KÜNYE
1. Hukuk Dairesi 2016/4187 E., 2016/4130 K.·Mahkemesi :asliye Hukuk Mahkemesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Nisan 2016
Karar Metni
282 kelime·1 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen iptal ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tecil isteğine ilişkindir. Mahkemece, hak düşürücü sürenin geçirildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, tereke miras bırakanın ölümü ile intikal edeceğinden ve terekenin açılmasıyla mirasçılar tereke üzerinde hak sahibi olacaklarından, bu tür isteklerde dava hakkı murisin ölümüyle ortaya çıkar. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi hükmünde öngörülen hak düşürücü sürenin uygulanmasında da murisin ölüm tarihi büyük önem taşır.
Anılan yasal düzenlemede, kadastro tespit tutanağında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemeyeceği ve dava açılamayacağı hükme bağlanmıştır. Başka bir ifadeyle, dayanılan hakkın kadastro tespit tutanağının tanzim tarihinden önce doğması halinde anılan sürenin uygulama imkanına kavuşacağı açıktır.
Tutanağın tanziminden sonra doğan haklara ilişkin açılan davalarda hak düşürücü sürenin uygulama yeri yoktur.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, miras bırakanın kadastro tespitinden sonra öldüğü, bu durumda 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü süreden ötürü davanın reddedilemiyeceği anlaşılmaktadır.
Ne var ki, dava konusu taşınmaz kadastro tespitinde senetsizden zilyetliğe dayalı olarak tespit ve tescil edildiğine göre; somut olayda 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın uygulama yeri bulunmadığı açıktır.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2016/4187, K. 2016/4130, 5 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama