KÜNYE
1. Hukuk Dairesi 2009/12960 E., 2009/13790 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Aralık 2009
- Mahkemesi
- SAMANDAĞ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
- Tarihi
- 20/04/2006
- Numarası
- 2004/354-2006/174
Karar Metni
383 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasındaki davadan dolayı Samandağ Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 20.04.2006 gün ve 354-174 sayılı hükmün onanmasına ilişkin olan 19.02.2009 gün ve 265-2081 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde taraflarca istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, çekişmeli taşınmazın kıyı-kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı iddiasına dayalı tapu iptal ve sicilin kütükten terkini isteğine ilişkin olup mahkemece, davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar Dairece onanmıştır. Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; çekişme konusu taşınmazın kadastro tespitinin 28.2.1937 de kesinleştiği ve davanın 22.6.2004 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar nizalı taşınmazın kıyıda kalan bölümü devletin hüküm ve tasarrufu altında ve kamu malı niteliğinde özel mülkiyete konu olamayacak (Anayasanın 43, 3402 Sayılı kadastro Yasasının 16/C maddesi gereğince ) yerlerden olduğu keşfen saptanmış ise de.
25.2.2009 tarihinde kabul edilip 14.3.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinin 3. Fıkrasına eklenen " bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır" ve 3. Maddesi ile eklenen geçici Maddesinin " bu kanunun 12. maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır" şeklindeki hükmü gözetildiğinde kadastro tespitinin kesinleştiği tarih olan 28.02.1937 ile davanın açıldığı tarih
arasında 3402 Sayılı Yasanın 12. Maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu sabittir.
Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında davanın hak düşürücü süreden dolayı reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Ayrıca yapılan uygulama sonucu alınan bilirkişi raporundan dava konusu taşımazın tamamının kıyıda kaldığı, davacı hazinenin dava açmakta haklı olduğu, ancak sonradan çıkan yasa nedeniyle açtığı davada haksız çıkması karşı tarafı yargılama giderleri ve bu giderlerden sayılacağı Avukatlık ücretinden sorumluluktan kurtarmaz. Öyleyse, 5841 Sayılı Yasa hükümleri ve değinilen hususta gözetilerek bir karar verilmesi için karar bozulmalıdır.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2009/12960, K. 2009/13790, 24 Aralık 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama