KÜNYE
T.C. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/637
- Karar No
- 2023/2281
- Karar tarihi
- 20 Kasım 2023
- T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No
- —
- Dosya no
- —
- Karar no
- —
- Başkan
- —
- Üye
- —
- Üye
- —
- Katip
- —
- İncelenen kararın mahkemesi
- KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
- Tarihi
- 15/11/2019
- Numarası
- Esas Karar
- Davacı
- —
- Vekilleri
- Av.
- İstinaf eden davalı
- ....
- Vekilleri
- Av.
- Müteveffa
- ...
- Tasfiye memuru
- —
- Dava
- Şirket Ortağı Olmadığının Tespiti ve Alacak
- İstinaf kararının karar tarihi
- 20/11/2023
- Yazım tarihi
- 23/11/2023
Karar Metni
1.868 kelime·9 dk okuma·5 bölüm
Davacı tarafından, davalı aleyhine Konya.. Asliye Ticare Mahkemesi'nin ... sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olmadığının tespiti ve alacak davasında 15/11/2019 tarihinde tesis edilen davanın kabulüne ilişkin karara karşı davalı şirketin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra dosya incelendiğinde;
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle.
Davalı şirketin başta Almanya olmak üzere birçok ülkede yüksek faiz garantisi ve paraların her an geri çekileceği sözü verilerek binlerce Türk Vatandaşından para topladığını, söz konusu tahsilatların şirket adına çalışan ve şirket temsilcilerince yürütülen faaliyetler sonucunda toplandığını, bu tahsilatların bireylerin yurt özlemi ve dini duyguları sömürülerek parasını her an geri alabileceği ve yükse oranda kar getireceğinden bahisle belge karşılığı yapıldığını ve daha sonra bu belgelerin geri toplandığını, hiçbir şekilde ortaklık durum belgesi,
hisse senedi vs. adında derhal istendiği an bununla yatırdıkları paraları yüksek faiziyle geri alabileceğinden bahisle belgeler verildiğini, bireylerin paralarını geri istediğinde ise, bu taleplerin reddedildiğini ve şirketlere verdiği paraların hiçbir şekilde tahsil edilemediğini, bununla beraber şirketlere para yatıran bireylerin hisselerini SPK'na aykırı olarak izinsiz olarak halka arz ettiklerini, şirketlerin para toplama işini yasa dışı kurye ve kargolarla yaptığını, şirket ve yöneticileri hakkında cürüm işlemek amacıyla çete oluşturmak vs. suçlarından birçok ceza davaları açıldığını,
bir çok devlet kuruluşunca davalı tarafın denetlendiği ve bir çok rapor düzenlendiğini, davalı şirketin bu şekilde para toplamasının Bankalar Kanunu, TTK, TBK ve diğer kanunların hükmüne aykırı olduğunu, hisse senetlerinin izinsiz olarak halka arzının da SPK'na aykırı ve yasa dışı olduğunun resmi raporlarla ifade edildiğini, bu şekilde davalı şirketin hukuka ve yasaya aykırı olarak 19.998,36 DM (10.225,00 Euro) topladığını, müvekkilinin yıllarca bu parasını geri istemesine rağmen davalı şirketin hiçbir şekilde geri iade etmediğini,
davacının davalı şirkete ortak olmadığını ve yatırdığı paraları geri alamayacağını anlaması üzerine de bu davayı açtığını beyan ederek, davacı taraf ile davalı taraf arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitine, fazlaya ilişkin dava, faiz ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı şirkete yatırdığı paralardan şimdilik 5.000,00 Euro'nun fiili ödeme günündeki rayici üzerinden, dava tarihinden başlamak üzere devlet bankalarının vadeli döviz mevduatına ödedikleri en yüksek faiz ile birlikte müşterek ve müteselsilen sorumlu davalılardan alınarak müvekkiline verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı .... Holding A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle.
Dava dilekçesine ekli olarak sunulan belgeleri kabul etmediklerini, davalı yönünden belgelerin bağlayıcı olmadığını,TTK nun 329 ve 405. maddeleri gereğince şirket ortaklarının hisse bedellerini şirketten geri istemesinin ve şirketin kendi paylarını geri almasının mümkün olmadığını, davacı tarafın müvekkili şirkete veya şirketlere her an geri alabileceği garantisi ile para verdiğine ilişkin iddianın gerçek olmadığını, müvekkili şirket veya şirketlerin davacı taraftan para almadığını, müvekkili şirketin bankacılık mevzuatına dayanarak herhangi bir mevduat toplamadığı gibi bunun da mümkün olmadığını, aynı şekilde müvekkilinin SPK,
TTK ve BK hükümlerini de ihlal etmediğini, hakdüşürücü süre ve zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, davacının Türkiye’de mutad meskeni olmadığını, teminat yatırılması gerektiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk derece mahkemesince davanın kabulü ile; davacı ile davalı şirket arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine, 9.405,00 EURO'nun 5.000,00 Euro'sunun dava tarihi olan 11/07/2018 tarihinden, bakiyesinin ıslah tarihi olan 11/07/2019 tarihinden itibaren işletilecek 3095 Sayılı Kanun'un 4/A maddesi gereğince T.C. Devlet Bankalarının bir yıl vadeli Euro cinsindeki dövize uyguladıkları en yüksek mevduat faizi ile birlikte fiili ödeme tarihindeki TCMB efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosya kapsamındaki belgelere ve SPK listelerine göre davacının şirket ortağı olduğunu, bu nedenle ihtilafın 7194 sayılı yasanın 41. Madde kapsamına girdiğinden, resmi gazetede 07/12/2019 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren bu kanunun ilgili maddesi uyarınca yerel mahkeme kararının kaldırılarak davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesini, aksi durumda davanın reddine karar verilmesini talep ettiği, davacının her türlü iddia ve talebi hakkında hak düşürücü süre ve zamanaşımı kurallarının uygulanması gerektiğini belirterek istinaf talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava; davalı şirkete ortak olmadığının tespiti, kar payı alınması maksadıyla verilen paranın iadesi istemine ilişkindir.
İstinaf incelemesi; Kamu düzenini ilgilendiren konularda resen, diğer yönlerden HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Davalılardan ...'ın İlk Derece Mahkemesi kararına karşı süresinde istinaf başvurusunda bulunmadığı bu sebeple davalı ... hakkında verilen İlk Derece Mahkemesi kararının kesinleştiği anlaşılmakla, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvuran davalı .... Holding A.Ş yönünden istinaf incelemesi yapılmıştır.
7194 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi Anayasa Mahkemesi'nin 18.05.2023 tarih, ... E. ve ... K. sayılı iptal kararı ile Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiği, bu kararın 12/09/2023 tarihli Resmi Gazetede yayınlandığı anlaşılmıştır.
Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 10/07/2023 tarih 2023/2519 Esas 2023/4253 Karar sayılı ilamında "....4. Bir hakkın belli bir süre içinde ileri sürülememesi sebebiyle dava yoluyla elde edilebilme imkanının kalmaması veya kanunda öngörülen sürenin geçmesi sonucu bir hakkın kullanılmasının mümkün olmaması zamanaşımı kurumunu ifade etmektedir (Türk Hukuk Kurumu: Türk Hukuk Lügatı, C. I, Ankara 2021, s. 1244).
Zamanaşımı, borçluya borcunu ödememe imkanını veren ayrıca alacaklıyı alacağını zamanında istemeye teşvik eden bir kurumdur. Başka bir deyişle zamanaşımı kurumu hukuki güvenlik ilkesinin bir sonucu olarak alacaklıyı alacağını zamanında ileri sürmeye zorlamaktadır. Zira alacaklının alacağını kanunda öngörülen süre içerisinde ileri sürmeyip hareketsiz kalması, alacağın tahsili için ciddi bir iradeye sahip olunmadığı hususunda borçluda bir güven uyandırır.
818 sayılı Kanun, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış, 6098 sayılı Kanun ise 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası.
“Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. Buna göre 818 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Haksız fiilden doğan tazminat davasının tabi olduğu zamanaşımı süreleri ve başlangıçları 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde genel zamanaşımı hükümlerinden ayrı olarak düzenlenmiştir. Zamanaşımı sürelerinin ve başlangıçlarının düzenlendiği 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ilk iki fıkrası.
“Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.
Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” şeklinde düzenleme içermektedir.
Görüldüğü üzere 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde haksız fiillerle ilgili olarak üç farklı zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bunlardan ilki zarar görenin zararı ve faili (sorumlu kişiyi) öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık zamanaşımı süresidir. Bir yıllık sürenin işlemeye başlaması açısından “öğrenme” ölçütü esas alınmış, bu ölçüt hem zarar hem de fail açısından aranmıştır.
Bu nedenle bir yıllık zamanaşımı süresi bu iki husustan hangisi daha sonra öğrenilmişse o hususun öğrenilme tarihinden itibaren işlemeye başlar. Başka bir deyişle bu iki hususun birlikte gerçekleşmesi gerekmekte olup sadece birinin öğrenilmesi zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli olmamaktadır.
Bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı öğrenme gibi subjektif bir ölçüte bağlı olduğundan, bu süre öğreti ve uygulamada “nispi zamanaşımı süresi” olarak adlandırılmaktadır. Öte yandan bir yıllık sürenin başlaması bakımından zararın öğrenilmiş sayılması için zararın varlığını, niteliğini ve temel unsurlarını belirleyecek bilgilerin dava açacak derecede öğrenilmiş olması yeterlidir.
818 sayılı Kanun'un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden ikincisi ise bir yıllık nispi zamanaşımı süresini, herhalde zarar verici fiilin gerçekleştiği (vuku bulduğu) tarihten itibaren on yıl ile sınırlandıran on yıllık zamanaşımı süresidir. On yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı objektif nitelikte olan zarar verici fiilin gerçekleştiği tarihtir. Bununla birlikte eğer zarar verici fiil süregelen bir nitelik taşıyorsa on yıllık zamanaşımı süresinin de fiilin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlaması gerekir.
818 sayılı Kanun'un 60 ncı maddesi ile öngörülen zamanaşımı sürelerinden bir diğeri ise ceza davası zamanaşımı süresidir. Buna göre cezayı gerektiren haksız fiiller bakımından ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse tazminat talepleri için de bu zamanaşımının uygulanması gerekmektedir.
Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması ve cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca haksız fiilin faili hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması gerekli değildir. ceza davası zamanaşımı süresinin başlangıcı 818 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, ceza kanunu hükümlerine göre belirlenir.
Buna göre ceza davası zamanaşımının uygulandığı durumlarda zamanaşımı süresi, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren değil, suç teşkil eden fiilin işlendiği (veya fiilin tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.
Anlatılanlar çerçevesinde; davalıların eylemlerinin haksız fiil niteliğinde olduğu, davalı .... Holding A.Ş'nin süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunduğu, davacının, 03/01/2005 tarihinde şirkete para yatırdığı buna karşın eldeki davanın 11/07/2018 tarihinde zamanaşımı süreleri geçtikten sonra açıldığı, bu nedenle davalı ....
Holding A.Ş. hakkındaki davanın zamanaşımı süresinin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından davalı .... Holding A.Ş.'nin istinaf başvuru talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının ....
Holding A.Ş. yönünden kaldırılmasına, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince; bu davalı yönünden açılan davanın zamanaşımı süresinin geçmiş olması nedeniyle reddine, davalı ... ile ilgili ilk derece mahkemesince verilen karar kesinleşmiş olduğundan bu davalıya yönelik açılan dava ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına ilişkin yeniden hüküm kurulması gerektiği sonuç ve kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/637, K. 2023/2281, 20 Kasım 2023 tarihli karar · Kaynak: UYAP Emsal Karar Arama