KÜNYE
T.C. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
- Karar tarihi
- 25 Nisan 2025
- Dosya no
- 2022/1756
- Karar no
- 2025/670
- İncelenen kararın mahkemesi
- KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 23.02.2022
- Numarası
- 2018/573 Esas 2022/95 Karar
- Davanın konusu
- Maddi Tazminat
- Karar yazım tarihi
- 25.04.2025
Karar Metni
1.748 kelime·9 dk okuma·6 bölüm
Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 23.02.2022 tarih 2018/573 Esas 2022/95 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA
Davacı vekili, müvekkili şirketin %95 hissesinin ve şirket müdürlüğü yetkisinin dava dışı ...'a ait olduğunu, müvekkili şirketin 2006 yılında davalı banka ile 1.000.000 TL nakit kredi ve 650.000 Euro forward kredi işlemi çerçevesinde 2007 yılında aralarında çıkan ihtilaf nedeniyle ilk derece mahkemesinin 2007/298 E. sayılı dosyasında görülen davada müvekkilinin davalı bankaya borcunun olmadığının kesin hükümle tespit edildiğini, yine ilk derece mahkemesinin 2011/134 E. ve 2011/136 E. sayılı dosyalarında davalı bankanın müvekkili şirkete borçlu olduğunun hüküm altına alındığını,
İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/5 E. sayılı dosyasında kefillerin borçlu olmadığının hüküm altına alındığını ve ilk derece mahkemesinin 2015/264 E. sayılı dosyası ile müvekkili şirkete ait taşınmaz üzerinde, kredi ilişkisi sebebiyle kurulan ipoteğin fekki davasının devam ettiğini; davalı bankanın 2007 yılından 2018 yılına kadar bankalar arası ve Merkez Bankası tarafından tutulan mevzuç olarak tabir edilen kayıtlara kasıtlı yalan beyanlarda bulunarak,
müvekkili şirketin itibarını zedelediğini, diğer bankaların istihbarat raporunu hazırlarken mevzuç kayıtlarına baktığını, müvekkili şirketin diğer bankalarla kredi ilişkisine girmek istediğinde davalı bankanın bildirdiği bu olumsuz bildirimin karşısına çıktığını ve hiç bir banka ile 2007 yılından bu yana kredi ilişkisine giremediğini, kredi kayıt risk bildirim bürosuna ve Bankalar Birliği bünyesinde tutulan kayıtların da aynı şekilde olduğunu;
müvekkili şirketin bankalarla kredi ilişkisine girememesi nedeniyle hiçbir banka ile iş yapamaz hale geldiğini, müvekkilinin 2007 yılından bu yana işini askıya almak zorunda kaldığını ve elde edeceği ticari kazançtan mahrum kaldığını bildirerek, fazlaya ilişki hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılmasının mümkün olmadığını, TBK'nun 72. maddesi hükmünde öngörülen 2-10 yıllık zamanaşımı süresinin sona erdiğini, müvekkili bankanın davacı şirketten olan alacağına ilişkin yargılamanın devam ettiğini, kesinleşmiş bir yargı kararı olmaksızın banka kayıtlarına aykırı olarak risk bildirimi yapılmamasının hukuken olanaksız olduğunu, davacı taraf hakkındaki İzmir 22. İcra Müdürlüğünün 2013/4956 E. sayılı haciz yolu ile icra takibi ve davacının kefili olduğu kredinin teminatını teşkil eden ipotek ile ilgili aynı icra müdürlüğünün 2007/21855 E. sayılı dosyası ile açılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibinin bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, bekletici mesele yapılan ilk derece mahkemesinin 2021/184 E.-540 K. sayılı dosyasında aynı dava konusu ve maddi sebebine dayanılarak şirket temsilcisi ... tarafından davalı banka aleyhine açılan davanın aktif dava ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verildiği ve bu kararın 01.02.2022 tarihinde kesinleştiği; davalı bankanın 2007-2018 yıllarında davacı şirket hakkında ilgili kurumlara risk bildiriminde bulunduğu;
ancak davacı tarafın bankanın kendisi hakkındaki ilgili kurumlara risk bildirimi sonucunda zarara uğradığını ispat etmesi gerektiği, 2006 ile 2018 yıllarında şirketin gerçek bir faaliyetinin olmadığı, gelir tablolarında yer alan satışların şirketin esas faaliyetine ilişkin satışlar olmadığı, bunların şirket aktifinde kayıtlı taşınmazların kira geliri olduğu, şirketin bazı yıllarda kredi kullandığı, şirketin kayıtlı sermayesinin 2.400.000,00 TL ve oldukça fazla olduğu, varlık kaynak ilişkilerinin incelenerek, hesaplanan işletme sermayesinin oldukça yüksek olduğu, bunun şirketin krediye ihtiyacı olmadığı anlamına geldiği,
