KÜNYE
1. Hukuk Dairesi 2013/10878 E., 2013/15343 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Kasım 2013
- Mahkemesi
- HINIS ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
- Tarihi
- 20/03/2013
- Numarası
- 2012/119-2013/40
Karar Metni
605 kelime·3 dk okuma
Yanlar arasında görülen tapu iptal ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava; tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece; yazılı delille kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının kayden maliki bulunduğu 193, 379, 632, 633 parsel sayılı taşınmazlarını, oğlu olan davalı A. A.'a satış yoluyla temlik ettiği, anılan kişinin taşınmazlardan 193 parsel sayılı taşınmazı 10/01/2011 tarihinde İ.Ö.'e, onun da 29/03/2012 'de diğer davalı R. A.'a aktardığı anlaşılmaktadır.
Davacı dava dilekçesinde.
81 yaşında olduğunu, sağlığında taşınmazlarını oğulları arasında paylaştırmak istediğini, aralarında anlaşmazlık çıkınca aralarında çekişmeli taşınmazın da bulunduğu 4 parça taşınmazını çocuklarının bilgi ve rızası ile büyük oğlu A.A.'a tapuda satış gibi göstermek suretiyle temlik ettiğini, gerçekte beldesiz devir yaptığını, daha sonra dava konusu 193 parsel sayılı taşınmazın payları oranında oğulları adına tescilini sağlamak üzere köy imamına vekalet vermesinin istenildiğini ancak taşınmazın yüzölçümü itibariyle paylı temlikinin mümkün olmadığının öğrenilmesi üzerine oğulları arasında anlaşma sağlanıncaya dek ara malik İ.
Ö.'e temlikinin sağlandığını, anılan kişinin bilgi ve rızası dışında oğlu olan diğer davalı R. A.'a tapuda satış gibi göstermek suretiyle gerçekte bedelsiz devrettiğini, bu muvazaalı temliki son kayıt malikinin kendisi ve çocukları aleyhine fuzuli işgal iddiasıyla yaptığı idari başvurular üzerine öğrendiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden; davada taraf muvazaası hukuksal nedenine dayanıldığı tartışmasızdır.
Bilindiği ve 05/02/1947 tarih, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere bu tür iddiaların yazılı belge ile kanıtlanması gerekeceği tartışmasızdır.
Davacı eldeki davada 05/02/1947 tarih, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararları gereğince yazılı delil ibraz edememiş ise de ilk el konumunda bulunan davalı A.A.yargılama sırasında dinlenmiş, "..temlikin muvazaalı olduğunu, tapuda satış gibi göstermek suretiyle bedelsiz devir yapıldığını, babaları adına kayıtlı taşınmazların erkek çocukları arasında paylaşımı konusunda anlaşma sağlanıncaya dek taşınmazın kendisine geçici olarak verildiğini " beyan ederek davacı iddialarının doğruluğunu teyit etmiştir.
Öte yandan taşınmazı ilk el A..'den temellük eden davalı ara malik İ.Ö. birleşen 2012/243 Esas sayılı dava dosyasında duruşmada "...R. A.taşınmazı satın almak istedi ancak satış bedelinin tamamını ödeyemeyince taşınmaz bana devredildi, yaklaşık bir yıl süre ile adıma kayıtlı kaldı. Bedelin ödendiğinin bildirilmesi üzerine taşınmazı R.
A.'a devrettim. " şekilde beyanda bulunmuş olup, bu beyandan temlikler sırasında para alışverişi olmadığı, taşınmazın bedelsiz olarak devredildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda ilk el konumundaki ve inançlı işlemin tarafı olan Abdulkadir Akyol'un kabulü ile ara malik İ. Ö.'in tevil yollu ikrarı ile taraf muvazaası iddiasının kanıtlandığı kabul edilmelidir.
Açıklanan bu olgu karşısında; ikinci el konumundaki R.A.'un iyiniyetli olup- olmadığı hususunun araştırılması gerektiğinde kuşku yoktur. Dosya kapsamı bu açıdan değerlendirildiğinde ise; taşınmazı temellük eden ilk el konumundaki davalı A.. A.. ile ikinci el konumundaki son kayıt maliki davalı R. A.'un kardeş, davacının ise anılan davalıların babası olduğu, taşınmaz temlik edilirken davalı R. A.'un durumu bilen ve bilecek durumda olduğu sabittir. Bu durumda iyiniyetli olmadığı, başka bir ifade ile TMK’nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı kuşkusuzdur.
Öteyandan; son kayıt maliki olan R.A.ile davacının baba-oğul olduğu, bilen ve bilebilecek konumda bulunduğuna göre davalı tarafa yemin teklifinde bulunulması doğru olmadığı gibi davacının yemin deliline başvurmasına ve yeminin davalı tarafça eda edilmesine hukuki bir sonuç bağlanamayacağı da açıktır.
Hal böyle olunca; yukarıda değinilen ilke ve saptanan olgular karşısında davanın KABULÜ gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2013/10878, K. 2013/15343, 7 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama