İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /İstinaf (BAM) Kararları
  3. /İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINAİSTİNAF KARARI

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi E.2024/2048 K.2024/2504

Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen kararına karşı, davacı istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosyada duruşma yapılmasını gerektiren eksiklik görülmediğinden 6100…

Esas2024/2048Karar2024/2504Tarih15 Kasım 2024Okuma16 dk · 3.282 kelime

KÜNYE

T.C. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

Karar tarihi
15 Kasım 2024
Esas no
2024/2048
Karar no
2024/2504
Mahkemesi
İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Numarası
2024/240 Esas 2024/336 Karar
Karar tarihi
10/05/2024
Dava
Tahsis Bedeli İadesi/Munzam Zarar
Karar yazım tarihi
15/11/2024
Karar metni, UYAP Emsal Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.282 kelime·16 dk okuma·8 bölüm

Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen kararına karşı, davacı istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosyada duruşma yapılmasını gerektiren eksiklik görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a bendi uyarınca istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına karar verilerek, dosya incelendi;

GEREĞİDÜŞÜNÜLDÜ

DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı vekili müvekkilinin talebi üzerine Mayıs 1995 tarihinde 20.000 m2'lik ... Ada ... nolu parselin müvekkiline tahsis edildiğini, 30/05/1995 tarihinden itibaren arsa tahsis bedeli ödemelerine başladığını, ödemelerin 68.015,72 ABD Dolarına ulaştığında tahsisini talep ettiği arsanın daha küçük bir arsa ile değiştirilmesini talep ettiğini, ödemelerini 80.000,00 ABD dolarına 'na tamamlayan müvekkiline 17/09/2007 tarihli tahsis kararı ile 5.000 m2 lik ... Ada ... Nolu parselin tahsis edildiğini,

Tarımsal amaçlı soğuk hava deposu yatırımı yapmak amacında olan müvekkilini inşaat için imar durumu aldığında çekme mesafelerini yatırımı kısıtladığı ve verimsiz kalacağını anladığını, düzeltme talep etmesine rağmen bir sorun bulunamaması sebebiyle yatırımına yasal süre içerisinde başlatamadığını, bu arada OSB yönetmeliğinde 27/12/2014 tarih 29218 sayılı RG'de değişiklik yapıldığını, bu yönetmelik değişikliği ile yatırımı tamamlama imkanı doğmuş iken davalı OSB Yönetimi harekete geçip değişikliği takip eden 18 gün içerisinde yaptığı 14/05/2015 tarihli toplantısında tahsisin iptaline karar verildiğini,

ancak bu iptal kararının müvekkiline tebliğ edilmediğini, gizlemek suretiyle tahsis bedelini finansal kaynak olarak kullanmaya devam ettiğini, davalı müvekkile tahsisli arsayı iptalden sonra başka bir şahsa ikinci kez tahsis ettiğini, yine müvekkilince verilen paranın iade edilmediğini,

Müvekkilinin durumdan haricen haberi olması üzerine 18/11/2015 tarihli dilekçesi ile iptal olunan tahsis hakkının iadesini talep ettiğini, OSB'nin Bakanlıktan görüş istediğinin müvekkiline bildirildiğini, ancak 8 yıllık geçen süreçte herhangi bir bildirim yapılmadığını, 09/08/2023 tarihine gelindiğinde davalı idarenin 19/07/2023 tarih 2023/781 sayılı yazısı ile tahsis kararının tebliğ edildiğini, müvekkilinin 17/08/2023 tarihli dilekçesi üzerine davalı idarenin İzmir 27. Noterliği aracılığı ile İhtarnamenin müvekkiline 17/10/2023 tarihinde tebliğ edildiği ve tahsis bedeli iadesinin yapıldığını öğrendiğini,

ardından Tire Sulh Hukuk Mahkemesinde tevdi mahalli tayininde bulunarak 2023/32 D.İş 2023/34 Karar sayılı 22/09/2023 tarihli kararı ile ... Bankası ... Şubesinde açılan hesaba 29/09/2023 tarihinde 928.437,41 TL tahsis iadesi ödemesi yapıldığını,

Davacıya arsa tahsis ve satış bedelinin Dolar bazında ödendiğini, iade edilecek bedelin 80.000,00 ABD Dolarının fiili ödeme günündeki efektif satış kuru karşılığı olması gerektiğini, müvekkiline yapılan tahsisin tarihinin 17/09/2007 olup bu tarihte yürürlükte bulunan 01/042002 tarih 24713 sayılı RG'de yayınlanan yönetmeliğin 99.maddesinde öngörülen sürelere uyulmaması halinde tahsisin iptali müeyyidesinin getirildiğini, iade edilmeyerek uzun yıllar tahsis bedelinin karşılıksız kullanıldığını,

bu nedenle davalı idarenin tahsis iptal kararı alması gereken tarihin tespit edilerek bu tarihten itibaren temerrüde düştüğünün kabulü ile ve TBK 99.maddesi gereğince seçimlik haklarını fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası olarak seçtiklerinden 3095 sayılı Kanunun 4-a maddesi gereğince Temerrüt faizi işletilmesi gerektiğini,

OSB Yönetim Kurulunun aldığı müteşebbis kurulca onaylandığı ifade edilen 14/01/2015 tarih 2015/02 sayılı tahsis iptali kararının müvekkiline tebliğ edilmediğinden hüküm ifade edilmeyeceğini, tahsis iptal kararı ancak 19/07/2023 tarih 2023/781 sayılı yazıları ile kendilerine 09/08/2023 tarihinde tebliğ edildiğinden bu tarih itibariyle hüküm ifade edeceğinden önceden haricen haberdar olmanın sonuca etkili olmayacağını, davalı idarenin yaptığı hesaplamaların hatalı olduğunu, hatalı da olsa 928.437,41 TL ödemenin borçtan mahsubu gerektiğini ileri sürerek

80.000,00 ABD Dolarının tespit olunacak iade tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 4-a maddesi gereğince kamu bankalarının 1 yıl vadeli mevduat hesaplarına uyguladığı en yüksek orandan faizi ile birlikte ödemesinin hüküm altına alınması fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 3.000,00 ABD $'nın ödeme tarihindeki kur karşılığının TL karşılığının ve ayrıca şimdilik 200.000,00 TL munzam zararın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

DAVALI CEVABININ ÖZETİ

İDM'nce dilekçeler aşaması tamamlanmadan göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden red kararı verildiğinden, dosya içerisinde davalının cevap dilekçesi bulunmamaktadır.

DELİLLER

Tahsis kararları, iptal kararları, tevdii mahalli tayini kararı, yazışmalar, tüm dosya kapsamı.

İDM KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle;".. Organize Sanayi Bölgelerinin tacir sıfatının bulunup bulunmadığı yönünde farklı değerlendirmelerle Bölge Adliye Mahkemeleri arasında çıkan uyuşmazlığın giderilmesine yönelik verilen Yargıtay 11. HD'nin 15/06/2023 tarih 2022/4599 Esas, 2023/3797 Karar sayılı kararında yapılan değerlendirme ile OSB'lerin özel hukuk tüzel kişisi olduğu,

bununla birlikte 6102 sayılı kanunun 11.maddesindeki tanıma göre esnaf işletmeleri için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı amaçlayan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız bir şekilde yürütüldüğü işletmeleri işletmedikleri için aynı kanunun 16.maddesi uyarınca tacir olarak kabul edilmelerinin mümkün olmadığı, öte yandan OSB'lerin ticaret şirketi olduğu yönünde her hangi bir yasal düzenleme de bulunmadığı,

bu nedenlerle OSB'lerin taraf olduğu davalarda diğer taraf tacir olsun yada olmasın uyuşmazlığın mutlak ticari olmadığı hallerde yargılamanın Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiği kanaatine varılarak OSB'lerin tacir olmadığına karar verildiğini, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunun 13/3 maddesi uyarınca "Katılım paylarının ödeme şekil ve şartları kuruluş protokolünde belirlenir.

Bu konudaki uyuşmazlıklar Asliye Hukuk Mahkemesince çözümlenir." dendiğini, davanın mutlak ticari dava, davalı ... 'nin tacir olmadığı, bu nedenle açılan davanın nispi ticari dava olarak da kabul edilemeyeceği, davada görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu, Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olmadığı davanın usulden reddine, dava dosyasının talep halinde İzmir Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir."

İSTİNAF NEDENLERİ

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu uyuşmazlığın davalının geri verme borcundan kaynaklı olduğunu, davacının alacağının ticari işletmesi ile ilgili olduğu konusunda tereddüt bulunmadığını, davalının 4562 Sayılı Kanunun 5.maddesinde belirtildiği üzere Bakanlık onayı ile kurulmuş Özel Hukuk Tüzel Kişisi olduğunu, görevsizlik kararında dayanılan Yargıtay kararının arsa tahsis kararının iptali, OSB üyeliğinin tespiti ve tahsisi, Genel Kurulun kararının iptali gibi mali olmayan konulara ilişkin olduğunu,

ayrıca 4562 sayılı Kanunun 13/3.fıkrasının münhasıran katılımcının katılım paylarının ödeme şekil ve şartlarına ilişkin olduğunu, somut olayda ise; katılım payının geri ödemesine ilişkin bir alacak davası olduğundan Ticaret Mahkemesinin görevli olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasına, aksi halde yetkili ve görevli mahkemenin Tire Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi olarak düzeltilmesine karar verilmesini, kararın dosya üzerinden verilmesi sebebiyle 5.nolu bendinde davacı vekilinin yüzüne karşı ibaresinin metinden çıkarılmasına karar verilmesini istemiştir.

İSTİNAFA CEVAP

Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; müvekkili kurumun tacir olmadığı, kurucularının ... olup, Bakanlık denetimine tabi Özel Hukuk Kişisi olduğunu, davanın da mutlak ticari dava olmayıp verilen kararın doğru olduğunu savunmuştur.

GEREKÇE

Uyuşmazlık, arsa tahsis kararının iptaline dayalı davacı katılımcı tarafından yapılan ödemelerin iadesi ve munzam zararın tahsili isteminden kaynaklanmaktadır.

İDM'nce yukarıda gösterilen gerekçelerle göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.

6100 Sayılı HMK’nun 355. maddesi uyarınca inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilir; aynı Kanunun 357. maddesine göre de İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemeyeceği ve istinafta yeni delillere dayanılamayacağına ilişkin maddeleri çerçevesinde inceleme yapılmıştır.

(I) BAM Kararları Arasında Uyuşmazlığın Giderilmesi Kararı;

İDM'nin kararına dayanak yaptığı Yargıtay 11.HD'nin 2022/4599 E - 2023/3797 K sayılı 15/06/2023 tarihli "Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi İstemine Dair" Yargıtay İlamınında özetle;

Karar Gerekçesi;

"4562 Sayılı Kanunun 5.maddesi uyarınca OSB'ler özel hukuk tüzel kişisidir. Bununla birlikte 6102 Sayılı Kanunun 11.maddesindeki tanıma göre esnaf işletmeleri için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı amaçlayan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız bir şekilde yürütüldüğü işletmeleri işletmedikleri için aynı Kanun 16.maddesi uyarınca tacir kabul edilmeleri mümkün değildir. Öte yandan OSB'lerin ticaret şirketi olduğu yönünde herhangi bir yasal düzenleme de bulunmamaktıdır.

Bu sebeple OSB'lerin taraf olduğu davalarda diğer taraf tacir olsun ya da olmasın, uyuşmazlığın mutlak ticari dava olmadığı hallerde yargılamanın Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiği kanaatine varılmıştır." gerekçesiyle "OSB'lerin tacir olmadığına, taraf olduğu davalarda diğer taraf tacir olsun veya olmasın uyuşmazlığın mutlak ticari dava olmadığı hallerde yargılamanın Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiğine" oy birliği ile kesin olarak karar verilmiştir.

2- Kesinlik ve Bağlayıcılık;

5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanunun 35/3.fıkrası son cümlesine göre Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak Dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir.

a- Uyuşmazlığın giderilmesi kararlarının kesin olduğu ifade edilmekle birlikte yasal düzenlemede kesinliğin anlamı açıkça ifade edilmemiştir. Öğretide, kesinlikle kastedilenin bu kararlara karşı başka bir yargı mercine başvuru yapılamaması halini ifade ettiği ileri sürülmüştür. Diğer bir anlatımla, Yargıtay'ın ilgili Dairesinin kararına karşı kanun yoluna başvurulmaz. Yargıtayın uyuşmazlığın giderilmesi kararlarının bağlayıcılığı konusunda ilgili bir hükme yer verilmediğinden karara uyma zorunluluğuna ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.

Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin müessesesi Yargıtay İBK, Kanun Yararına Bozma ve Yargılamanın Yenilenmesine ilişkin kanun yollarından farklı olup öğretide 5235 Sayılı Kanunun bu hükmünün kendine özgü bir kanun yolu olarak vasıflandırılabileceği ileri sürülmüştür. Bu düzenleme uyarınca Bölge Adliye Mahkemelerince verilen kesin nitelikteki kararlar, temyize tabi kararlarla aynı kapsamda olmasa da Yargıtay incelemesinden geçmektedir. Bu düzenlemenin esas amacının kararın tüm yönleriyle hukuka uygunluğunu denetlemek olduğu ifade edilebilir.

b-Bölge Adliye Mahkemesi hükümleri arasındaki farklılık doğabileceği öngörülerek ve bu konuda doğacak sorunları çözmek amacıyla kanun koyucu tarafından 5235 Sayılı Kanunun 35. maddesinde ;

" Başkanlar Kurulu, re’sen veya hukuk dairesinin yahut cumhuriyet başsavcısının, istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararları arasında uyuşmazlık bulunması halinde, bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri halinde, kendi görüşlerini de ekleyerek, Yargıtay Birinci Başkanlığından bu konuda bir karar verilmesini isteyecektir." şeklinde düzenleme yapılmıştı.

Bu düzenlemeye paralel olarak, 2797 Sayılı Yargıtay Kanununun 15/1.fıkra 2.bendine “Aynı veya farklı yer bölge adliye mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar bakımından hukuk daireleri arasında veya ceza daireleri arasında uyuşmazlık bulunursa” biçiminde (a) alt bendi eklenmişti.

Söz konusu bu hükmün gerekçesinde yapılan değişikliğin amacı. “Aynı yer bölge adliye mahkemelerinin hukuk veya ceza daireleri tarafından benzer olaylarda birbirine uymayan ve kesin olarak verilen kendi kararları arasında içtihat uyuşmazlığı olabileceği gibi farklı yer bölge adliye mahkemelerinin hukuk veya ceza dairelerinin kesin olarak verdikleri kararlar arasında da içtihat uyuşmazlığı bulunabilir.

Bu gibi içtihat uyuşmazlıklarının giderilmesini sağlamak amacıyla Yargıtay Kanununun 15 inci maddesinde değişiklik yapılarak, Hukuk ve Ceza Genel Kurullarına bu uyuşmazlıkların giderilmesi görevi verilmektedir” biçiminde ifade edilmiştir. Bu hüküm uyarınca, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen içtihatların birleştirilmesi kararının bağlayıcı gücü, diğer İçtihadı Birleştirme Kararlarıyla özdeşlik göstermekteydi.

Ne var ki, sözü edilen 2797 Sayılı Kanunun 15/1.fıkra hükmü, 20/11/2017 Tarih ve 696 Sayılı KHK’nın 46. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış; 01/02/2018 Tarih ve 7079 Sayılı Kanunun 41. maddesiyle de bu değişiklik aynen kabul edilmiştir. Aynı düzenlemeyle 5235 s.lı K.’nun 35. maddesinin 2. fıkrasında da değişikliğe gidilmiş ve Bölge Adliye Mahkemeleri arasındaki uyuşmazlıklar hakkında Yargıtayın ilgili daireleri (hukuk veya ceza) tarafından kesin olarak karar verileceği öngörülmüştür.

20/11/2017 tarih ve 696 sayılı KHKnin 92. maddesi ile değiştirilen ve 01/02/2018 Tarih ve 7079 Sayılı Kanunun 41/2.fıkrasıyla kanunlaşan 2 fıkrası değişiklik öncesi metninde aynen: "(3) numaralı bende göre yapılacak istem hakkında 4.2.1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 45 inci maddesi kıyas yoluyla uygulanır." şeklindeydi. Atıf yapılan 2797 Sayılı Yargıtay Kanunun 45/5.fıkrasına göre ; " İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar."

Şu halde; önceki düzenlemeden farklı olarak, Bölge Adliye Mahkemeleri hukuk Dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması halinde, Hukuk Genel Kurulu tarafından değil, ilgili Yargıtay Özel Dairesi tarafından bu uyuşmazlık giderilecektir.

Ne var ki, bu tür uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin Yargıtay ilgili Dairesinin vermiş olduğu kararın bağlayıcı gücü konusunda bir belirsizlik ortaya çıkmaktadır. Bu tür kararların ileriye yönelik olarak bağlayıcı bir güce sahip olabilmeleri açık bir kanun hükmüne dayanmalıdır. Oysa 2797 Sayılı Kanun kural olarak ve sadece Hukuk Genel Kurulu ile Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun vermiş oldukları İçtihadı Birleştirme Kararlarına 45/5.fıkra gereğince bu yönde bir nitelik kazandırmakta, Özel Daire kararları açısından böyle bir hükme yer vermemektedir.

Bunun gibi, 5235 Sayılı K.’nun 35/1.fıkra 3 numaralı bendi ile değişik 2. fıkrasında ise "içtihatların birleştirilmesi" nden değil “uyuşmazlığın giderilmesi”nden söz edilmekle birlikte kararların bağlayıcılığı hususunda herhangi bir kural yer almamaktadır. İçtihadı Birleştirme Kararı Yargıtay Daireleri ile Hukuk Genel Kurulu kararları arasındaki çelişkili kararlar hakkında verilir.

"İçtihatların birleştirilmesi" ile "uyuşmazlığın giderilmesi" kurumları gerek konu, gerek usul ve gerekse sonuçları bakımından birbirinden farklıdır. Uyuşmazlığın giderilmesi, Bölge Adliye Mahkemesinin Daireleri ile başka bir Bölge Adliye Mahkemesinin Daire (leri) arasındaki farklı kararları bakımından istenir. Ancak, çelişki Yargıtay’ın verdiği kararlara ilişkin ise,bu uyuşmazlık Yargıtay kararları yönünden giderilecektir.

Özetle; Yargıtay Dairesinin bu türdeki bir kararı sadece ilişkin bulunduğu uyuşmazlık açısından etkili olabilecek ileriye yönelik bir etki gücüne sahip olamayacaktır.

Nitekim Yargıtay 9.HD.nin 19/04/2022 Tarih ve 2022/3979 E-2022/4838 K sayılı 19/04/2022 sayılı kararında ". Şüphesiz bir Yargıtay Dairesinin uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin kararları, içtihadın birleştirilmesi kararları gibi tarafları ve mahkemeleri bağlayıcı bir sonuç doğurmazlar. Ancak, bir Yargıtay Dairesinin şayet temyiz yolu açık olsa idi, temyiz incelemesini yapamayacağı bir bölge adliye mahkemesi kararı ile ilgili olarak “uyuşmazlığın giderilmesine yönelik” karar vermesi isabetli bir kabul şekli değildir.…” denmiştir.

c-Yeri gelmişken uyuşmazlığın giderilmesi bakımından uyuşmazlık konusunun Yargıtayın ilgili Dairesinin görev alanına girip girmediği de önem arzetmektedir.

Yukarıda yer verilen Yargıtay 9.HD.nin 19/04/2022 Tarih ve 2022/3979 E-2022/4838 K sayılı 19/04/2022 sayılı kararında;

"Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunca yapılacak uyuşmazlığın giderilmesine yönelik başvuruların ancak “aynı Yargıtay Dairesinin görev alanına giren” uyuşmazlıklara bakan Bölge Adliye Mahkemesi Daireleri arasındaki uyuşmazlıklar ile sınırlı olması gerektiği kabul edilmeli, uyuşmazlığın giderilmesi talepleri bakımından da Yargıtay’ın farklı daireleri arasındaki “iş bölümü” kurallarına riayet edilmelidir. Aksi takdirde, örneğin iş uyuşmazlıklarına bakmakla görevli bir Yargıtay Dairesi ile ticari uyuşmazlıklara bakmakla görevli bir diğer Yargıtay Dairesinin benzer konulardaki “uyuşmazlığın giderilmesi” başvuruları ile ilgili olarak birbirinden farklı kararlar vermesi riski ortaya çıkar." denmiştir.

4562 Sayılı Yasa uygulamasından kaynaklanan davalar, özel yasadan kaynaklanan dava niteliğinde kabul edilerek Yargıtay Hukuk Daireleri iş bölümü kararlarına göre, Yargıtay 4. Hukuk Dairesince bakılmakta iken sonraki yıllarda yapılan değişiklik ile Yargıtay 3. HD iş bölümü alanına dahil edilmiştir. Yargıtay 3. ve 4. Hukuk Dairelerince benzer davalarda OSB lerin tacir sayılmalarına ilişkin çok sayıda emsal kararları da bulunmaktadır. (Örnek;Yargıtay 3.HD 2015/5272 E-2016/5222 K ve 2015/19164 E 2017/3727 K sayılı kararları ile Yargıtay 4.HD 2021/10410 E-2022/8325 K ve 2021/14053 E 2022/11377 K sayılı kararları)

Uyuşmazlık konusunda karar vermek üzere dosya ilk önce Yargıtay 3.HD'ne gönderilmiş ancak bu Dairenin aidiyet kararı uyarınca 11.HD'nce iş bölümü konusunda uyuşmazlık çıkarılmamış ve karara bağlanmıştır. Ancak;Bu suretle verilen karar ile aynı Dairenin temyiz incelemesi sonucunda verdiği kendi kararları arasında çelişki doğmuştur. (Örneğin Yargıtay 11.HD'nin 2022/2805 E-2023/5185 K Sayılı 21/09/2023 Tarih ve 2023/938 E-2023/2006 K.sayılı 03/04/2023 Tarihli kararları)

Sonuç olarak; Uyuşmazlığın giderilmesi kararının kesin olmakla birlikte bağlayıcı olup olmadığı konusunda açık bir düzenleme bulunmadığından Dairemizce kararın kesin olması hükmünün anılan karara karşı başka bir merciye başvurmasının önüne geçilmesi amacıyla konulduğu diğer bir anlatımla İBK gibi bağlayıcı olmadığı kanaatine varılmıştır.

(II) Görev;

a-Mutlak Ticari Dava;

6102 sayılı TCK'nın 4/1.fıkraya göre; Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın (e) bendine göre borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılmıştır.

4562 Sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunun "Tanımlar Ve Kısaltmalar" başlıklı 3.maddesinde bu Kanunun uygulanmasında;

(h) bendine göre. Organize Sanayi Bölgesi (OSB): Sanayinin uygun görülen alanlarda yapılanmasını sağlamak, çarpık sanayileşme ve çevre sorunlarını önlemek, kentleşmeyi yönlendirmek, kaynakları rasyonel kullanmak, bilgi ve bilişim teknolojilerinden yararlanmak, sanayi türlerinin belirli bir plan dâhilinde yerleştirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla, sınırları tasdik edilmiş arazi parçalarının imar planlarındaki oranlar dâhilinde gerekli ortak kullanım alanları,

hizmet ve destek alanları ve teknoloji geliştirme bölgeleri ile donatılıp planlı bir şekilde ve belirli sistemler dâhilinde sanayi için tahsis edilmesiyle oluşturulan ve bu Kanun hükümlerine göre kurulan, planlanan ve işletilen, kaynak kullanımında verimliliği hedefleyen mal ve hizmet üretim bölgelerini ifade edeceği hükme bağlanmıştır.

Yukarıda tanımda geçen "Ortak Kullanım Alanları" (ğ) bendinde: OSB’nin amaçlarına uygun şekilde faaliyet göstermesini teminen, OSB alanı içinde planlanan yollar, altyapı ve enerji hatları ve sağlık koruma bandı hariç, OSB’nin mülkiyet ve tasarrufunda bulunan sosyal, idari ve teknik altyapı ve hizmet alanları ile park alanları, "Hizmet ve destek alanları" (ç) bendinde Küçük imalat ve tamirat, ticaret, eğitim ve sağlık sektörlerinde katılımcı veya katılımcının kiracısı olarak faaliyet gösterilen alanlar olarak tanımlanmıştır.

Kanunun bu tanımına göre Organize Sanayi Bölgeleri 6102 Sayılı TTK'nın 4/1-(e) bendi kapsamında ticarete özgü yerlerden olup bu 4562 sayılı Kanundan kaynaklanan uyuşmazlıklarında mutlak ticari dava olduğunun kabulü gerekir.

b- Nisbi Ticari Dava;

6102 Sayılı TTK'nun 4. Maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin taraflarının ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer Kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir.

Örneğin;Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri 6102 Sayılı TTK'nun 4. Maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 Sayılı İİK'nun 154 ve devamı maddeleri gereğince ticari dava sayılır.

Buna karşılık 4. Madde uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa ticari dava sıfatını kaybedecektir.

Diğer taraftan, 6102 Sayılı TTK'nun 19/2. Fıkrası gereğince; taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.

4562 Sayılı Organize Sanayi Bölgesi Kanunu'nun 4. maddesine göre Organize Sanayi Bölgeleri; Sanayi ve Ticaret Bakanlığının onayı ile kurulan ve aynı yasanın 5. maddesine göre bir özel hukuk tüzel kişisi sayılan davalı organize sanayi bölgesi hakkında yine aynı yasanın 25/5 maddesi uyarınca Türk Ticaret Kanunu'nun anonim şirketlere ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 16/1 maddesi hükmü de gözetildiğinde davalı kurumun tacir sıfatını taşıdığı kabul edilmelidir.

(Dairemizin 2020/424 E - 2020/480 K sayılı 12/03/2020 tarihli 2023/1721 E - 2023/1773 K sayılı Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 05/04/2016 gün ve 2015/5272 esas, 2016/5222 karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 23/03/2017 gün ve 2015/19164 esas, 2017/3727 karar, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 12/04/2016 gün ve 2015/1048 esas, 2016/10283 karar sayılı ilamları)

Somut olayda, davacı şirketin arsa tahsisi iptali nedeniyle ödediği tahsis bedelinin geri ödenmesine ilişkin alacak ve munzam zarara ilişkin tazminat talep ettiği tartışmasızdır.

Hemen belirtmek gerekir ki İDM'nin gerekçesinde yer verdiği 4562 Sayılı Kanunun (tahsis bedelinin geri ödenmesi değil) ilk defa yapılacak katılım payının ödemesinin şekil ve şartlarının kuruluş protokolünde belirlenmesine ilişkin istisnai nitelikte olan 13/3. fıkrasının uygulama yeri bulunmamaktadır.

Sonuç olarak davanın mutlak ticari dava olmadığının kabulü halinde bile tacir olan davalı gibi sermaye şirketi davacının da tacir olması sebebiyle 6102 Sayılı TTK'nun 4 ve 5/1 maddesi hükümleri uyarınca uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesinden kaynaklandığından taraflar arasındaki davanın nispi ticari dava niteliği bulunduğu sonucuna varılmıştır.

Özetle; Organize Sanayi Bölgeleri 6102 sayılı TTK'nın 4/1-(e) bendi kapsamında ticarete özgü yerlerden olup 4562 Sayılı Kanundan kaynaklanan tahsis bedelinin geri ödenmesi ve 6098 Sayılı TBK'ndan kaynaklanan munzam zarara ilişkin uyuşmazlıkların mutlak ticari dava niteliğinde olduğu gibi aksinin kabulü halinde bile iki tarafın tacir olması nedeniyle nispi ticari dava olarak nitelendirilebileceğinden İDM'nin aksine olan gerekçeyle göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden red kararı vermiş olması usül ve yasaya aykırı görülmüştür.

Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre; davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkra (a-3) bendi gereğince "mahkemenin görevli olmasına rağmen görevsizlik kararı vermiş olması" hükmü gereğince ilk derece mahkemesinin kararının esası incelenmeden kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine; Karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

SONUÇ / HÜKÜM

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,

2- İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/240 Esas - 2024/336 Karar sayılı, 10/05/2024 tarihli kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkra (a-3) bendi gereğince "mahkemenin görevli olmasına rağmen görevsizlik kararı vermiş olması" hükmü gereğince ilk derece mahkemesinin kararının ESASI İNCELENMEDEN KALDIRILMASINA,

3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE,

4-Davacının peşin yatırdığı 427,60 TL istinaf karar ve ilam harcının istek halinde iadesine, 1.169,40 TL istinaf yoluna başvuru harcının mahsubu ile Hazineye gelir kaydına,

5-Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği ve harç tahsil / iade işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,

İlişkin dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 Sayılı HMK'nun 353. Maddesi (1-a) bendi uyarınca 15/11/2024 tarihinde KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/2048, K. 2024/2504, 15 Kasım 2024 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Gereğidüşünüldü
  4. Davacı İsteminin Özeti
  5. Davalı Cevabının Özeti
  6. Deliller
  7. İdm Kararının Özeti
  8. İstinaf Nedenleri
  9. İstinafa Cevap
  10. Gerekçe
  11. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/2048
Karar No
2024/2504
Tarih
15 Kasım 2024

İlgili Kararlar

  • Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi E.2024/2062 K.2024/219
  • Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi E.2024/2070 K.2024/1635
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi E.2024/2071 K.2024/1710
  • Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi E.2024/2072 K.2024/1877
  • Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi E.2024/2078 K.2024/2216
  • Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi E.2024/2079 K.2024/2318

Tüm Arşiv

İstinaf (BAM) KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.