İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Yargıtay Kararları
  3. /1. Hukuk Dairesi

YARGITAY · 1. HUKUK DAİRESİ

İçtihat Metni

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2008/3229 K.2008/7906

Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;

Esas2008/3229Karar2008/7906Tarih24 Haziran 2008Okuma9 dk · 1.742 kelime

KÜNYE

1. Hukuk Dairesi 2008/3229 E., 2008/7906 K.

Mercii
Yargıtay
Karar tarihi
24 Haziran 2008
Mahkemesi
TOSYA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Tarihi
11/10/2007
Numarası
2003/20-2007/249
Karar metni, Yargıtay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

1.742 kelime·9 dk okuma

Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;

Davacılar (birleşen dosya davalıları); "davalıdan alacakları 170.000 Alman Markı ve karşılığında ödeyecekleri 52.000 Alman Markı faizin taksitler halinde ödenmesi ve teminat olarak da, davacı M.'in 4125 parsel sayılı taşınmazı üzerinde davalı lehine 2.derece ipotek tesisi" konusunda taraflar arasında düzenlenen 2.11.1998 tarihli protokol gereğince davalıya toplam 222.000 Alman Markı bedelli 32 adet bono imzalayarak verdiklerinı;

taşınmazda ipotek tesisi için başvurduklarında davalının ipotek yerine borcun teminatı olarak taşınmazın temlikini talep etmesi sonucu, davacı M...'in müzayaka halinde olup, 4125 parsel sayılı üzerinde fabrikası olan taşınmazını davalıya 4.11.1998 tarihinde ve satış suretiyle devretmek zorunda kaldığını; yapılan işlemin Borçlar Kanununun 20 ve 21. maddeleri gereğince geçersiz olduğunu, geçerli olsa bile inanca dayalı temlik olup, borçlarını ödediklerini ileri sürerek;

taşınmazın ve üzerine kurulu fabrikanın tüm müştemilatları ile birlikte davacı M..aidiyetinin tespiti ile tapu iptali ve bono bedellerinin tahsilini istemişler, birleşen davanın reddini savunmuşlardır.

Davalı (birleşen dosya davacısı); çekişme konusu taşınmazı davacı M.ten 170.000 Alman Markı bedelle satın aldığını, protokolde belirtilen 52.000 Alman Markının faize ilişkin olmayıp, fabrikanın 26 aylık süre ile aylık 2.000 Alman Markı kira alacağı olduğunu, inanç sözleşmesinin yazılı delille ispatı gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuş, birleşen davasında, 4125 parsel sayılı taşınmazına elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğinde bulunmuştur.

Mahkemece, inanç sözleşmesine ilişkin iddiaların yazılı delille ispatlanamadığı, davalı karşı davacı H..'ın, 2.11.1998 tarihli protokol uyarınca düzenlenen senetlerden dolayı alacağının bulunmadığı, çekişmeli taşınmazı halen davacılar (karşı davalılar)'ın haklı ve geçerli neden olmaksızın kullandıkları gerekçesiyle, davanın ve karşı davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Karar, davacılar (birleşen davalılar) vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 24.6.2008 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili Avukat Ü.T. ile temyiz edilen vekili Avukat M.E.B.. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi .tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

Dava, inançlı işlem (teminat mukabili temlik) hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, menfi tespit, bono iptali, olmazsa bono bedellerinin tahsili, birleşen dava ve çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.

Mahkemece; asıl davada, bonolardan dolayı borçlu olmadığının tespiti isteğinin kabulüne sair isteklerin reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacılar M. ve M.'ının baba-oğul oldukları, davalı H.. ile aralarında "protokol" başlıklı düzenlenen belge gereğince de, davacıların davalıdan protokolde belirtilen miktar kadar borç aldıkları, bunun karşılığı olarak davacı M. İ.a ait çekişme konusu taşınmazın sicil kaydı üzerine davalı lehine 2.dereceden ipotek tesis edileceği kararlaştırıldıktan sonra borcun ödeme planına bağlandığı, ayrıca alınan paraya karşılık da davacılar tarafından çekişmeye konu edilen ve ödeme planına bağlanan meblağ ve tarihler itibariyle de bonoların tanzim edilerek davalıya verildiği anlaşılmaktadır.

Davacılar, protokol gereğince ipotek tesisi bakımından Tapu Sicil Müdürlüğü'ne gidildiğini, ne varki, davalı tarafından ipotek tesisinden vazgeçilerek, taşınmazın sicil kaydının teminat olarak kendisine devrinin istenildiğini, aksi takdirde anlaşmaya yanaşmayacağını bildirmesi üzerine davacı Mehmet'in çekişmeli taşınmazı satış göstermek suretiyle davalıya intikal ettirdiğini ileri sürerek, eldeki davayı açmışlar ve "protokol" başlıklı belgeyi davalarına dayanak yapmışlardır.

Mahkemece, taraflar arasındaki ilişkinin inançlı işlemden kaynaklandığı kabul edilmekle beraber, davacıların iddialarını 5.2.1947 tarih 20/6 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının öngördüğü belge ile ispatlayamadıkları gerekçesiyle, iptal ve tescil isteğinin reddine karar verilmiştir.

Gerçekten de, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin inançlı işlemden kaynaklandığı açıktır.

Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan , onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.

Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek veya idare olunmak üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar.

Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır.

Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.

Diğer bir bakış açısıyla taşınmazın mülkiyeti inanılana (alacaklıya) geçmiştir. Taşınmazda inanarak satanın (borçlu) mülkiyet hakkı kalmadığı gibi, alıcının bu mülkiyet hakkı üzerinde kurulmuş olan bir rehin hakkından da söz edilemez.

Bu durumda; gayrimenkul rehni bakımından geçerliliği olan M.K.nun 873. maddesinin inanç sözleşmelerine dayalı temlike konu taşınmazlar bakımından uygulama yeri olmadığı da kuşkusuzdur. Nitekim bu düşünce Hukuk Genel kurulunun 23.5.1990 gün ve l990/1-202-315 sayılı kararında da aynen benimsenmiştir.

Bilindiği gibi, inanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. (Borçlar Kanunu mad.81) Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler.

Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler.Buna dair akit hükümleri de Borçlar Kanununun 19 ve 20 maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.

İnanç sözleşmesine ve buna bağlı işlemle alacaklı olan taraf, ödeme günü gelince alacağını elde etmek için dilerse; teminat için temlik edilen şeyi “ ifa uğruna edim “ olarak kendisinde alıkoyabileceği gibi; o şeyi, açık artırma yoluyla veya serbestçe satıp satış bedelinden alma yoluna da başvurabilir. Bu sonuçlar kendine özgü bu akdin tabiatında mevcuttur.

Sözleşme ile öngörülen ifa süresi içerisinde, sırf sözleşmeyi imkansız kılmak amacıyla muvazaalı olarak yapılan temliklerin yasal koruma altında tutulamıyacağı izahtan varestedir. Meri hukuk sistemimizde her hangi bir düzenleme olmamasına karşın;inanç sözleşmelerinin ,yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde uygulama yeri bulan kendine özgü bir müessese olduğu, öğreti ve uygulamada kabul edilegelen bir olgudur.

İnanç sözleşmelerinin tarafları arasında,onların gerçek iradelerini ve akitten amaçladıklarını yansıtması bakımından geçerli olduğu;taraflarına Borçlar Kanunu çerçevesinde nisbi haklarını talep etme olanağını verdiği tartışmasızdır.

Burada üzerinde durulması gereken husus,taşınmaz mallar yada şekle bağlı akitlerde inanç sözleşmelerinin ne gibi hukuki sonuç doğuracağıdır. Diğer bir anlatımla,sözleşmede öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde, taşınmaz mülkiyetinin naklinin sebebini oluşturup oluşturmayacağıdır.

Bilindiği üzere; uygulamada mesele,5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İnançları Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir.

Söz konusu kararda; eski hukuka göre mümkün ve geçerli olan muvazaa ve nam-ı müstear iddialarının, Medeni Kanunun yürürlüğünden sonra taşınmaz mallar hakkında dinlenip dinlenemeyeceği tartışılmıştır.

Anılan kararda; çeşitli sebep ve amaçlarla bir taşınmaz kaydına gerçek malik yerine başka bir nam ve bir sözleşmede akitlerden biri yerine üçüncü bir şahsın gösterilmesinin mümkün olduğu,bu gibi hallerde vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına yaptığı tasarruflarda olduğu gibi hukuki bir durum veya herhangi bir maksatla üçüncü şahıslardan gerçeği gizleme gayesi güdülebileceği, “kötüniyetli ve haksız gizlemeler”dışında,belirtilen olasılıklara göre açılacak bir davanın, gerçekten, ya mevcut bir hakka dayanarak bir el değiştirme veya bir hakkın korunması niteliğini taşıyacağı;

bu durumun da, temsil ve vekalet ilişkisinde ,mülkiyette halefiyet esası olarak kabul edilmiş bir husus olup,halefiyeti düzeltme amacıyla öncelikle mülkiyetin vekile aidiyeti düşünülse bile, temsil hükümlerine aykırı olduğundan bunun korunması ve devamına hükmolunamıyacağı ,zira Borçlar Kanununun “müvekkil vekiline karşı muhtelif borçlarını ifa edince vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına üçüncü şahıstaki alacağı müvekkilin olur” hükmünün bu düşünceyi doğruladığı,

öte yandan gerek taşınır, gerek taşınmaz mallara ilişkin olsun nam-ı müstear hadiselerinde, meselenin bir istihkak ve mülkiyet davası niteliğini geçemeyeceğinden, ne resmi senet, ne de şekil meselesinin bahse konu olamıyacağı,meselenin akitte ve isimde muvazaayı kapsamına alan Borçlar Yasasının 18.maddesi kapsamında düşünülmesinin kanunun amacına uygun düşeceğine, değinildikten sonra sonuçta,nam-ı müstear davalarının dinlenebilir ve yazılı delil ile isbatının mümkün olduğuna,hükmolunmuştur.

İçtihadı Bileştirme kararlarının konularıyla sınırlı,sonuçlarıyla bağlayıcı bulunduğu tartışmasızdır.Nam-ı müstear için düzenleme getiren 1947 tarihli kararın, teminat amacıyla temlike dair inanç sözleşmelerini kapsadığı da kuşkusuzdur.Uygulamada anılan sözleşmeler gerek özü,gerek işleyişi açısından,genelde muvazaa ,özelde ise nam-ı müstear başlıkları altında nitelendirilegelmektedir.

Belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararında da değinildiği üzere;inanç sözleşmeleri bir yandan mülkiyeti nakil borcu doğurması bakımından tarafları bağlayıcı, diğer yandan,mülkiyetin naklinin sebebini teşkil etmesi açısından tasarruf işlemlerini bünyesinde barındıran sözleşmelerdir.Bu durumda koşulların oluşması halinde taşınmaz mülkiyetini nakil özelliğini taşıdığı kabul edilmelidir.

İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların isbatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul,hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hemde taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.

Somut olaya gelince; davacılardan M.in malik olduğu çekişme konusu 4125 parsel sayılı taşınmazın sicil kaydının 4.11.1998 tarihinde ve satış suretiyle davalıya temlik edildiği kayden sabittir.

Öte yandan, taraflar arasında protokol başlıklı belgenin yanı sıra 2.11.1998 tarihinde düzenlenen ve aynı başlığı taşıyan belgede de; " davalı H.T.'un davacı M. İ.'a vereceği 170.000 Alman Markının H..T.. tarafından 15.11.1998 tarihine kadar ödeneceği, buna karşılık da M.. İ..'ın ilk protokolde öngörülen ipoteğin 3.11.1998 tarihinde gerçekleştirileceği; buna karşın davalı tarafından belirtilen tarihe kadar kararlaştırılan meblağın davacıya ödenmemesi halinde ipoteğin geçersiz kalacağı" öngörülmüştür.

Olayın işleyiş tarzı itibariyle mahkemece tarafların gösterdikleri tanıklar dinlenmiş; özellikle temlik işlemi sırasında işlemi gerçekleştirilen Tapu Sicil Müdürlüğü'nün "davalının ipotek tesisine yanaşmadığı ve verilecek borç karşılığı taşınmazın temlik edilmesi gerektiğini öne sürmesi üzerine, davacılar tarafından mecbur kalınarak taşınmazın sicil kaydının davalıya devredildiğini" beyan ettiği ve birbirini teyit eden tanık beyanları karşısında taşınmazın mülkiyetinin devrinin, teminat mukabili temlik olduğu tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşmuş bulunmaktadır.

Somut olayın, bu özelliğine göre, taraflar arasındaki belgenin taşınmazın mülkiyetinin nakli için değil ipotek tesisi için düzenlendiği gözetildiğinde inançlı işlemin belgesi olarak kabulüne olanak yok ise de; HUMK'nun 292. maddesi uyarınca anılan belge ve muhteviyatının yazılı delil başlangıcı olarak kabulü gerekmektedir. Esasen, mahkemece de tanıklar dinlenilmek suretiyle somut olay ortaya konulduğuna göre, çekişmenin çözümü bakımından davalının, davacılara vereceği paranın ödenip ödenmediği, ödenmiş ise, davacılar tarafından davalıya borç karşılığı ödeme yapılıp yapılmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiği tartışmasızdır.

Ne varki, mahkemece bu konuda yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya elverişli olduğu söylenemez.

Hal böyel olunca, kendi edimini ifa etmeyen kimsenin karşı tarafı, edimini ifaya zorlayamayacağı hükmünü içeren Borçlar Kanununun 81.maddesi gözetilmek suretiyle, taraflar arasındaki borç ve alacak ilişkisinin değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

SONUÇ / HÜKÜM

Davacıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.12.2007 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 550.00.-YTL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 24.6.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2008/3229, K. 2008/7906, 24 Haziran 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

Mercii
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2008/3229
Karar No
2008/7906
Tarih
24 Haziran 2008

İlgili Kararlar

  • Yargıtay 16. Hukuk Dairesi E.2008/3232 K.2008/4609
  • Yargıtay 19. Hukuk Dairesi E.2008/3232 K.2008/6568
  • Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E.2008/3232 K.2008/8924
  • Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E.2008/3233 K.2008/8925
  • Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E.2008/3237 K.2008/3776
  • Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E.2008/3238 K.2008/4227

Tüm Arşiv

Yargıtay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.