2008, 2014 ve 2015 yılları hariç diğer yıllarda, şirketin ortaklarından önemli miktarda alacağının bulunduğu, şirketin uzun yıllar ortaklarını finanse ettiği, başka bir deyişle şirketin ortaklarını devamlı olarak fonladığı ve şirketin fonlarının iyi yönetilmediği, bilançolarda yer alan "Diğer Çeşitli Alacaklar" kaleminin 2012 yılından 2018 yılına kadar 482.068,64 TL olarak değişmediği, bu alacakların 366.002,67 TL'sinin Aliağa Organize Sitesi ve 110.665,97 TL'sinin Atatürk Organize Sanayi Müdürlüğünden oluştuğu, kayıtlara göre alacaklarının tahsili için herhangi bir işlem yapılmadığı, şirketin alacaklarının tahsilinde büyük sorun olduğu,
fonları iyi yönetilemeyen hantal bir yapıda olduğu, şirket aktifinde binalar grubunda, gayrimenkuller 498.893,17 + Fabrika Binası (Manisa) 786.994,54 = 1.285.887,71 TL değerleriyle, 2008 yılından 2014 yılına kadar (2014 dahil) aynı değerlerle kayıtlı olduğu, 2015 yılında fabrika binasının (Manisa) kayıtlardan çıkarıldığı ya da satıldığı, gayrimenkuller hesabında kayıtlı taşınmazların ise 2016 yılında kayıtlardan çıkarıldığı ya da satıldığı, bunların satılması neticesinde şirketin kar elde etmesi gerekirken tam aksine taşınmazların aktiften çıkarıldığı yıllarda zarar edildiği,
davacı şirketin kar veya zarar hesaplamalarında öngörülebilir yapıda olmadığı, şirketin gerçek faaliyetine ilişkin satışının olmadığı, şirket kayıtlarında ve mali tablolarında görülen satışın "diğer gelirler" (Kira Gelirleri) olduğu ve oldukça yüksek oranda çalışma sermayesinin olduğu bu nedenle şirketin kredi kullanma gereksiniminin bulunmadığı, esasen kira gelirinin elde edilmesinde krediye ihtiyaç duyulmasının söz konusu olamayacağı; buna rağmen şirket bilançolarına göre 2008, 2010, 2011, 2012, 2013, 2017 ve 2018 yıllarında ...
A.Ş., ... A.Ş., ... Bankasından davacı şirketin kredi kullandığı, ancak kredi kullanımı ile kira gelirlerinin ve karının artmadığı, davalı bankanın ilgili mercilere bildirimleri sonucunda davacı şirketin kredi kullanamadığı veya yeteri kadar kredi kullanamadığı için maddi bir zararının meydana gelmediği; zarar şartı gerçekleşmediği için davalı bankanın sorumluluğundan da bahsedilmesi mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı taraf vekillerince tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ
Davacı vekili, 2006 yılında davalı banka şubesi ile 1.000.000 TL nakit kredi ve 650.000 Euro forward kredi işlemi çerçevesinde 2007 yılında çıkan ihtilaf nedeniyle müvekkili şirketin haklı çıktığını, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/298 E. sayılı dosyasında müvekkilinin, davalı bankaya borcu olmadığının kesin hükümle tespit edilip, yine aynı mahkemenin 2011/134 E. sayılı dosyası ile davalı bankanın müvekkili şirkete borçlu olduğunun hüküm altına alındığını, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/136 E. sayılı dosyası ile davalı bankanın müvekkili şirkete borçlu olduğunun hüküm altına alındığını,
İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/5 E. sayılı dosyası ile de davalı bankanın müvekkili şirket ve kefillerine karşı açtığı icra takibine yapılan itirazın iptali davası ile de müvekkili şirketin ve kefillerin borçlu olmadığının hüküm altına alındığını, davalı bankanın 2007 yılından 2018 yılına kadar bankalar arası ve Merkez Bankası tarafından tutulan mevzuç kaydı diye söylenen kayıtlara kasıtlı yalan beyanlarda bulunarak, müvekkili şirketin itibarını yerle bir ettiğini;
müvekkili şirketin bankalarla kredi ilişkisine girememesi nedeniyle hiçbir banka ile iş yapamaz hale geldiğini, müvekkilinin 2007 yılından bu yana işini askıya almak zorunda kaldığını ve elde edeceği ticari kazançtan mahrum kalmasından dolayı bu davayı açmak gerektiğini, gerekçeli kararda müvekkili şirket hakkında kurumlara risk bildiriminde bulunulduğunun delillerle de kabul edildiğini, müvekkili şirketin banka kredi sözleşmelerinde ve kanunlarda gerekli edimleri yerine getirmesine rağmen bankanın Merkez Bankası veya Bankalar Birliğine bildirimde bulunmasının yan yükümlülüklerin ihlali anlamına geleceğinin kabul edildiğini,
ancak yine mahkemece ''zarar'' unsurunun gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddedildiğini, oysa eksik ve hatalı olan bilirkişi raporu ile sadece fiili zarara bakıldığını, zarar gören müvekkili şirketin ekonomik geleceğinin, yani çalışma faaliyetleriyle gelecekte elde edeceği kazanç ve gelir ihtimalinin de malvarlığını oluşturan unsurlardan sayılması gerektiğini, mahrum kalınan karın bilirkişi eliyle hesaplanması gereken varsayımsal bir hesap olduğunu, bankanın yapmış olduğu risk raporu ile 2007 tarihine kadar sermayesi yüksek olan şirketin, kredi çekememesinden dolayı işine ilişkin faaliyet yapamadığını,
şirketin sadece kira gelirinin bulunduğunu, zarar yok dense de ekonomik olarak geleceğinin sarsıldığını, ticari faaliyetinin durduğunu ve ancak şirkete ait sadece gayrı menkul kira geliri ile gelir tablosu oluştuğunu, bilirkişi raporunda müvekkili şirketin 2.400.000 TL sermayesi bulunduğu krediye de ihtiyaç duymadığı belirtilse de, bu sermayenin şirketin fabrika binası, makine parkı, araç gereçleri olduğunu ve bunları satarak para ihtiyacını karşılanamayacağını,
bilirkişi raporunda kredi çekildiği belirtilerek çekilen kredilerin 2.400.000 TL sermayeli şirkette şahsi ihtiyaç ve taşıt kredisi olduğundan bahsedilmediğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
Davalı vekili, katılma yoluyla sunduğu istinaf dilekçesinde, davanın zamanaşımı yönünden de reddi gerektiğini, TBK'nın 72. maddesi gereğince, tazminat isteminin, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve herhalde filin işlendiği tarihten başlayarak on yıl geçmesi ile zamanaşına uğradığını, davacının 2007 yılından bu yana müvekkili bankanın yaptığı risk bildirimleri nedeniyle diğer bankalarla kredi ilişkisine giremediğini ve bu sebeple zarara uğradığını iddia ettiğini, TBK 72. maddesi gereğince 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu,
davanın zamanaşımı nedeniyle de reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılması sebebiyle de reddi gerektiğini belirterek kararın bu yönden düzeltilmesine kara verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava, davalı bankanın Merkez Bankasına davacı şirket hakkında yaptığı bildirimler sonucunda davacı şirketin maddi zarara uğradığı iddiasıyla maddi tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
İlk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına; bilirkişi raporunda, bankaların her ay kredi riski bulunan kredi müşterilerilerinin risklerini, zarar niteliğinde bulunan ve banka kayıtlarında yer alan kredi risk tutarlarını bankalar birliğine bildirmekle yükümlü oldukları, davacı adına davalı banka nezdinde tarafların karşılıklı davaları nedeniyle tahsil ve tasfiyesi yapılamayan banka muhasebe kayıtlarında zarar niteliğinde kredi olarak görünen tutarın T.
Bankalar Birliği Risk Merkezine bildirilme zorunluluğunun bulunduğu, davacı şirketin 2006 ila 2018 arasındaki yıllarda şirketin gerçek bir faaliyetinin olmadığı, gelir tablolarında yer alan satışların şirketin esas faaliyetine ilişkin satışlar olmadığı, bunların şirket aktifinde kayıtlı taşınmazların kira geliri olduğu, şirketin bazı yıllarda kredi kullandığı, şirketin kayıtlı sermayesinin 2.400.000 TL olduğu, hesaplanan işletme sermayesinin oldukça yüksek olduğu ve krediye ihtiyacı olmadığı.
2008, 2014 ve 2015 dışındaki yıllarda, şirketin ortaklarından önemli miktarda alacağının bulunduğu, şirketin fonlarının iyi yönetilmediği, alacaklarının tahsili için herhangi bir işlem yapılmadığı, 2015 yılında fabrika binasının kayıtlardan çıkarıldığı ya da satıldığı, gayrimenkuller hesabında kayıtlı taşınmazların ise 2016 yılında kayıtlardan çıkarıldığı ya da satıldığı, bunların satılması neticesinde şirketin kar elde etmesi gerekirken zarar edildiği, davacı şirketin kar veya zarar hesaplamalarında, öngörülebilir ve hesaplanabilir yapıda olmadığı hususlarının tespit edilmiş olduğu;
tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla, davacının istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.
Bu durumda, ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/1756, K. 2025/670, 25 Nisan 2025 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama