KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 14 Mart 2024
- Dosya no
- 2021/409
- Karar no
- 2024/401
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 20/10/2020
- Numarası
- 2018/1030 Esas - 2020/592 Karar
- Dava
- Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan
- İstinaf karar tarihi
- 14/03/2024
Karar Metni
1.723 kelime·9 dk okuma·4 bölüm
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalılar arasında 29/04/2015 yılında Kurumsal Bayilik Sözleşmesi akdedildiğini, davalı şirketler ile iş ilişkisinin 2011 yılına dayandığını, müvekkilinin davalılara yeni aboneler kazandırdığını, müvekkili şirketin bu çalışmalarına ve anılan sözleşmelerden ve mevzuattan doğan tüm yükümlülüklerini basiretli bir tacir olarak gereği gibi yerine getirmesine rağmen davalı şirketlerin 05/10/2017 tarihinde müvekkili şirketin sistemini kapatmak suretiyle tek taraflı ve tazminatsız olarak feshettiğini,
05/10/2017 tarihine kadar müvekkili şirkete herhangi sözlü ya da yazılı bir bildirim yapılmamasına rağmen uzun yıllık ticari ilişkinin 1 günde sona erdirilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, yapılan feshin geçersiz olduğunu, müvekkili şirkete tehdit ve baskı ile sonlandırma protokolü başlıklı metin imzalatıldığını, hiçbir borç olmadığı halde haksız olarak teminat mektuplarının ide edilmediğini, tehdit ve baskı ile bayilerden ibraname almaya çalıştığını, taraflar arasındaki sözleşmede her ne kadar sözleşme süresi 5 yıl olarak ifade edilmişse de yapılan işin büyüklüğü, müvekkili şirket tarafından yatırım harcamalarının tutarı,
kalan süre içerisinde bu masrafların amorti edilemeyeceği hususu nazara alındığında sözleşme süresinin 10 yıl olarak belirlenmesi gerektiği, beyan ile taraflar arasındaki 29/04/2015 tarihli Kurumsal Bayilik Sözleşmesi'nin davalılarca haksız olarak feshedildiğinin tespitine, 1/11/2017 tarihli Sonlandırma Protokolü'nün geçersiz olduğunun tespitine, davalıların Sözleşmeyi haksız fesihleri yüzünden "Kurumsal Bayilik Sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği 05/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte toplam 10 yıllık süreci kapsar şekilde 1.000 TL maddi tazminatın davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline,
müvekkili şirkete kesilen ceza faturalarının haksız ve hukuka aykırı olduğunun tespiti ile ödenen ve hak edişlerden kesilen bedellerin müvekkili şirkete iadesine, ceza faturalarından dolayı davalı şirketlere herhangi bir borcunun olmadığının tespit edilmesine, bu zarar kalemine ilişkin belirsiz alacak olarak HMK 107/2 uyarınca artırılmak üzere 500 TL'nin davalılardan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraflara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesi kapsamında müvekkili şirketler tarafından davacı şirkete, elektronik haberleşme hizmeti kapsamında sunulan ürün ve hizmetlerin belirlene nusul ve esaslar çerçevesinde ..., markaları altında, abonelik işlemleri, satış, dağıtım ve pazarlamasının yapılası hakkı verildiğini, davacının müvekkili şirketler ile imzaladığı sözleşmeyi davacı ile karşılıklı mutabakat neticesinde, Sonlandırma Protokolü imzalanmak suretiyle 01/11/2017 tarihi itibariyle sona erdirdiğini, ardından 19/10/2018 tarihinde davacının müvekkili şirketleri ibra ettiğini,
bu kapsamda davacının müvekkili şirketleri gayrikabili rücu ve kesin ibra ettiğini, işbu davanın belirsiz alacak davası için gerekli şartlar oluşmadığından açıldığından hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği, davacı şirketin sözleşmenin feshi nedeniyle tazminini talep ettiği uygulanan cezalara ve tazminat talebine ilişkin dava konusu miktarların belirsiz alacak davası olarak açılamayacağından bu yöndeki taleplerinin reddi gerektiğin,
davacı tarafından sözleşme ve eklerinin esaslı ihlali nedeniyle müvekkili şirketlerin haklı nedenle ve tazminatsız olarak fesih hakkı bulunmasına rağmen bayilik sözleşmesi davacı bayi lehine olacak şekilde karşılıklı mutabık kalınarak sonlandırma protokolü ile sona erdiğini beyan ile huzurdaki haksız ve mesnetsiz davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı şirkete yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Taraflar arasında 27/04/2015 tarihli Kurumsal Bayilik Sözleşmesinin akdedildiği, sözleşme kapsamında davacının davalı şirket markalarının abonelik işlemleri, satış, dağıtım ve pazarlama işlerinin yapılması işini üstlendiği, davacının sözleşmenin davalılarca haksız ve tek taraflı feshedildiğinden bahisle uğranılan kazanç kaybının ve hakedişlerinden kesilen ceza bedellerinin tazminini talep eder olduğu,
tarafların karşılıklı olarak 01/11/2017 tarihinde sonlandırma protokolü yaptıkları ve 19/10/2018 tarihli ibranın da davacının kabulünde olduğunu beyan ile feshin haksızlığından ve geçersizliğinden bahsedilemeyeceğini, davacıya yüklenen ceza bedellerinin de yerinde olduğundan davanın reddi gerektiğini savunduğu görülmüş, taraflar arasındaki sözleşmenin 28/07/2017 tarihinde davalılar tarafından çekilen ihtarname ile feshedildiği, davalılarca 05/10/2017 tarihinde davalının sistemlere erişiminin kapatılarak bayiliğinin fiilen sona erdirildiği, 01/11/2017 tarihinde ise taraflar arasında Sonlandırma Protokolü akdedildiği,
düzenlenen protokolde sözleşmenin sona erdiği konusunda mutabık kaldıkları ve davacının herhangi bir tazminat talebinin bulunmadığı ve davalıları ibra ettiği görüldüğünden düzenlenen protokol ve ibra nedeniyle davacının davasının reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ibranamenin müzayaka altında alındığına dair iddialarının ve delillerinin değerlendirilmeden, doğrudan ibranamenin geçerli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasalara aykırılık teşkil ettiğini, 01/11/2017 tarihli sonlandırma protokolü müzayaka altında imzalatıldığından geçersiz olduğunu, bu sebeple yerel mahkemece işin esasına girilip, davacı şirketin tazminat talepleri hakkında değerlendirme yapılması gerektiğini, davacı şirketin tacir olması korkutulmayacağı anlamına gelmediğini,
davacı şirketçe verilen teminat mektubunun paraya çevrileceği yönündeki tehdit-korkutma-aldatma ve baskı sonucu imzalatıldığı, sözleşme iradesinin bulunmadığı ve sakatlandığı, gabin koşullarının bulunduğu bu nedenle bağlayıcı olmadığı belirtilerek geçersizliği dava yolu ile karşı tarafa bildirildiğini, davanın açıldığı tarih itibariyle TBK 39. maddesi gereğince 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde iptal hakkı kullanıldığını, bu bağlamda artık davacı yönünden bu sonlandırma protokollerinin herhangi bir bağlayıcılığı kalmadığını,
01/11/2017 tarihli sonlandırma protokolü ve ibranamenin tamamı genel işlem koşullarına aykırılıktan dolayı yazılmamış sayılma ötesinde hukuken geçersiz olduğunu, davacı şirket yönünden bağlayıcılığı olmadığını, bu türlü bir hükmün sözleşmeye girmesi davacının bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgilendirilmesine bağlı olduğunu, bunu önceden öğrenme imkanı sağlandığı davalı şirketlerce kanıtlanması gerektiğini ve davacının bunu önceden kabulü gerektiğini, bu ispat gereği davalı tarafça yerine getirilmediğinden sözleşmedeki genel işlem koşullarının yazılmamış sayılacağını, kaldı ki,
bu protokol yukarıda açıklanan koşullarda baskı ve korkutma ile önce davacıya imzalatılmış, daha sonra davalı şirketlerin yetkili organlarınca ayrı bir zaman ve yerde imzalanarak yürürlüğe konulmuş olup bu husus dahi, yani tarafların bizzat huzurunda okunarak,
yasadaki genel işlem koşulları yerine getirilerek düzenlenmemesi dahi bu sözleşmeyi hukuken sakat ve geçersiz kıldığını, yasanın bu bağlamda koyduğu müeyyide gayet açık olduğunu, tek taraflı, sadece davalılar lehine karşılıklı olamaksızın düzenlenen ibra maddesinin yazılmamış sayılacağını, ibra maddesinin yazılmamış sayılması ise, mahiyeti gereği tüm protokolü geçersiz kılacağını, yargıtay içtihatlarında ifade edildiği üzere, ileri sürülen tüm hukuki sebeplerin davada var olup olmadığı değerlendirilmesi gerektiğini, nitekim davalının mevcut durumdan aşırı yararlanan taraf olup,
menfaatler dengesi yönünden de protokol geçersiz sayılması gerektiğini, 01/11/2017 tarihli sonlandırma protokolü aşağıda ifade edilen sebepler nazara alındığında da geçersiz olduğunu, mahkemece bu hususların da değerlendirilmemiş olması tahkikatın noksan olarak yapıldığını gösterdiğini, bazı içtihatların; ibranın, karşılıksız olması Türk hukukunda kural olarak kabul edilmediği, ibraname, kayıtsız şartsız olarak bildirilmeli ve karşı tarafça yine kayıtsız şartsız olarak kabul görmesi gerektiği, ibra sözleşmesi,
varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli yada tartışmalı olan borçların varlığı da ibra yoluyla sona erdirilmesi mümkün olmadığını, ibra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi,
diğer tarafın yada üçüncü şahsın hile yada korkutmasıyla karşılaşması halinde ibra iradesine değer verilemeyeceği yönünde olduğunu, diğer yandan tanık ifadelerinde de görüleceği üzere, davalı şirketler, sonlandırma protokolü imzalanmadan çok önce davacı şirketin sistemini kapatmak suretiyle fiili fesih yaptığını,
öncelikle fiili fesih yapıldığının da bilirkişi incelemesi ile tespiti zorunlu olup ibranamenin müzayaka altında alındığına rahatlıkla kanaat getirilebileceği ve davalılar vekilinin haklı sebeple fesih sebeplerini davada ispatlayamadığı hususları nazara alındığında davacı şirketin tazminat talep edebilmesinin koşullarının oluştuğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE
Dava, bayilik sözleşmesinin sonlandırma protokolünün geçersiz olduğunun tespiti, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle kar kaybı tazminatı ve ceza faturaları nedeniyle yapılan kesintilerin ödenmesi davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, sonlandırma protokolü ve ibranın geçerli olup olmadığı noktasındadır.Taraflar arasında 27/04/2015 tarihinde Kurumsal Bayilik Sözleşmesi imzalanmıştır.
Yine taraflar arasında imzalanan 01/11/2017 tarihli sonlandırma protokolü ile bayilik ilişkisi sona ermiştir.Davacı tarafça, teminat mektubunun nakde çevrileceği ve cari hesap borcunun ödenmeyeceği şeklindeki baskı ile sonlandırma protokolünün tehdit, aldatma, gabin unsuru altında alındığını ve geçersiz olduğu iddiasıyla sözleşmenin haksız feshi nedeniyle yoksun kalınan kar tazminatına ve yersiz ceza faturaları ile yapılan kesintilerin ödenmesine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 37/1. maddesine göre, taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir.
TBK'nın 38/2. maddesi ise, bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir, şeklinde düzenlenmiştir.Bayilik sözleşmesinin 22.1.1 maddesinde, sözleşme konusu tüm edim, borç ve yükümlülüklerin yerine getirilmesinin teminatı olarak banka teminat mektubu alınacağı, 22.2 maddesinde ise sözleşmenin sona ermesi halinde bayi tarafından verilen teminat mektuplarının,
tarafların karşılıklı hesap mutabakatına vardıkları veya şirketlerin bayiden bir alacağının kalmadığının ve şirketlere herhangi bir zarar vermediğinin tespit edildiği tarihten itibaren 6(altı) ay içinde mektubu veren bankaya iletilmek üzere bayiye iade edileceği düzenlenmiştir.Davalı tarafça sunulan 19/10/2018 tarihli ibraname ile davacı, davalıları ibra etmiştir.
Yine davalı tarafça sunulan tutanaktır başlıklı 19/10/2018 tarihli belge ile davacı, 100.000,00 TL'lik teminat mektubunu elden teslim aldığını beyan etmiştir.
Davacı, 24/05/2019 tarihli dilekçesinde de, ibranamenin iradenin sakatlanması suretiyle verildiğini ve geçersiz olduğunu ileri sürmüştür.Somut olayda, davacının sonlandırma protokolünün ve ibranamenin geçersiz olduğuna ilişkin iddiaları bulunmakta ve yoksun kalınan kar ile haksız kesildiği iddia edilen ceza tutarlarının ödenmesi talep edilmektedir.
Uyuşmazlığın çözümü için sonlandırma protokolünün ve ibranamenin irade fesadı ile düzenlenip düzenlenmediği ve iptali şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekir. Davacı, teminat mektubunun nakde çevrileceği ve cari hesap borcunun ödenmeyeceği şeklindeki baskı ile sonlandırma protokolünün tehdit, aldatma, gabin unsuru altında alındığını ve geçersiz olduğunu iddia etmiştir.
Davacı, bir tüzel kişi tacir olup, tüm işlerinde basiretli bir iş adamı gibi davranması gerekir. Teminat mektubunun bedeli 100.000,00 TL olup, cari hesap alacağının saklı tutulduğu da nazara alındığında sonlandırma protokolü ve ibraname ile davalı tarafın aşırı bir menfaat sağlamış olduğundan bahsedilmesi mümkün değildir. Bu kapsamda, davacı iddiaları soyut nitelikte olup iddia olunan irade fesadı hali ispatlanamamıştır.
Sonlandırma protokolü ve ibraname geçerli olduğundan, sonlandırma protokolü ve ibraname kapsamında kalan dava konusu alacağın davalı taraftan talep edilmesine olanak yoktur.
Bu nedenle, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, E. 2021/409, K. 2024/401, 14 Mart 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama