KÜNYE
1. Hukuk Dairesi 2011/8323 E., 2011/10875 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Ekim 2011
- Mahkemesi
- KARAMÜRSEL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
- Tarihi
- 01/12/2010
- Numarası
- 2010/460-2010/575
Karar Metni
346 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasındaki davadan dolayı Karamürsel Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 01.12.2010 gün ve 2010/460 esas, 2010/575 karar sayılı hükmün bozulmasına ilişkin olan 07.04.2011 gün ve 3420-4086 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davacı vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, tapu iptal ve taşınmazın sicil kaydının kütükten terkini isteğine ilişkin olup, önceden yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen kararın temyizi üzerine, dava tarihinde davacı Hazine haklı olduğundan tüm yargılama giderlerinden ve avukatlık ücretinden davalının sorumlu tutulması gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, bozma ilamına uyulduktan sonra davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmiş, ancak avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulması üzerine;
bu defa 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 Sayılı Yasanın 16. maddesiyle 3402 Sayılı Yasanın 36. maddesi hükmüne bazı ilaveler getiren 36/A maddesi hükmüne göre kadastro işlemleri sebebiyle açılan davalar nedeniyle avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulup tutulamayacağı hususunun değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulduğu görülmektedir.
Gerçekten de işin esası bakımından 5841 Sayılı Yasanın yürürlüğü döneminde davanın hak düşürücü süreden reddedilmiş olması doğrudur. Ancak anılan yasa Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarih 2009/31 E. 2011/77 K. sayılı kararı ile iptal edilmiş ve 23.07.2011 tarihinde resmi gazetede yayımlanarak iptal hükmü yürürlüğe girmiştir.
Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 5841 sayılı Yasa hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün, verildiği tarih itibarıyla doğru olduğu düşünülse de, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra meydana gelen değişiklik karşısında doğru olduğu söylenemez.
Buna göre, işin esasının 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı birleştirme Kararına göre belirlenen veya belirlenecek olan kıyı kenar çizgisine göre çözüme kavuşturulacağı açıktır.
Bunun yanında, davanın tamamen veya kısmen kabulü halinde de 19.1.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasa hükümlerinin gözetileceği de izahtan varestedir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2011/8323, K. 2011/10875, 26 Ekim 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama