İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Yargıtay Kararları
  3. /1. Hukuk Dairesi

YARGITAY · 1. HUKUK DAİRESİ

İçtihat Metni

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2010/2377 K.2010/6062

Taraflar arasında görülen davada;

Esas2010/2377Karar2010/6062Tarih28 Mayıs 2010Okuma7 dk · 1.446 kelime

KÜNYE

1. Hukuk Dairesi 2010/2377 E., 2010/6062 K.

Mercii
Yargıtay
Karar tarihi
28 Mayıs 2010
Mahkemesi
KARTAL 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Tarihi
16/12/2009
Numarası
2007/101-2009/555
Karar metni, Yargıtay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

1.446 kelime·7 dk okuma

Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, dava konusu 2512 ada 2 parsel sayılı taşınmazda bulunan C blok 52 nolu bağımsız bölümün evlilik birliği esnasında davacıya haricen satılmasına karşın kocası H.adına tapuda tescil edildiğini, kocası ve miras bırakanı H.’in de dava konusu bağımsız bölümü mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak davalıya devrettiğini ileri sürerek, dava konusu taşınmazın edinilmiş mal olduğunun tesbitini, muvazaa nedeniyle mal kaçırıldığından tapusunun iptali ile 1 / 2 payının adına tescilini, olmadığı takdirde tenkis isteklerinde bulunmuştur. Dava aile mahkemesine açılmış, muris muvazaası iddiasıyla açılan davaya bakma görevinin asliye hukuk mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek dosya asliye hukuk mahkemesine gönderilmiştir.

Davalı, davalı taşınmazı tapuda bedeli karşılığı satın aldığını alım gücünün bulunduğu belirterek davanın reddini savunmuş, karşı davasında davacının dava konusu eve verdiği zararın tazmini isteğinde bulunmuştur.

Mahkemece, ispat edilemeyen asıl davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacı vekil tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 28.5.2010 Cuma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden asil S.E.ve vekili Avukat ......ile temyiz edilen vekili Avukat ....geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi.... tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

Dava, tapu iptal tescil, karşı dava ittihaz edilen tedbir nedeniyle uğranılan zararın tazmini isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden , çekişme konusu taşınmazın kayden Hayrettin'e ait iken 23.2.2005 tarihinde satış suretiyle davalı Semahattin'e temlik ettiği anlaşılmaktadır.

Davacı taşınmazı davalıya temlik eden H.'in kocası olduğunu esasen taşınmazın kendi teyzesi P.'a ait iken kocası H. ile birlikte yarı yarıya satın almak istediklerini ve bunu gerçekleştirmek için kayınbiraderi olan M.'a teyzesinin vekalet verdiğini ancak taşınmazın tamamının kocası H. adına sicil kaydının oluşturulduğu ve H. tarafından da kendisinden mal kaçırmak amacı ile arkadaşı olan davalıya satış suretiyle taşınmazı temlik ettiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.

Mahkemece, taşınmazın davalıya temlikinin muvazaalı ve mal kaçırma amaçlı olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.

HUMK'nun 76. maddesi hükümüne göre maddi vakıaları (olayları) bildirmek taraflara hukuki nitelemeyi yapmak ve uygulanacak yasal düzenlemeyi belirleyerek tatbik etmek mahkemeye aittir.

İddianın ileri sürülüş biçimi ve dosya kapsamına göre davacının iddiasını iki hukuki sebebe dayandırdığı bunlardan birinin taşınmazın yarı yarıya tescil edilmesi gerekirken tamamının H. üzerine muvazaalı tescili işlemi olduğu, ikincisinin de muris muvazaasına ilişkin olduğudur.

Her ne kadar davanın ilk açıldığı Aile mahkemesince tavsif muris muvazaası olarak benimsenmek suretiyle görevsizlik kararı verilmiş, iddialardan inançlı işleme görevsizlik kararında yer verilmemiş ve yüksek 2. Hukuk Dairesi de kararı bu şekliyle onaylamışsa da bu olgu açıkça bir irade beyanı olmadıkça inançlı işlem iddiasından vazgeçildiği veya isteğin daraltıldığı şeklinde yorumlanamayacağı gibi bu iddianın dinlenilmesine de mani teşkil etmez. Esasen muris muvazaası yanında inançlı işleme dayalı olarak açılan davalarında 4787 Sayılı Yasanın 4. maddesi hükmü gereğince Aile Mahkemelerinin görevi kapsamında bulunmadığı da tartışmasızdır O halde görevsizlik kararında yalnız muris muvazaasına değinilmiş olması neticeye etkili değildir.

Buna göre 07(27) .10.2003 tarihli satıcı davacının teyzesi P.ve H.(H.) ile davacı arasında düzenlenen belgede taşınmazın 1/2'şer paylarla H. ile davacıya satıldığı belirtilmiş ve bu olgu taşınmazın ilk maliki olan P. tarafından tanık sıfatıyla alınan beyanıyla doğrulanmıştır. Buna göre davacının dayandığı ilk sebebin inançlı işlem olduğu sabittir.

Bilindiği üzere, böylesi bir iddianın 05.02.1947 tarih 20/6 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince yazılı belge ile kanıtlanması zorunludur.Dosyaya ibraz edilen 07 (27).10.2003 tarihli belgenin de inançlı işlemin belgesi niteliğinde olduğunda tereddüt yoktur. O halde taşınmazın inançlı işleme dayalı olarak 1/2 payının davacıya ait olması gerektiği kabul edilmelidir. Şayet taşınmaz davalıya temlik edilmeyip de Hayrettin üzerinde olsaydı davanın bu pay yönünden kabul edilmesi gerekeceği açık idi. Ancak taşınmaz 3. kişi durumunda bulunan davalıya temlik edilmiştir. O halde 3. kişi durumundaki davalının ediniminde iyiniyetli olup olmaması önem ifade etmektedir.

Diğer taraftan, H. üzerinde kalacak olan ve ona aidiyeti benimsenen 1/2 payın da temliki sebebiyle H.'in temlikteki iradesinin mal kaçırma amacı ile mi yoksa gerçek niyetinin satış mı olduğu konusunun da ortaya çıkarılmasında zorunluluk bulunmaktadır. Bir başka ifade ile ikinci el konumundaki son kayıt maliki bakımından iyiniyet kuralının bu yönden de geçerli olduğu ve önem arz ettiği tartışmasızdır.

Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları,dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir.

Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.

Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış,iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakta tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış,

aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.

Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin,iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır.Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi,hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve

adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta,şeklen iyi niyetli gözükeni değil,gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması,bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu,iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.

Diğer taraftan;uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.

Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşımaktadır.

Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Netice olarak bu ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde davalı S.'in H.'in yakın arkadaşı olduğu, satış değeri ile gerçek değeri arasında aşırı fark bulunduğu, satış tarihi ile H.'in ölüm tarihi arasında kısa bir süre bulunduğu ve H.in terekesinden satış bedelinin çıkmadığı, esasen davalının kuyumcu olarak ticaretle iştigal ettiği ve taşınmazın ederini bilmesi gereken konumunda bulunduğu dosya kapsamı ile ve tanık ifadeleriyle sabittir.

Öyleyse anılan bu olgular yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde davalının Türk Medeni Kanununun 1024. maddesi delaletiyle 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanabileceği söylenemez.

Hal böyle olunca, taşınmazın 1/2 payının inançlı işlem sebebiyle ve bakiye 1/2 payın da HUMK'nun 74. maddesi hükmü gereğince davadaki istekle bağlı kalınmak ve istek gözetilmek suretiyle davacının (TMK. 506/4 maddesi gereğince) mahfuz "saklı " payı oranında iptal ve tesciline karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.

SONUÇ / HÜKÜM

Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile kararın HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 24.12.2009 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 750.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.5.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2010/2377, K. 2010/6062, 28 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

Mercii
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2010/2377
Karar No
2010/6062
Tarih
28 Mayıs 2010

İlgili Kararlar

  • Yargıtay 5. Hukuk Dairesi E.2010/2378 K.2010/9744
  • Yargıtay 18. Hukuk Dairesi E.2010/2378 K.2010/6989
  • Yargıtay 20. Hukuk Dairesi E.2010/2378 K.2010/5686
  • Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E.2010/2378 K.2010/4655
  • Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E.2010/2379 K.2010/4656
  • Yargıtay 20. Hukuk Dairesi E.2010/2379 K.2010/5685

Tüm Arşiv

Yargıtay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.