husumet yokluğu sebebiyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Toplanan tüm delillere ve dosya kapsamına göre; davacı tarafından faturadan kaynaklı 6.726,64 EURO ve 5.745,09 TL alacağın tahsili için davalı aleyhine icra takibi başlatıldığı ancak davalı tarafça borca itiraz edildiği, davacı tarafından mahkememizde iş bu itirazın iptali davası açıldığı ve mahkememiz tarafından yapılan yargıla sırasında alınan hükme dayanak teşkil etmeye elverişli 01.09.2020 tarihli bilirkişi raporunda davacının davalıdan toplamda 6.726.64 EUR ve 4.525.09 TL talep edebileceğinin tespit edildiği,
ihtaratlı tebligata rağmen davalı yanın inceleme günü gelmediği ve ticari defter ve belgelerini sunmadığı, TTK 83, HMK 220 ve 222. maddeleri uyarınca davacı tarafın kayıtlarının esas alınması gerektiği anlaşılmakla davanın kısmen kabulü ile davalının İstanbul .... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasındaki itirazının.
TL cinsi alacak yönünden: 4.525,09 TL üzerinden iptali ile takibin 4.525,09 TL olan asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %17,25 oranında ve değişen oranlarda reeskont faizi uygulanmak suretiyle devamına, fazla talebin reddine, Euro cinsi alacak yönünden: 6.726,64 Euro üzerinden iptali ile takibin 5.944,38 Euro olan asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca 1 yıllık Euro mevduatına kamu bankalarınca uygulanan en yüksek faiz oranında faiz yürütülmek suretiyle devamına,
alacağın likid olması nedeniyle davalının alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına mahkumiyetine karar vermek... " gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalının İstanbul .... İcra Dairesinin ...
Esas sayılı dosyasındaki itirazının; -TL cinsi alacak yönünden: 4.525,09 TL üzerinden iptali ile takibin 4.525,09 TL olan asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %17,25 oranında ve değişen oranlarda reeskont faizi uygulanmak suretiyle devamına, fazla talebin reddine, euro cinsi alacak yönünden: 6.726,64 Euro üzerinden iptali ile takibin 5.944,38 Euro olan asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca 1 yıllık Euro mevduatına kamu bankalarınca uygulanan en yüksek faiz oranında faiz yürütülmek suretiyle devamına, karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle.
Öncelikle ilk derece mahkemesince gönderilen dava dilekçesi müvekkilİ şirkete usulsüz olarak tebliğ edilmiş olduğundan müvekkilİ şirketin davadan haberdar olamadığını, davayı takip edemediğini, Ticari şirketlere ne şekilde tebligat yapılacağı Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 20nci maddesinde düzenlendiğini, buna göre tüzel kişilere yapılacak tebligatın; tüzel kişilere tebliğ yetkili temsilcilerine, bunlar birden çok ise yalnız birine yapılabileceğini, Aynı yönetmeliğin 21nci maddesinde ise.
"Tüzel kişiler adına tebligatı almaya yetkili kişiler, herhangi bir sebeple mutat iş saatlerinde işyerinde bulunmamaları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde olmaları durumunda tebliğ, tüzel kişinin o yerdeki sürekli çalışan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır." hükmü havi bulunmaktadır.
Müvekkili şirkete gönderilen dava dilekçesinin tebliğ mazbatası incelendiğinde; tebligatın yetkili temsilciye yapılmamış olduğu görüleceğini, hatta yetkili temsilcilinin tevziat saatlerinde şirkette olup olmadığının dahi sorulmadığı, yeterli araştırmanın yapılmadığı,
doğrudan doğruya şirkette çalışan bir kişiye usulsüz şekilde tebliğ işleminin yapılmış olduğunun görüldüğünü, bu haliyle müvekkili şirkete gönderilen dava dilekçesinin usulsüz tebliğ olduğunu, mahkemeye bu husustaki itirazı belirmiş olmalarına rağmen mahkemece iş bu usuli itirazı değerlendirmeye alınmadığını, bu sebeple usulüne uygun taraf teşkili sağlanmadan yapılmadan verilen hükmün kaldırılması gerektiğini, aynı şekilde bilirkişi raporu için verilen inceleme günü tebliği ve raporun tebliğine ilişkin hususlar da usulsüz olup bu haliyle tanzim edilen edilen rapora itibar edilmesinin de mümkün olmadığını,
Ayrıca mahkemeye pasif husumete ilişkin itirazları da iletmiş olmalarına rağmen mahkemece hiç bir gerekçe gösterilmeden pasif husumet itirazının reddedildiğini, gerekçeli karara bakıldığında bu hususta yalnızca; "toplanan delillerin değerlendirilmesinde pasif husumet itirazının reddi gerekmiştir." şeklinde maktu ve somut bir gerekçeye dayanmayan bir sebep gösterildiğini, Davacı tarafın; yanlış ...
Firması Adına işlem yapmış olup söz konusu beyaz eşya alım - satım sözleşmesinin tarafının müvekkili şirket olmadığını, Davacının dayanak olarak ileri sürmüş olduğu sözleşmenin müvekkili şirket tarafından akdedilmiş bir sözleşme olmadığını, sözleşme incelendiğinde sözleşmenin tarafının "Kadıköy Vergi Dairesine bağlı faaliyet gösteren ... vergi numaralı ... A.Ş" olduğu, müvekkili şirketin "Küçükyalı Vergi Dairesine bağlı olarak faaliyet gösteren ... vergi numaralı ...
Ticaret A.Ş." olduğunu, iki şirketin birbirinden farklı olduğunu, davacı tarafın başka bir şirket ile yapmış olduğu sözleşme ticari ilişki sebebiyle müvekkili şirket aleyhine dava ikame ettiğini, Müvekkili şirket ile davacı firma geçmiş dönemde başka bir proje için çalıştıklarını, çalıştıkları proje sebebiyle müvekkili şirketin davacı tarafa karşı hiç bir borcu da bulunmamakta olup iş bu hususun müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtlarıyla da sabit olduğunu, sözünü etmiş olduklarını, iş bu projenin davaya konu "...
Apartmanı" projesi ile de herhangi bir ilgisi veya ilişkisi bulunmadığını, yukarıda bahsedildiği üzere ... Apartmanı projesi başkaca bir firmaya ait bulunduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın istinaf nedenleri ve savunmaları doğrultusunda reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, ticari satıma ilişkin faturaya dayalı açık hesap alacağının tahsili için başlatılmış olan ilamsız icra takibine yönelik itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı davalı ile arasındaki ticari ilişkisi kapsamında takibe dayanak faturalar nedeniyle alacaklı olduğunu ileri sürmüştür.
Davalı ise takibe itirazında borçlu olmadığını ileri sürerek takibe itiraz etmiştir.
Davalı vekilince müvekkili asile tensip uyarınca çıkarılan tebligatın usulsuz olduğu ileri sürülerek 07.10.2020 tarihli cevap dilekçesi sunulmuş, iş bu cevap dilekçesinde tebligatın geçersizliği dışında davacı ile ticari ilişkisi bulunmadığını, davacı yanca bu kapsamda sunulan sözleşmenin tarafı olmadığını, sözleşmeyi imzalayan şirketin başka bir şirket olup, vergi nosu ve sözleşmedeki adres ile bu hususun belli olduğunu savunmuştur.
İlk derce mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilerek hüküm kurulmuştur.7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 12. ve 13. maddeleri uyarınca, tüzel kişilere tebliğ yetkili temsilcilerine, bunlar birden fazla ise yalnız birine yapılır.
Temsile yetkili kişinin herhangi bir sebeple tebliğ yapıldığı sırada işyerinde bulunmaması veya bizzat alamayacak durumda olması halinde, kendisinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürüne, bu da mümkün değilse, tüzel kişinin o yerdeki memur veya işçilerinden birine yapılmalıdır. Bu sıraya uyulması kanuni zorunluluk olup, aksi takdirde tebligat usulsüz sayılacaktır.
Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine ve sıralı kişilere yapılmışsa, bunun sebeplerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat mazbatasına yazılması gerekir. 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi gereğince tebligatın usulsüz olması halinde muhatabı tebliğden haberdar olmuş ise muteber sayılır.
Muhatabın beyan ettiği tarih tebliğ tarihi olarak kabul edilir (benzer mahiyette Yargıtay 12. HD 2014/33714-2015/11942 E-K sayılı ilamı, 22. HD 2017/15337-2017/14918 E-K sayılı ilamı ve 23. HD 2014/4875-2015/5910 E-K sayılı ilamı). Dosyada davalıya tensip uyarınca çıkarılan tebligatın incelenmesinde, tebligat kanunu 12 ve 13 maddeleri ile tebligat yönetmeliğinin 20 maddesindeki tebliğ usulüne uygun tebligat yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Buna göre usule uygun tebligatın varlığından söz edilemeyecektir.Yargılama sürecinde davalıya çıkarılan defter inceleme muhtıra tebliğinin ve bilirkişi raporunun da aynı şekilde tebliğ edildiği ve usulsüz olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda söz edildiği üzere davalı vekilince yargılama sürecinde 07.10.2020 tarihli dilekçede bu hususlar dışında davacı ile sözleşme ilişkisi bulunmadığı ve mal teslim almadığı ileri sürülmüştür.
Davacının delil olarak sunduğu ve bilirkişi raporunda dikkate alındığı anlaşılan 30.01.2017 tarihli yazılı sözleşmenin davacı ile ... Anonim Şirketi ünvanlı şirket arasında imzalandığı, imza üzerindeki kaşedeki adres ve vergi nosunun iş bu davada hasım gösterilen davalı şirket ile örtüşmediği anlaşılmaktadır.
Davalı vekili de bu hususu cevap dilekçesinde ileri sürmüş ancak mahkemece araştırılmaksızın ve gerekçesi belirtilmeksizin gerekçeli kararda pasif husumet iddiasının soyut ifade ile reddedildiği belirtilmiştir.Bunların dışında davacı alacağının faturaya dayalı olup, bir kısım faturaların mal satışına ilişkin olduğu görülmektedir.
Fatura tek başına alacağın varlığı ve kanıtlanması için yeterli olmayıp, fatura konusu mal ve hizmetin tesliminin de davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Bu konuda da ilk derce mahkemesince bilkişi raporuna itirazın süresinde olmadığı ve davalıya çıkarılan defter muhtırasının tebliğine rağmen davalı yanca defter sunulmadığı gerekçesine dayanılarak davanın kısmen kubulüne karar verildiği anlaşılmıştır.
Oysa yukarıda açıklandığı üzere davalıya defter muhtırası ve bilirkişi raporunun usulsüz tebliğ edildiği soncuna varılmıştır.Yukarıdaki açıklamalar ışığında ilk derece mahkemesince yapılacak iş, davalı vekili beyan ve savunması kapsamında deliller celp edilip, davalı itirazı kapsamında davalı ticari defter ve kayıtları da incelenerek ek bilirkişi raporu alınarak davalının pasif husumet itirazı da değerlendirilerek ve mal tesliminin kanıtlanıp kanıtlanmadığı da ortaya konulup gerekçeleri yazılarak sonuca gidilmesinden ibarettir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda,
işin esasına dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2021/393, K. 2024/390, 7 Mart 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama