KÜNYE
1. Hukuk Dairesi 2010/8484 E., 2010/10372 K.·Mahkemesi :asliye Hukuk Mahkemesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Ekim 2010
- Dava türü
- TAPU İPTALİ VE TESCİL
Karar Metni
362 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, kadastro çalışmaları sırasında miras bırakanları ... adına tespit edilen 768 parsel sayılı taşınmazın tespitine itiraz sonucu Kadastro Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında tespitin yerinde olduğu belirlenmek suretiyle davanın reddine karar verildiğini, ancak kararın hüküm bölümünde gerekçe ile çelişki olacak şekilde miras bırakanları... ile davalılar adına paylı olarak tesciline ifadesinin kullanıldığını, daha sonra hükmün tavzihine ilişkin olarak verilen kararın hükmün icra edildiği gerekçesi ile infaz edilemediğini ileri sürerek, tapu kaydının davalı payları yönünden iptali ile tamamının...mirasçıları adına tesciline karar verilmesini istemişler, yargılama sırasında davalı İsmail hakkındaki davayı başvuruya bırakmışlardır.
Davalı ..., miras bırakanları olan davalı ...'ın dava açılmadan önce vefat ettiğini, Kadastro Mahkemesinin vermiş olduğu kararın kesinleştiğini, tespit tarihinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini bildirip davanın reddini savunmuş, diğer davalılar yanıt vermemişlerdir.
Davanın reddine ilişkin olarak verilen karar, dairece; “somut olayda kesin hükmün varlığından söz etme olanağı yoktur.
Kadastro Mahkemesi tespitlerin doğru olduğunu, davanın reddi gerektiğini gerekçe yaptığı ve 768 sayılı parsel davacıların miras bırakanı Fatma adına tespit edildiği halde gerekçeye aykırı biçimde 768 sayılı parselin davacılar adına tesciline biçiminde hüküm kurulması tamamen maddi hataya dayalıdır ve nitekim mahkemece de bu yanlışlık fark edilerek tavzih kararı verilmiş ancak yukarıda açıklandığı gibi infaz edilememiştir.
Yapılan bir yanlışlığı kesin hüküm kabul ederek hak sahibi olmayan birisini hak sahibi durumunu getirmenin hukuk devletinde toplum vicdanını yaralayacağı açıktır. Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığı gibi, davacılar vekili 5.12.2005 günlü dilekçesi ile davalı İsmail hakkındaki davasını başvuruya bıraktığı halde anılan davalı bakımından HUMK'nun 409.
Maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken değinilen hususun göz ardı edilmesi de isabetsizdir” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozamaya uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2010/8484, K. 2010/10372, 14 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama