KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 21 Kasım 2023
- Dosya no
- 2021/79
- Karar no
- 2023/1570
- İncelenen kararın mahkemesi
- İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Tarihi
- 27/10/2020
- Numarası
- 2016/1134 (E) - 2020/635 (K
- Davanın konusu
- Maddi Tazminat
Karar Metni
1.113 kelime·6 dk okuma·1 bölüm
Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.
09/06/2009 tarihinde, davacının eşi ...'un idaresindeki, kaza tarihi itibariyle trafik sigortası bulunmayan ... plakalı traktör ile tek taraflı kaza yapması sonucu öldüğünü, davacının eşinin ölümü ile onun desteğinden yoksun kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 100 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden işletilecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini verilmesini talep etmiş, davacı vekili 26/02/2020 tarihli talep artırım dilekçesi ile talebini 79.872,80 TL'ye artırmıştır.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle. KTK'nin 109. maddesi uyarınca iki yıllık zaman aşımı süresi içinde açılmayan davanın reddi gerektiğini, alacaklı ve borçlu sıfatı birleştiğinden davanın esastan reddi gerektiğini, murisin tek taraflı asli ve tam kusuru neticesinde meydana gelen kaza sebebiyle müvekkiline sorumluluk yüklenemeyeceğini, kazanın meydana geldiği yerin karayolu olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince; davanın kabulü ile 79.872,80 TL destekten yoksun kalma tazminatının, 26/07/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili, keşif sonucu alınan 30/04/2019 tarihli raporda, yolun karayolu değil bahçe içi, otlarla kaplı bir yol olduğunun tespit edildiğini, dolayısıyla kaza karayolunda veya karayolu sayılan yerde meydana gelmediğinden teminat kapsamı dışında kaldığını, kazanın murisin kusuru ile meydana geldiğini, zarar görenin ağır kusurunun işletenin eylemi ile zarar arasındaki uygun illiyet bağını kestiğinden talebin reddi gerektiğini, davacı bakımından alacaklılık ve borçluluk sıfatının birleştiğini, muris kendi ölümüne yine kendisi sebep verdiğinden ceza yargılamasından söz edilemeyeceğini,
davanın KTK'nın 109/1. maddesi uyarınca 2 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığını belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur. HMK'nin 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda:Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.Dosya kapsamından, 09/06/2009 günü, dava dışı ...
Finansal Kiralama Anonim Ortaklığı adına kayıtlı, davacının desteği (eşi) ...'un idaresindeki, kaza tarihi itibariyle ZMSS poliçesi bulunmayan ... plakalı traktörle seyir halindeyken tek taraflı kaza yapması sonucu öldüğü, kazanın meydana gelmesinde desteğin %100 kusurlu olduğu anlaşılmıştır.
Dava konusu kazanın meydana geldiği tarihte yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun 60. maddesinde haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde haksız fiil tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık 2918 sayılı KTK'nın 109/1 maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler için, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve her halde kaza gününden başlayarak on yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür.
Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, davanın cezayı gerektiren bir eylemden kaynaklanması durumunda Ceza Kanununun öngördüğü ceza zamanaşımının (sürücü, işleten veya diğer sorumlular için fark gözetilmeksizin) uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Ceza zamanaşımının uygulanması bakımından, sadece eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterli olup, ayrıca fail hakkında mahkûmiyet kararı ile sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı gerekmemektedir.(Yargıtay HGK'nın 05/06/2015 tarih ve 2014/17-2198 E. - 2015/1495 K. sayılı kararı) Somut olayda eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 85/1 ve 66/1-d maddelerinde öngörülen ceza zamanaşımı süresi 15 yıl olup dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazı yerinde görülmemiştir.
2918 sayılı KTK'nın 2. maddesinde bu Kanunun karayollarında uygulanacağı belirtilmiş; aynı maddenin (a) ve (b) fıkralarında öngörülen yerlerde de KTK'nın uygulanacağına yer verilmiş; karayolu tanımına girmediği halde genel trafiğin kullanımına açık olan yerler "karayolu gibi" kabul edilmiştir.
Bu bağlamda, karayolu dışındaki alanlardan kamuya açık olanlar ile park, bahçe, park yeri, garaj, yolcu ve eşya terminali, servis ve akaryakıt istasyonlarında karayolu taşıt trafiği için yararlanılan yerler ile erişme kontrollü karayolunda ve para ödenerek yararlanılan karayollarının kamuya açık kesimlerinde ve belirli bir karayolunun bağlantısını sağlayan deniz, göl ve akarsular üzerinde kamu hizmeti gören araçların, karayolu araçlarına ayrılan kısımlarında da, bu kanun hükümlerinin uygulanacağı; bu haliyle, toplu trafiğin bulunduğu yerler ile karayoluyla bağlantısı olan yerlerin de bu kapsama alındığı belirtilmiştir.
Diğer bir anlatımla KTK'nın uygulanması için kazanın mutlaka karayolunda meydana gelmesi gerekmeyip karayolu ile bağlantısı olan, karayolu sayılan bir alanda meydana gelmesi halinde de karayolunda meydana gelmiş gibi kabul edilmektedir.
(HGK'nın 28/09/2011 tarihli 2011/17-499 Esas 2011/557 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir.) Yasal düzenlemeler ile Yargıtay'ın süreklilik kazanan uygulamalarına göre karayolu zemininin asfalt, beton, taş veya toprak olması arasında fark bulunmamaktadır. Bu açıdan köy, orman, dağ, tarla ve yayla yolları da karayolu tanımına dahil kabul edilmektedir.
Somut olayda, Orhangazi 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/18 Tal. sayılı dosyasından mahallinde yapılan keşif sonucu alınan 30/04/2019 tarihli raporda, yolun karayolu olmadığı, bahçe iç yolu ve toprak yol olduğu, keşif sırasında yolda otların çıkmış olduğu tespit edilmiştir.Soruşturma dosyası ve dosya içeriğinden davaya konu kazanın tarla yolundan köye dönerken meydana geldiği, kazanın meydana geldiği yerin karayolu sayılan yerlerden olduğu anlaşılmakla meydana gelen zarar teminat kapsamında olup bu yöne ilişkin istinaf nedeni yerinde değildir.
Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16/06/2020 gün ve 2020/17-111 E. 2020/422 K. sayılı ilamında, işletenin ve şoförün ister kendi kusuru ister bir başkasının kusuru ile olsun salt ölmüş olması, destekten yoksun kalanlar üzerinde doğrudan zarar doğurup;
bu zarar gerek kanun gerek poliçe kapsamıyla teminat dışı bırakılmamış olmakla, davacıların hakkına, desteklerinin kusurunun olması etkili bir unsur olarak kabul edilemeyeceğinden destekten yoksunluk zararından kaynaklanan hakkın sigortacıdan talep edilebileceği kabul edilmiştir.Davacının ölenin salt mirasçısı sıfatıyla değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtığı, ölüm nedeniyle doğrudan davacı üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacıya yansıtılamayacağı, dolayısıyla araç sürücüsünün tam kusurlu olması hâlinde, desteğinden yoksun kalan davacıyı etkilemeyeceği,
zorunlu trafik sigortası limitleri dahilinde sorumluluğu üstlenen davalı Güvence Hesabının, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığı ve olayda işleten veya sürücü tam kusurlu olsalar bile, destekten yoksun kalan davacının zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunması nedeniyle davalı Güvence Hesabı zarardan sorumludur. Davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazı da yerinde görülmemiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi, E. 2021/79, K. 2023/1570, 21 Kasım 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama