KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 22 Mart 2023
- Dosya no
- 2021/2052
- Karar no
- 2023/897
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 26/01/2021
- Numarası
- 2020/103 Esas - 2021/38 Karar
- Davanın konusu
- Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan
- İstinaf karar tarihi
- 22/03/2023
Karar Metni
925 kelime·5 dk okuma·2 bölüm
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353.maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle. Müvekkilinin ... Gazetesinin yayın hakkı sahibi olduğunu, davalının ise www...com uzantılı internet sitesinin sahibi olduğunu, https://www...com/...
URL adresinde yer alan yayında müvekkili ve yayın organı ... gazetesi hakkında iftira içerikli ve yalan bilgiler verdiğini, kamuoyunda yanlış algı yaratılmaya ve böylelikle müvekkilinin ticari itibarını zedelenmeye çalışıldığını, ... gazetesi ve müvekkili şirkete bağlı olan yayın organları arasında herhangi bir bağ bulunmadığını, farklı tüzel kişiliklere sahip olduklarını, hiçbir dayanağı olmadan hayali bir senaryoya dayalı olarak kaleme alınan bu tip haberlerin sadece kötüleme kastı içerdiğini, kamuoyunu kasıtlı olarak müvekkili şirket aleyhine yönlendirme amacını içerdiğini, bu sebeplerle davanın kabulü ile davalı tarafından haksız,
dayanaksız ve yalan söylemlerle kamuoyunda müvekkili aleyhine intiba yaratma kastıyla yayınlanan haber neticesinde doğan manevi zararının giderilmesi amacıyla 50.000-TL tazminatın yayın tarihi olan 05/11/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır.
İlk Derece Mahkemesince; "...Eleştiride kullanılan dilin şaşırtıcı, sert ve kırıcı olması tek başına manevi tazminat takdiri için yeterli değildir.
Yazıda medya sektöründe rakip olan tarafların tutum ve davranış açısından sert ve şaşırtıcı nitelikte eleştiri içerdiği bu kapsamda basın ve ifade özgürlüğünün öncelik aldığının kabulü gerektiği, yazı ve içeriğin bir bütün olarak değerlendirildiğinde kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığının ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, yayında davacıyı aşağılayan, kişilik haklarını zedeleyen herhangi bir ifade kullanıldığının tespit edilemediği, manevi tazminat koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından davanın reddine..." karar verilmiştir.
Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle. Davalının URL adresinde yer alan yayında kişilik haklarının ihlal edilmesine rağmen mahkemece davanın reddine dair kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava. Basın yoluyla kişilik haklarına saldırı sebebiyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir.
Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır.
Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır.Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir.
Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez.
Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır.
Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Somut olaya gelince.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, davaya konu yayın bir bütün olarak değerlendirildiğinde, dava konusu yayının basın özgürlüğü kapsamında kaldığı, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, güncel olan konuların gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmesi için çarpıcı başlıklara yer verilerek iddia kapsamında ve eleştiri sınırları içerisinde aktarıldığından kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda davanın reddi yönünde verilen kararın hukuka uyun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
22/03/2023
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/2052, K. 2023/897, 22 Mart 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama