KÜNYE
1. Hukuk Dairesi 2008/5035 E., 2008/9638 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Eylül 2008
- Mahkemesi
- ÇEŞME ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
- Tarihi
- 28/12/2007
- Numarası
- 2006/193-2007/502
Karar Metni
666 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakanı İ. C.’ın maliki olduğu 654 parsel sayılı taşınmazını mirastan mal kaçırmak amacıyla davalı oğullarına eşit paylarda satış suretiyle muvazaalı temlik ettiğini ileri sürerek, miras payı oranında tapu iptal, tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, iddiaların yersiz olduğunu, bedeli karşılığı taşınmazın satın alındığını bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, temliki işlemin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 23.09.2008 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili Avukat A.O.ile temyiz edilen vekili Avukat H. T.geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacı, miras bırakanının davalılara yapmış olduğu taşınmaz pay temlikinin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
yuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşımaktadır.
Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; miras bırakan İ.C.ın maliki olduğu 654 parsel sayılı taşınmazını 1979 tarihinde 1/2'şer pay olmak üzere davalılar Z.ve M.’e satış suretiyle temlik ettiği ve 1983 tarihinde öldüğü, davanın ise 2006 yılında açıldığı dosya kapsamı ile sabittir.
Hemen belirtilmelidir ki, taşınmazın satış tarihindeki gerçek değeri ile akitte gösterilen değerin aynı miktarda veya birbirine çok yakın olması işlemin muvazaalı olmadığının kabulü için tek sebep olamaz ise de, davalıların işlem tarihinde taşınmazı edinecek şekilde gelirlerinin bulunduğu ve iş güç sahibi oldukları, taşınmazın satış bedelinin ödenmediğine dair miras bırakanın sağlığında bir iddia ileri sürülmediği gibi, ödenmediği ispatlanmışta değildir.
Kaldı ki, bir kimsenin kendisine yapılan temlikin muvazaalı olduğunu bildiği ve ilerde açılacak dava ile elinden alınacağını düşünerek üzerine ekonomik değeri yüksek olan bina yapmasına olanak yoktur. Diğer yandan, miras bırakanın ölüm tarihi (1983) ile dava tarihi arasında (2006) uzunca bir zaman geçmiş ve taşınmaz davalılar tarafından bu süre zarfında çekişmesiz olarak kullanıla gelmiştir.
Anılan bu olgular yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, miras bırakanın yapmış olduğu temliklerin muvazaalı olduğu kabul edilemez.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2008/5035, K. 2008/9638, 23 Eylül 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama