KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 19 Kasım 2025
- Dosya no
- 2024/445 Esas
- Karar no
- 2025/1467 Karar
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
- Tarihi
- 14/11/2023
- Numarası
- 2022/210 E. - 2023/271 K.
- Davanın konusu
- Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan
Karar Metni
2.186 kelime·11 dk okuma·6 bölüm
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;
GEREĞİDÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.
Müvekkili şirketin sektöründe uzun yıllardır hizmet veren, alanında tanınmış ve itibarlı köklü bir firma olduğunu, müvekkilinin sakız mamulü alanında "..." markası ve seri markalarıyla uzun yıllardır üretim yaptığını ve Türkiye dahil birçok ülkeye satış gerçekleştirdiğini, keza müvekkili adına TPMK nezdinde "..." esas unsurlu birçok marka tescili bulunduğunu, davalı tarafın "... ..." markasını kullanarak Bulgaristan üzerinden Romanya'da satış yaptığını,
ürün kayıt numarası sistemden sorgulandığında ürünün davalı firma adına kayıtlı olduğunu ve dolayısıyla da müvekkilinin marka hakkına tecavüz eder şekilde yapılan satışın davalı tarafça yapıldığının sabit olduğunu, işbu hususların Mahkemenin 2022/102 D.İş sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, davalının söz konusu eylemleri neticesinde müvekkilinin markadan doğan haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek müvekkili markasına yönelik tecavüz ve haksız rekabetin tespitini, men'ini, ref'ini, şimdilik 1.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın,
ihlalin tespit edildiği tarihten itibaren işleyecek ticari avans faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacı vekilinin, 22/02/2023 tarihli dilekçesi ile 1.000,00 TL olan maddi tazminat talebini 142.422,97 TL tutarına yükseltmiş ve harcı ikmal etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin şekerleme alanında profesyonel olarak üretim yaptığını, ayrıca yurt dışındaki firmalara da fason üretim gerçekleştirdiğini, Bulgaristan menşeli Grant 2014 firmasına ait "... ..." markasını taşıyan ürünlerin üretilen fason ürünlerden bir tanesi olduğunu, müvekkili şirketin işbu marka ile bir bağlantısının bulunmadığını, müvekkili şirketin üretilen malların Bulgaristan'a sevkinden sonra ne yapıldığı ve nerelerde satıldığı hakkında bir bilgisinin bulunmadığını, davacının kötü niyetli olarak müvekkilinin piyasaya sunmadığı ürünleri dayanak yaparak dava ikame etmesinin müvekkili şirket üzerinden haksız gelir etme amacı taşıdığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Bakırköy 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 14/11/2023 tarih ve 2022/210 Esas - 2023/271 Karar sayılı kararıyla; "...Tüm dosya kapsamı deliller, taraf iddia ve savunmaları ile bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde; "..." esas unsurlu markaların davacı adına tescilli olduğu, davalının “... ... ...” ibareli ürünleri yurt dışındaki (Bulgaristan) firması adına fason olarak üretip, tamamını bu firmaya ihraç ettiği, bahsi geçen firma tarafından sözleşme düzenlenirken Bulgaristan'da ki marka tescilinin de davalıya ibraz edildiği, bu yurt dışı ihracı dışında davalının başkaca bir eyleminin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Buna göre, davacı tarafa ait markalarda yer alan ve esas/ayırtedici unsur olan “...” ibaresini davalının “... ... ...” şeklindeki kullanımı nedeniyle, tarafların emtiaları/hizmetleri, faaliyet alanları ve müşteri kitlesi dikkate alındığında, karıştırılma ihtimalinin muhtemel olduğu, marka haklarına tecavüz yönünden kusur şartının aranmadığı, bu haliyle davalının eyleminin SMK 29 maddesi anlamında davacının markadan doğan haklarına tecavüz teşkil ettiğinden tecavüze ilişkin davanın kabulü gerekmiştir.
Davacının marka haklarına tecavüz nedeniyle olan maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden yapılan değerlendirmede ise, yüksek yargı kararlarında ve öğretide kabul edildiği üzere, tecavüzün varlığı için kusur aranmaz ise de, tazminat talepleri bakımından kusur gereklidir. (Bkz. Cahit Suluk-Rauf Karasu-Temel İnal Fikri Mülkiyet Hukuku S.340 vd.) SMK'nın 150-151 maddeleri kapsamında açılabilecek olan maddi - manevi tazminat davası, özünde bir haksız fiil davasıdır.
Dolayısıyla, her ne kadar madde metninde açıkça belirtilmemekte ise de, zarar ile fiil arasında nedensellik bağı yanında tazminat talep edilebilmesi için mütecavizin kusurun varlığı da gereklidir. Haksız fiil sorumluluğunda "kusur", sorumluluğun kurucu unsurudur. Kusur, kasıt biçiminde olabileceği gibi, ihmal biçiminde de ortaya çıkabilir.
Fail, hukuka aykırı sonucu isteyerek hareket etmiş ise kasıt, hukuka aykırı sonucu istememiş, ancak bundan kaçınmak için iradesini yeterli ölçüde kullanmamış, yeterli özeni göstermemiş, bu yönden irade kullanmamış ise ihmal mevcuttur. İhmal halinde gösterilecek özenin derecesi belirlenirken, objektif kriterler yanında, failin mesleği, iştigal alanı, tacir olup olmadığı, somut olayın özellikleri gibi hususların da gözetilmesi gereklidir. (Bkz.
Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, S.774 vd.) Türkiye'nin taraf olduğu Paris Sözleşmesinin hükümleri de bu doğrultudadır.
Bu ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davalının yurt dışında faaliyet gösteren şirketin kendi markasını gösterip buna göre fason imalat yaptırdığı ve ürünlerin tamamının yurtdışına gönderildiği, davalının kendisinden beklenen özeni gösterdiği, bu haliyle kusur şartının gerçekleşmediği sonuç ve kanaatine varılarak davacının tazminat taleplerinin reddi gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/5189 E, 2022/1852 Karar sayılı, 14.03.2022 Tarihli kararında; "... markaların kendi özel yasası niteliğindeki 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (mülga 556 sayılı Marka KHK) hükümleriyle korunması ve 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a-4 maddesindeki düzenleme karşısında, Dairenin bu konudaki eski içtihatlarını sürdürme imkanı kalmadığından, Bölge Adliye Mahkemesince, davacının tescilli markasının benzerinin, tescil kapsamındaki ilaç emtiasında kullanılması şeklindeki davalı eyleminin TTK’nın 55/1-a-4.maddesi uyarınca aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğine ilişkin gerekçesi yerinde görülmediğinden,
hükmün bu kısım yönünden temyiz eden davalı yararına bozulması..." şeklindeki gerekçe ile açıklandığı üzere; somut uyuşmazlıkta, davacının haksız rekabet iddiasının marka hakkına dayandığı, bu durumda TTK 55/1-a-4 maddesi gereğince aynı zamanda haksız rekabetin oluştuğundan söz edilemeyeceği kanaatine varılmakla haksız rekabet isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. Bu itibarla aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere.
1-Davacının davasının KISMEN KABULÜNE, davalının davacı adına tescilli "..." esas unsurlu markadan doğan haklarına tecavüzün tespitine, önlenmesine, durdurulmasına ve kaldırılmasına, tecavüz teşkil eden ürünler ve ambalajlarına el konularak, imhasına, davacının haksız rekabet ile tazminata dair talepleri yönünden davanın REDDİNE,..." kararı verilmiştir.
İSTİNAF İSTEMLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde.
Haksız rekabet ile tazminata dair taleplerini yönünden davanın reddine ilişkin kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davalı tarafça müvekkilin markası ile neredeyse aynı olacak şekilde ayırt edilemeyecek derecede benzer ismi kullanması ve reklamını yapması nedeniyle ortalama tüketici kitlesi nezdinde iltibas yaratan eylemleri 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu uyarınca müvekkilinin marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini, müvekkili firma adına adına tescilli "..." esas unsurlu markadan doğan haklarına tecavüzün tespitine karar verildiğini,
marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu ileri sürerek kararın kısmen reddedilen kısım bakımından kaldırılmasını talep emiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde.
Müvekkili firmanın dava konusu malın marka hakkı sahibi olmadığını, bir defalık fason üreticiliğini yaptığını, bir defalığa mahsus üretilen mallar için müvekkili şirketin elinde devamlı üretim yapılacak ambalaj yada ürün bulunmadığını, ... ... markasının Bulgar Garant 2014 Ltd firmasına ait olduğunu, mallar yurtdışına sevk edildikten sonra elde başkaca bir stok malzemesi kalmadığını, davalı tarafından satım yapılmadığını beyanla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, meni ile maddi ve manevi tazminat davasıdır.İlk derece Mahkemesince markaya tecavüzün tespiti ve önlenmesi davasının kabulüne, haksız rekabet ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin ise reddine karar verilmiş, karara karşı her iki taraf vekili tarafından istinaf yargı yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacının "..." esas unsurlu tescilli birden çok markası bulunduğu,
savunma kapsamından davalının “... ... ...” ibareli ürünleri yurt dışındaki (Bulgaristan) firma adına fason olarak üretip ihraç ettiğinin sabit olduğu, tescil sınıflarındaki emtialar yönünden aynıyet/benzerlik bulunduğu gibi tarafların faaliyet alanlarının da aynı/benzer olduğu anlaşıldığından davalı kullanımının ortalama tüketici nezdinde iltibasa neden olacağına ilişkin ilk derece mahkeme gerekçesi yerinde olup, davalı vekilinin istinaf taleplerinin reddi gerekmiştir.Her ne kadar davacı tarafından haksız rekabet taleplerinin reddi kararı aleyhinde istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüş ise de.
Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği hakkın 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile getirilen özel hükümlerle korunduğu, SMK 'nın yürürlüğe girmesi ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif koruma uygulama alanı kalmadığı dikkate alındığında, haksız rekabete dair kısım yönünden ilk derece mahkeme kararı yerinde olup, bu yöndeki istinaf isteminin reddi gerekmiştir.Ancak; maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için zarar ile fiil arasında nedensellik bağı yanında mütecavizin kusurun varlığı da gerekli olmakla birlikte kusur kasıt biçiminde olabileceği gibi, ihmal biçiminde de ortaya çıkabilir.
Fail, hukuka aykırı sonucu isteyerek hareket etmiş ise kasıt, hukuka aykırı sonucu istememiş, ancak bundan kaçınmak için iradesini yeterli ölçüde kullanmamış, yeterli özeni göstermemiş, bu yönden irade kullanmamış ise ihmal mevcuttur. İhmal halinde gösterilecek özenin derecesi belirlenirken, objektif kriterler yanında, failin mesleği, iştigal alanı, tacir olup olmadığı, somut olayın özellikleri gibi hususların da gözetilmesi gereklidir.
Bu çerçevede somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirket tacir olup, basiretli tacir gereği aynı sektörde faaliyet gösteren davacı şirketin markasından haberdar olmadığı düşünülemeyeceği gibi fason üretim ve ihracat faaliyetine başlamadan önce markanın Türkiye’de başkası adına tescilli olup olmadığını araştırması gerektiği halde bu konuda ihmali davranışta bulunduğu,
ihmali kusuru nedeniyle maddi ve manevi tazminat koşullarının mevcut olduğu halde Mahkemece tazminat taleplerinin reddine karar verilmesinin hukuka uygun olmadığı kanaatine varılmakla, davacı vekilinin istinaf talebin kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden kazanılmış haklar korunarak yeniden hüküm kurulması gerekmiştir.
(Aynı konuda Dairemiz'in 2023/1095 Esas 2024/220 Karar, Yargıtay 11 HD 2024/2228 Esas 2025/610 onama kararı)Bu kapsamda maddi tazminat talebi yönünden yapılan incelemede.
20/02/2023 tarihli bilirkişi heyet raporunda 26/01/2021 tarihli fatura sebebiyle maliyetler düşüldükten sonra 33.720,77 TL net kar ve 18/11/2022 tarihli fatura sebebiyle 108.702,20 TL net kar meydana geldiğinin tespit edildiği, rapor sonuç bölümünde "2022 yılına ilişkin" yazımda maddi hata yapıldığı görülmüş ise de ek bilirkişi heyet raporunda yazım hatasının düzeltildiği, alınan ek bilirkişi raporunda davacı şirket markasının davalı şirket kazancı üzerindeki etkisinin %10 civarında olduğu kabulü ile alacak hesabı yapıldığı ve davacı vekilince HMK 107.
Madde kapsamında dava dilekçesi ile talep ettiği 1.000,00 TL maddi tazminat talebinin 142.422,97 TL'ye yükselttiği görülmüştür.Bu kapsamda, davacı tarafından SMK 151/2-b maddesi gereğince tecavüz edenin net kazancının hesaplanmasının talep edildiği, "markanın katkısı oranı" ile yapılan ek bilirkişi heyet raporundaki hesaplama 556 KHK 66/1-b döneminde kaldığından ve SMK 151/2-b maddesinde doğrudan "sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç" ifadesi yer aldığından itibar edilemeyeceği, davanın 26/07/2022 tarihinde açıldığı,
18/11/2022 tarihli fatura konusu ihracatın dava tarihinden sonra olması nedeniyle dikkate alınamayacağı, sunulu 20/02/2023 tarihli bilirkişi heyet raporunun denetime elverişli olduğu ve yapılan hesaplamada yer alan teknik verilere ilişkin taraf vekillerince açıkça bir itirazın ileri sürülmediği görülmekle talep edilebilecek maddi tazminatın 26/01/2021 tarihli fatura kapsamında 33.720,77 TL olduğu,
somut olayın özelliği, ihlal edilen hakkın niteliği dikkate alınarak 10.000,00 TL manevi tazminatın hakkaniyete uygun olduğu sonuç ve kanaatine varılmış, dava dilekçesi ile alacak kalemlerine "ihlalin tespit edildiği tarihten itibaren" faiz uygulanması talep edildiği görülmekle taleple bağlı kalınarak delil tespiti rapor tarihi esas alınarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, E. 2024/445, K. 2025/1467, 19 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama