KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 27 Ekim 2021
- Dosya no
- 2019/2653
- Karar no
- 2021/1525
- İncelenen kararın mahkemesi
- BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 20/06/2018
- Numarası
- 2015/978 (E) 2018/714 (K
- Davanın konusu
- Maddi ve manevi tazminat
Karar Metni
2.422 kelime·12 dk okuma·1 bölüm
Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle. 7/2/2011 günü sürücüsü davalı ... tarafından parkedilen, davalı işleten ...'a ait, davalı ...
Sigorta AŞ tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesiyle sigortalı ... plakalı kamyonun, sürücüsü olmaksızın hareket ederek davacıların desteği olduğu ileri sürülen ...'e çarparak ölümüne neden olduğunu belirterek, davacılar ..., ... için belirsiz alacak davası niteliğinde ayrı ayrı 1.00,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline; davacılar ... ve ... için ayrı ayrı 50.000,00 TL, davacı ... için ise 10.000,00 TL manevi tazminatın, davalılar ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... AŞ (eski unvanı ... Sigorta AŞ) vekili cevap dilekçesinde özetle; meydana gelen kaza nedeniyle davacılara 12/5/2011 günü 11.671,00 TL tazminat ödendiğini, bu nedenle ibraname tarihinden itibaren 2 yıllık süre geçtiğinden zamanaşımının dolduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; davalı ...'a karşı açılan davanın reddine; davacılardan ... için 68.125,14 TL; ... için 70.281,00 TL maddi tazminatın davalılar ... ve ... Sigorta AŞ'den müştereken ve müteselsilen tahsiline; davacılardan ... için 10.000,00 TL; ... için 10.000,00 TL, ... için 1.000,00 TL manevi tazminatın davalı ...'dan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine hükmolunmuşutr. Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran ...
Sigorta Şirket AŞ vekili dilekçesinde özetle; davacıların destekten yokun kalma tazminat talepleri için daha önce ödeme yapan müvekkili şirketin ibra edildiğini, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun (KTK) 111'inci maddesinde öngörülen iki yıllık süre geçtikten sonra 16/09/2015 tarihinde açılan bu davanın reddi gerektiğini, davayı kabul anlamında olmamakla birlikte karara esas alınan raporun fahiş ve hatalı olduğunu,
zira raporun KTK uyarınca uygulanması gereken genel şartlar hükümlerine aykırı olarak düzenlendiği gibi davacılar için 1'er yıl fazla destek süresi hesaplandığını belirterek ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; kazaya neden olan aracın maliki olan davalı ...'ın işleten sıfatında kusursuz sorumlu olduğunu; hükmolunan manevi tazminatın fevkalade az olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalılar ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilleri yönünden davanın reddedilen kısmı üzerinden vekâlet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğunu, ...'a karşı açılan davanın reddedilmesi nedeniyle müvekkili lehine vekâlet ücretine hükmolunması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi hükmünün bu yönüyle düzeltilmesini talep etmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 355'nci maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf nedenleri ve kamu düzenine ilişkin konularla sınırlı biçimde yapılan inceleme sonunda: Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı ve maddi tazminat istemine ilişkindir.
Cevap dilekçesinde meydana gelen trafik kazasından ötürü müvekkil şirkete başvuran ve hasar dosyası açılan davacı ...'e 6.518,00 TL; davacı ...'e ise 5.153,00 TL tazminat ödendiğini, adı geçen davacıların müvekkili şirketi gayri kabili rücu ibra ettiklerini savunan davalı ...
AŞ'nin gönderdiği hasar dosyası içerisinde bulunan ve davacılar ... ve ...'in imzalarını taşıyan, "Tazminat Makbuz ve İbraname" başlıklı belgelerin incelenmesinde; davacılar ... ve ...'in davalı şirkete ZMSS poliçesi ile sigortalı ... plaka sayılı aracın karıştığı 8/2/2011 günü İstanbul da meydana gelen trafik kazasından dolayı destekten yoksun kalma tazminatını tamamen aldıkları, bu tazminatı almakla sigorta şirketinden hiçbir hak ve alacaklarının kalmadığından,
kayıtsız şartsız gayri kabili rücu ibra ettiklerini beyan, kabul ve taahhüt ettiklerini bildirdikleri, davalı ... tarafından 5/5/2011 tarihli yazıyla toplam 11.671,00 TL'nin bildirilecek banka hesabına havale edileceğinin beyan edildiği; eldeki davanın ise 23/10/2015 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. 2918 sayılı KTK'nin 111'inci maddesi uyarınca, bu Kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir.
Tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir. Hak düşürücü süre niteliğini taşıyan bu sürenin kendiliğinden gözetilmesi gerekir.
Somut uyuşmazlıkta, ibranamenin 5/5/2011 gününden önce düzenlendiği, eldeki davanın ise 2918 sayılı KTK'nin 111'nci maddesinde öngörülen 2 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 23/10/2015 tarihinde açıldığı anlaşıldıktan sonra davacılar ... ve ... tarafından davalı ... AŞ'ye karşı açılan destekten yoksun kalma tazminatı davasının reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi yerinde olmamıştır. Kararın bu yönüyle kaldırılma sebebine göre davalı ...
AŞ vekilinin istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü diğer nedenler inceleme dışı bırakılmıştır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun (KTK) 3'üncü maddesinde işleten, "Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir.
Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır. " biçiminde tanımlanmış, aynı Kanunun 85'inci maddesinin 1'inci fıkrasında ise bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibinin,
doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı belirtilmiştir. Aynı maddenin 4'üncü fıkrası ise, "İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur." biçimindedir.
Dosyaya eklenen Adli Tıp Kurumu İstanbul Trafik İhtisas Dairesinin 25/12/2012 tarihli raporu ile davalı ...'ın asli ve tamamen kusurlu olduğunu, ölen Mikail Söylemez'in ise kusurunun bulunmadığı bildirilmiştir. Dava dosyasına eklenen belgenin incelenmesinden, kazaya neden olan ... plakalı kamyonun davalı ...'a ait olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer yandan kamyonun başka bir kişi tarafından kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işletildiği ve üzerinde fiili tasarrufta bulunulduğu da kanıtlanamamıştır. Bu itibarla davalı ...'ın işleten sıfatıyla KTK'nin 85'inci maddesinin 1'inci ve 4'üncü fıkraları uyarınca zarar sorumlusunun kusurundan sorumlu olduğunun anlaşılması karşısında, adı geçen davalıya karşı açılan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine hükmolunması hukuka aykırıdır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 56'ncı maddesinin 1'inci fıkrasına göre hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.. Hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı olan manevi tazminatın miktarı adalete uygun olmalıdır.
Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, malvarlığı hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23/06/2004 gün ve 13/291-370 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminatın miktarını takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli tarafların kusur durumları gözönünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır.
Zira, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 4'üncü maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hâkimin hak ve nasafete göre hükmedeceği öngörülmüştür.
Somut olay yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler ışığında değerlendirildiğinde; davacılar ile davalının dosya kapsamından anlaşılan sosyal ve ekonomik durumlarına, olayın meydana geliş biçimine, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin raporundan anlaşılan kusur oranlarına ve olayın meydana geldiği tarihe göre davacılar lehine hükmolunan manevi tazminat miktarının bir miktar az olduğu anlaşılmıştır.
Diğer yandan hakkındaki manevi tazminat davasının kısmen reddine karar verilen ve kendisini vekille temsil ettiren davalı ... lehine vekâlet ücretine hükmolunması gerektiğinin gözetilmemesi yerinde olmamıştır.
Bununla birlikte ilk derece mahkemesince hakkındaki davanın reddine karar verilen davalı ... lehine vekâlet ücretine hükmolunmaması yasaya aykırı ise de, istinaf kanun yolu incelemesinin sonucunda adı geçen davalı hakkında açılan destekten yoksun kalma tazminatı davasının kabulüne, manevi tazminat davasının kısmen kabulüne karar verildiği gözetildiğinde, davalı ... vekilinin istinaf başvurusu hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, E. 2019/2653, K. 2021/1525, 27 Ekim 2021 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama