KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 23 Mayıs 2024
- Dosya no
- 2021/659
- Karar no
- 2024/806
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 17/09/2020
- Numarası
- 2017/1363 Esas - 2020/577 Karar
- Dava
- İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan
- İstinaf karar tarihi
- 23/05/2024
Karar Metni
2.062 kelime·10 dk okuma·6 bölüm
Taraflar arasındaki İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; borçlu hakkında İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası ile ilamsız icra takibi başlattıklarını, borçlu şirketin haksız olarak itirazı ile takibin durduğunu, müvekkili şirketin alacağının ticari defterleriyle ve diğer tüm delillerle sabit olduğunu beyanla itirazın iptali ile takibin devamına, borçlu aleyhine % 20 'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin de davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Davanın yetkisiz Mahkemede açıldığını, müvekkilinin davacı şirkete herhangi bir borcunun bulunmadığını, davacı tarafın iddialarını kabul etmediklerini beyanla açılan davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Davalı taraf davacı tarafça düzenlenen faturaları ticari defterlerine işlemekle birlikte herhangi bir belgeye dayanmaksızın ve usule aykırı olarak hesabını kapattığı, bilirkişiler tarasından tespit edilmiş durumdadır. Öte yandan davalı tarafından yapıldığı iddia olunan ve bilirkişi tarafından hesaplamaya dahil edilen ödemeler davacı tarafça da kabul edilmektedir.
Bu durumda bilirkişi raporu ile tespit edilen 56.463-TL davacı alacağından, davacı tarafın kabulünde olan yapılan ödemelerin düşülmesi ile davacı alacağının 27.463-TL olduğu, ancak davacı tarafça takip talebi ile 13.303-TL talep edilmesi dolayısıyla davacı taraf talebi ile bağlı kalınarak takip tarihi itibariyle davacı alacağının 13.303-TL olduğu sonucuna varılmıştır.Tarafların tacir olması ve takip konusu alacağın faturaya dayalı ticari nitelikte bir alacak olması hesabiyle takipte uygulanması gereken faizin avans faizi olması gerektiği,
ayrıca takip konusu alacak takip öncesi belirli(likit) bulunduğundan takip konusu alacağın %20'si oranında davacı taraf lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiği değerlendirilmek suretiyle davacının davasının kabulüne" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle.
Yargıtay’ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre, itirazın iptali davasını gören mahkemenin, icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı öncelikle incelemesi gerektiğini, Mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazın var olup olmamasının, bu sonuca etkili olmadığını, karar veren Mahkeme yetkili olmamakla, yetkisizlik itirazları uyarınca davanın yetki yönünden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, müvekkili şirkete ait defterler üzerinde talimat Mahkemesi aracılığıyla bilirkişi incelemesi yapıldığını, dolayısıyla kayıp olan ve noter tasdiksiz olarak bilirkişiye sunulan defterlerin davacı tarafa ait olduğunu,
raporda belirtildiği üzere bilirkişi defterlerin kaybolduğundan bahisle A4 kağıda yazdırılmak suretiyle tarafına ibraz edilen defterler üzerinde inceleme yaptığını, davacı şirketin 6102 sayılı TTK'nın 82/1 maddesi uyarınca saklamakla yükümlü olduğu defterlerin ziyaı halinde aynı Kanunun 82/7 maddesi uyarınca Mahkemeye başvurduğuna dair bir evrak da bilirkişiye tevdi edilmediğini, hal böyleyken fotokopi evraklar üzerinden yapılan incelemeyi ve sunulan raporu kabul etmediklerini, her hangi bir şekilde kabul manasına gelmemekle beraber,
itiraza konu bilirkişi raporunda davacı şirketin müvekkili şirketten 27.463,00 TL şeklinde bir değerlendirme yapılmıştır ki bu tutar dava konusu icra takibi tutarı olan 13.303,00 TL 'nin de üzerinde olduğunu, hal böyleyken davacının ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmamış olduğunu, talep tutarının üstünde borç kaydının bulunduğu bu haliyle de delil niteliği taşımadığının da sabit olduğunu,
Talimat Mahkemesi kanalıyla müvekkili şirketin usulüne uygun olarak tutulmuş olan ticari defterlerinde yapılan inceleme neticesinde düzenlenen 24/04/2019 tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği üzere ticari defterlerin kapanış maddesine göre müvekkilinin davacı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığını, anılan rapora karşı beyan dilekçeleri ekinde sundukları ödeme dekontları ve çekler ile dava konusu 29/09/2016 tarihli fatura bedeli davacı tarafa ödenmiş olduğunu, Bilirkişi ek raporunda bu defa müvekkilinin defter kayıtlarında cari hesabın 2.860,00 TL alacak bakiyesinin bulunduğunu,
bu nedenle iddialarının gerçeği yansıtmadığı değerlendirmesinin son derece hatalı olduğunu, bilirkişi anılan ek raporun sonuç kısmında davacının davasını 13.303,00 TL bedel üzerinden açtığını gördüğü halde yine davacının aslı olmayan defter kayıtlarına göre müvekkilinden 27.463,00 TL alacaklı olduğunu değerlendirdiğini, usulüne uygun olarak tutulmuş bulunan müvekkili şirket defterlerinde görünen 2.860,00 TL alacak bakiyesi defter kayıtlarını bilirkişi nezdinde geçersiz kılarken, aslı bile ibraz edilemeyen davacı defterlerinde 14.160,00 TL lik fazla alacak bakiyesinin değerlendirmeye dahi alınmadığını,
anılan kök ve ek rapora istinaden davanın kabulüne karar verilmesinin dahi usul ve yasaya aykırı olduğunu, açıklanan nedenlerle mahkeme tarafından verilen karar usul, yasa ve esasa aykırı olmakla istinaf taleplerinin kabulü ile davanın kabulüne dair kararın kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise dosyanın yeniden karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesine, yargılama giderleri ve ücret-i vekaletin ise davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava, ticari satım sözleşmesine dayalı cari(açık) hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, icra müdürlüğünün ve mahkemenin yetkili olup olmadığı, davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı noktasındadır. Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğünün ....
Esas sayılı takip dosyasında, "cari hesap alacağı" sebebine dayalı olarak 13.303 TL asıl alacağın tahsili istemiyle 15.12.2016 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, yetkiye ve borca itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Davalı taraf hem icra dairesinin yetkisine hem mahkemenin yetkisine itiraz etmiştir.
Bu durumda mahkeme öncelikle tetkik mercinin (icra hukuk mahkemesinin) yerine geçerek, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyerek kesin olarak sonuçlandırmalıdır. Bu yetki itirazının incelenmesi sonucunda mahkeme, kendisinin yetkili olup olmadığını da belirlemiş olacaktır (Üstündağ, S.: İcra Hukukunun Esasları, İstanbul 1995, 6. Bası, s. 101-102 )(Yargıtay HGK.'nın 20.10.2020 Tarih ve 2020/(19)11-331 E., 2020/793 K sayılı Kararı.
Yargıtay HGK.'nın 25.10.2018 Tarih ve 2017/13-534 E., 2018/1567 K. sayılı Kararı). İİK'nın 50/1. Maddesine göre para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir.
6100 sayılı HMK'nın 6. Maddesinde ise genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olarak kabul edilmiştir. Bunun yanı sıra HMK'nın 10. maddesine göre de sözleşmeden doğan davaların, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceği düzenlenmiştir. Taraflar arasında sözleşmenin ifa edileceği yer belirlenmemişse, ifa yerinin 6098 sayılı TBK'nın 89. Maddesine göre belirleneceği izahtan varestedir.
Taraflar arasında satım ilişkisi bulunduğu ihtilafsız bulunduğuna göre, eldeki davaya konu para borcu bakımından alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yeri icra daireleri ve mahkemeleri yetkilidir. Kaldı ki davalı icra takibine itiraz dilekçesinde yetkili icra dairesini göstermemiş olup, dava davacının yerleşim yerinde açıldığından davalının icra dairesinin ve mahkemenin yetkisine itirazı yerinde değildir.
Mahkemece uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.
Ticarî defterlerin ibrazı ve delil niteliği, HMK’nın 222. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin 1. fıkrasında mahkemenin, ticarî davalarda tarafların ticarî defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebileceği ve aynı maddenin 2. fıkrasında ise ticarî defterlerin, ticarî davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması gerektiği düzenlenmiştir.
Ticarî defter kayıtları ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan tarafın, ticarî defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticarî defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir (HMK m. 222/3).
Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticarî defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olurlar. (HMK m. 222/4). Taraflardan birinin diğer deliller yanında karşı tarafın ticarî defterlerine dayanmasıyla karşı taraftan ticarî defterlerin ibrazının istenilmesi, ancak ticarî defterlerin ibrazından kaçınılması durumunda, HMK’nın belgelerin ibraz mecburiyetini içeren 219 ve devamındaki hükümler uygulama alanı bulacaktır.
Bu çerçevede HMK’nın 220/3. maddesinde düzenlenen belgenin ibraz yükümlülüğüne aykırı davranışın sonucunda, hâkim, ibraz edilmeyen belgenin/ticarî defterin içeriği hakkında, somut durumun niteliğine uygun düştüğü ölçüde yapacağı değerlendirme sonrasında ibrazı isteyen diğer tarafın beyanının kabul edilip edilemeyeceğine karar verecektir (Pekcanıtez, Özekes, Akkan, Korkmaz,
s. 1834).(Yargıtay HGK'nın 27.01.2022 tarihi ve 2019/11-172 E. - 2022/69 K. sayılı kararı )Davacının 2016 senesine ait ticari defterlerinin aslını sunmaması nedeniyle asıl yerine A4 kâğıda yazdırılan belgeler üzerinde yapılan bilirkişi incelenmesine göre davacının 2016 yılında davalı adına toplam 70.623 TL tutarında fatura düzenlediği, icra dosyasına sunulan cari hesap dökümünde yer alan 12.000 TL , 13.000 TL , 4.000 TL ödemelerin davacı defterinde yer almadığı, davacının defterinde yer alan 14.160 TL tutarındaki faturanın ise cari hesap dökümünde yer almadığı,
bu nedenle davacının icra takibine konu etmiş olduğu alacak miktarı ile defter kayıtlarının birbiri ile uyuşmadığı, davacının defterinde kayıtlı 56.463 TL alacaktan, cari hesap dökümünde yer alan ancak davacının defterlerinde yer almayan 29.000 TL tutarındaki ödeme düşüldükten sonra takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 27.463 TL alacaklı olduğu; davalı ticari defterlerine göre ise davacı ...
Ltd.Şti.'nin fatura bedelinin kayıt edildiği cari hesap (320 Satıcılar vb.) tespit edilemediği, fatura bedelinin ortaklara borçlar hesabına kaydedildiği, dava konusu faturaya ilişkin ödeme kaydı bulunmamasına rağmen davalının davacıya borçlu olduğuna dair bir bakiye bulunmadığı görülmektedir.
Taraf ticari defterlerindeki mutabakatsızlık, davalı tarafça 4.000 TL tutarındaki EFT , 30.07.2016 vade tarihli 12.000 TL bedelli , 30.08.2016 vade tarihli 13.000 TL tutarlı , 30.09.2016 vade tarihli 14.160 TL tutarlı çekler ile yapıldığı belirtilen ve icra dosyasına sunulan cari hesap dökümünde yer alan ödemelerin davacının bilirkişiye sunduğu belgelerde kayıtlı olmamasından ve icra dosyasına sunulan cari hesap dökümünde davacının düzenlediği 14.160 TL tutarındaki faturanın yer almamasından kaynaklanmaktadır.Somut olayda davacı 2016 yılına ait ticari defter asıllarını sunmadığından asıl yerine A4 kâğıda yazdırılan belgeler davacı lehine
delil vasfına haiz değildir. Davacının sunduğu belgelerde yer almakla birlikte davalı defterlerinde kayıtlı olmayan 14.07.2016 tarihli 10.443 TL bedelli fatura ile yine davalı defterlerinde kayıtlı olmayıp, davacının icra dosyasına sunduğu cari hesap dökümünde de yer verilmeyen 29.04.2016 tarihli 14.160 TL tutarındaki fatura nedeniyle davacı, davalıdan alacaklı olduğunu ispatlayamamıştır.
Diğer yandan davacı, davalının bir kısım ödemelerini mahsup ederek icra takibi ile bakiye açık hesap alacağını talep etmiş olup, davalının usulüne uygun tutulan ticari defterlerinde yalnızca 46.020 TL tutarlı faturanın kayıtlı olduğu görülmekle davalının bu tutarda davacıdan mal aldığının kabulü gerekir.
Buna göre 46.020 TL alacaktan, davacının icra dosyasına sunduğu cari hesap dökümünde kabul ettiği 43.160 TL tutarındaki davalı ödemeleri düşüldüğünde bakiye alacağın 2.860 TL olduğu anlaşılmakla mahkemece davanın bu miktar üzerinden kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Eldeki davada, dava konusu edilen alacak tutarı likit (belirlenebilir) olup, kabul edilen miktar üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinin şartları oluşmuş bulunmaktadır.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davanın kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce yeniden karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, E. 2021/659, K. 2024/806, 23 Mayıs 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama