KÜNYE
T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53.HUKUK Dairesi
- Mercii
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 2 Temmuz 2025
- Dosya no
- 2022/1285
- Karar no
- 2025/633
- İncelenen kararın mahkemesi
- İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 09/06/2021
- Numarası
- 2019/313 Esas, 2021/431 Karar
- Davanın konusu
- Tazminat
Karar Metni
1.443 kelime·7 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili, tekstil sektöründe faaliyet gösteren müvekkilinin iş güvenliğinin sağlanması amacıyla 22.02.2018 tarihinde davalı ile 4 adet E190 sınıfı yangın kapısı imalatına ilişkin bir sözleşme imzaladığını, kapıların 22.04.2018 tarihinde teslim alındığını ve KDV dahil 21.428 TL ödeme yapıldığını, ancak kapılar kullanılmaya başlandıktan sonra gizli ayıpların ortaya çıktığını, iki kapının menteşelerinin koptuğunu, birine kaynak yapılmasına rağmen sorunun giderilemediğini ve tamamen işlevsiz hale geldiğini, kapıların kilit tutmadığını, açılıp kapanmasında sorunlar yaşandığını, menteşe ve lastiklerin yerinden attığını,
bu sorunların davalıya bildirildiğini ve davalının geçici çözümler üretmişse de ayıpların kalıcı olarak giderilemediğini, bunun üzerine Bakırköy 4. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2019/46 D.İş sayılı dosyasıyla tespit yaptırıldığını, alınan 04.04.2019 tarihli bilirkişi raporunda kapıların ayıplı olduğu,
tamamının yenisiyle değiştirilmesi gerektiği, ancak kullanım kaynaklı %10 oranında davacının da sorumluluğu bulunduğunun belirtildiğini, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/313 Esas sayılı dosyasında bu rapora davalının da itiraz ettiğini, bu doğrultuda %10 oranında bedelden düşüm yapılarak işbu davanın açıldığını, ayıplı kapılardan herhangi bir fayda sağlanamaması nedeniyle kapıların iadesinin istendiğini belirterek,
ayıplı yangın kapıları karşılığında ödenen 19.285,20 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, taraflar arasında kurulan sözleşmenin bir satım sözleşmesi değil, eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu, yangın kapılarının davacının talebine uygun şekilde müvekkili tarafından imal edilip teslim edildiğini ve kapılarda açık ya da gizli herhangi bir ayıp bulunmadığını, söz konusu kapıların yangın kapısı niteliğinde olup menteşelerinin sabit değil,
yangın anında veya ihtiyaç halinde kolayca sökülebilmesi için hareketli menteşeli olarak imal edilmesinin teknik bir zorunluluk olduğunu, davacının bu kapılardan birini yangın kapısı amacı dışında, binanın ana giriş kapısı olarak kullanması nedeniyle menteşelerde deformasyon oluştuğunu, bu hususun uzman kişilerce bilinmesi gerektiğini, diğer üç kapıda herhangi bir sorun yaşanmadığını ve bu kapılar için müvekkiline herhangi bir servis talebinde bulunulmadığını, buna rağmen yapılan tespit işleminin müvekkiline bildirilmediğini ve bu durumun hukuken açıklanabilir bir yanı olmadığını, tespiti yapan bilirkişinin de alanında uzman olmadığını,
kapıların üretiminde davacının özel taleplerinin ve ekstra aksesuar taleplerinin de dikkate alındığını, ortaya çıkan problemin davacının kapıları yanlış ve yoğun kullanımı sonucunda oluştuğunu, buna rağmen müvekkilinin herhangi bir bedel talep etmeksizin birkaç defa sorunu giderdiğini, ancak sürekli kullanım nedeniyle hareketli menteşelerin deformasyona uğradığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece iddia,savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalının sözleşme kapsamında davacının Güngören’de bulunan iş yerine dört adet yangın kapısı imal ve monte ettiği,
davacının söz konusu kapıların ayıplı olduğunu ileri sürdüğü, davalının ise kullanım hatalarına dayalı olarak ayıp iddiasını reddettiği, bilirkişi raporlarında ise yangın kapılarının EI90 standardına uygun yapıldığına dair herhangi bir belge ve etiketin bulunmadığı, kapılarda kullanılan menteşelerin yetersiz olduğu, kapıların açılıp kapanmasında sürtünme ve sıkışma meydana geldiği, buna karşılık davacının da söz konusu kapıları yangın kapısı niteliğine aykırı biçimde giriş çıkış kapısı olarak kullandığı ve kapı kollarında yapılan müdahalelerin uygun olmadığı anlaşıldığından, meydana gelen ayıpta her iki tarafın da kusurunun bulunduğu,
bilirkişi raporlarında kusur oranı ve buna bağlı zarar miktarının çelişkisiz biçimde belirlendiği, bu doğrultuda davacının kusur indirimi uygulanmış haliyle davalıdan talep edebileceği zarar miktarının 19.285,20 TL olarak tespit edildiği gerekçeleriyle davanın kabulü ile 19.285,20 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.Davalı vekili istinafında, taraflar arasında yangın kapılarının üretim ve montajına ilişkin olarak akdedilen eser sözleşmesinin yalnızca EI90 sınıfı yangın kapısı imalatına dair olduğu, müvekkilince kapıların teknik şartlara uygun şekilde imal edilerek montajının yapıldığı,
ancak davacının bu kapıları olağan işyeri giriş-çıkış kapısı olarak kullanmak suretiyle hem amacına aykırı davrandığı hem de defalarca yapılan uyarılara rağmen bu kullanım şeklini sürdürerek kapı menteşelerinde deformasyona sebebiyet verdiği, üstelik montajdan sonra orijinal yaylı menteşelerin sökülüp yerine davacı tarafça usulüne aykırı şekilde kaynakla mil menteşe takıldığı ve bu değişikliğin müvekkilin müdahalesi olmaksızın yapıldığının bilirkişi raporuyla dahi sabit olduğu,
dava konusu kapıların yangın güvenliğine ilişkin asli fonksiyonlarında herhangi bir ayıp bulunmadığı halde, yalnızca kullanım hatasından kaynaklanan menteşe sorunlarının gerekçe gösterilerek kapıların bedelinin %90’ına varan oranda iadesine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, ayrıca bilirkişi raporlarının teknik inceleme yerine varsayıma dayalı tespitler içerdiği, dosyada mevcut TÜRKAK onaylı deney raporlarının dikkate alınmadığı, mahkeme gerekçesinin maddi gerçeğe aykırı olduğu, davacı tarafça öne sürülen ayıp iddiasının yalnızca menteşelere ilişkin olup, kapının tamamına yönelik bir üretim kusurunun iddia dahi edilmediği,
buna rağmen bilirkişilerce hukuki nitelendirme ve yorum sınırları aşılmış şekilde kapının tamamında ayıp bulunduğuna dair değerlendirme yapıldığı, kaldı ki müvekkilin üretici ve satıcı sıfatıyla değil, yalnızca imalat ve montaj yüklenicisi sıfatıyla sorumlu olduğu da dikkate alındığında, mahkemece gerek ayıp tespiti gerekse kusur oranı yönünden hukuki ve teknik değerlendirme bakımından eksik ve hatalı bir incelemeyle karar verildiği belirtilerek,
davanın tamamen reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır.
Davacı iş sahibi, davalı yüklenicidir.Dava, ayıplı işler bedelinin tahsili istemine ilişkin olup; mahkemece, davacı yüklenicinin kusur oranı dikkate alınarak alacak miktarında indirim yapılmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Taraflar arasındaki uyuşmazlık işin ayıplı yapılıp, yapılmadığı, ayıbın niteliği, miktarı ve derecesine ilişkindir.Ayıplı eser sözleşmede kararlaştırılan vasıfları veya olmasından vazgeçilmez bazı vasıfları taşımayan eserdir.
Diğer anlatımla ayıp, bir malda ya da eserde sözleşme ya da yasa hükümlerine göre normal olarak bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bozuklukların bulunmasıdır. Ancak, kasten sakladığı bozukluklarla, usulüne uygun yapılan gözden geçirmede fark edilemeyecek ayıplar için yüklenicinin sorumluluğu devam eder.
Eğer, meydana getirilen eserin, teslim alındığı sırada usulüne uygun yapılan gözden geçirme ile var olan bozukluğu görülmemişse, ortada gizli bir ayıbın olduğu kabul edilir. Açık ayıplar, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkan bulunur bulunmaz bizzat yapılan veya uzmanına yaptırılan gözden geçirme sonucu saptanınca, uygun sürede; gizli ayıplar da ortaya çıkar çıkmaz, gecikmeksizin yükleniciye bildirilmelidir.
Ayıp bildirimi süresinde yapılmadığı takdirde iş sahibi bu ayıbı örtülü olarak kabul etmiş sayılır. Eğer eser iş sahibinin beklediği amacı karşılamıyorsa kural olarak ayıplı yapıldığı kabul edilir. Ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması zorunlu olmayıp süresinde ayıp ihbarının yapıldığı her türlü delille ve tanık beyanıyla dahi kanıtlanabilir.
Yine ayıp bedelinin de ayıbın ortaya çıktığından itibaren geçecek makul süre dikkate alınarak hesaplanması gerekir. ( Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 20/01/2020 tarih ve 2019/1698 Esas, 2020/120 Karar sayılı kararı) Eser sözleşmelerinde, işin ayıplı şekilde yapılmış olması, eserin sözleşmede kararlaştırılan veya eserin mahiyetinden beklenen nitelikleri taşımaması anlamına gelir.
Bu bağlamda, tespit edilen ayıpların öncelikle imalat hatasından mı yoksa sonradan meydana gelen kullanım hatasından mı kaynaklandığının belirlenmesi gerekmektedir. Devamında, her bir ayıp kalemi ayrı ayrı tespit edilerek, ayıpların miktarı ve giderim bedelleri teknik bilirkişiler marifetiyle somut ve denetime elverişli şekilde hesaplanmalı, ardından davacının talep konusu alacağı bu tespitler ışığında değerlendirilmelidir.
Ancak somut olayda, eksik ve ayıplı iş bedelinin kusur oranına göre paylaştırılması yerine, mahkemece hatalı şekilde ayıpların kendisinin kusur oranında paylaştırılması yöntemi esas alınarak karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Öte yandan mahkemece, davaya konu ihtilafın çözümü için mahallinde yapılan keşfe dayalı olarak bilirkişiden rapor alınmış ise de, , davalı vekilinin istinafına da konu ettiği itirazlara ilişkin olarak ek rapor alınmaması, söz konusu itirazların haklı olup olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulmaması yerinde olmamıştır.
Buna göre, tahkikat usulüne uygun olarak tamamlanmamış olup, hukuki dinlenilme hakkının bu şekilde ihlal edildiği anlaşılmıştır.O hâlde, mahkemece yapılması gereken iş; gerekirse mahallinde keşif incelemesi yapılarak ve bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazlar da dikkate alınmak suretiyle, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bir eser sözleşmesi niteliği taşıdığı göz önünde bulundurularak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca ayıbın varlığı, niteliği (gizli veya açık ayıp olması) ve derecesi (kullanılamayacak ölçüde ağır olup olmadığı veya hakkaniyet gereği kullanılabilirlik durumu) belirlenerek,
davacı iş sahibinin TBK m. 475 kapsamında haiz olduğu seçimlik haklara göre hukuki değerlendirme yapılması ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken; hatalı yöntemle düzenlenen bilirkişi raporuna dayanılarak eksik incelemeyle karar verilmiş olması doğru bulunmamış, bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir.Açıklanan nedenlerle,
davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi, E. 2022/1285, K. 2025/633, 2 Temmuz 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama