KÜNYE
1. Hukuk Dairesi 2024/5905 E., 2025/5156 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Kasım 2025
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2020/109 E., 2024/196 K.
Karar Metni
1.696 kelime·8 dk okuma·8 bölüm
Mahkemece, bozmaya uyularak verilen karar asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekili, katılma yoluyla davalılar ..., ... ve ... vekili ve yine katılma yoluyla davalılar ..., ..., ..., ... ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Asıl davada davacılar; davalı ...’i ...
1. Noterliğinin 27.11.2008 tarih ve 30674- ... yevmiye nolu vekaletnameleri ile maliki oldukları dava konusu 17 53... sayılı parseldeki 8. Blok 1 ve 2 ile 9. Blok 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerin satışı konusunda vekil tayin ettiklerini, davalı ...’in uzun süre taşınmazların satılamadığını söylediğini, ancak verilen yetki ile anılan bağımsız bölümleri diğer davalı ... ...’e sattığını, ... ...’in de çekişmeli bağımsız bölümleri davalı ...’in eşi ve kızları olan diğer davalılar ..., ... ve ...'ye devrettiğini, bu devirlerin bilgisi ve rızası dışında yapıldığını, herhangi bir bedel ödenmediğini,
vekalet görevinin kötüye kullanıldığını ve devam eden temliklerin de muvazaalı olduğunu ileri sürerek dava konusu dört adet bağımsız bölümün tapu kayıtlarının iptalini, mümkün olmazsa tespit edilecek bedelin davalılardan tahsilini istemişlerdir.
Birleştirilen Kuşadası 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/161 Esas sayılı dosyasında davacılar; çekişme konusu bağımsız bölümlerin dava açıldıktan sonra kötüniyetli olarak davalılar ..., ... ve ...’e devir edildiğini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptalini, olmadığı takdirde bedele hükmedilmesini istemişlerdir.
Birleştirilen Kuşadası 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/271 Esas sayılı dosyasında davacılar, asıl davada sehven unuttuklarını belirterek bozma ilamı gereğince tescil isteminde bulunmuşlardır.
II. CEVAP
Davalı ...; davacıların kendisine olan borçlarına karşılık dava konusu bağımsız bölümlerin satışı konusunda vekaletname verdiklerini, vekil sıfatıyla diğer davalı ... ...’e taşınmazları sattığını, 330.000,00 TL’yi davacıların borçlarından mahsup ettiğini, ilk günden beri davacıların satıştan haberdar olduğunu bildirip davanın reddini savunmuştur.
Davalılar ..., ... ve ...; iddiaların haksız ve yersiz olduğunu, iyiniyetli 3. kişi olduklarını, kazanımlarının korunması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Davalı ..., dava konusu 9. Blok 1 ve 2 nolu bağımsız bölümleri dava dışı ...’tan (vekili Kadir aracılığıyla) satın aldığını, satış bedelini banka kanalıyla ödediğini, iyiniyetli 3. kişi durumunda bulunup iddialardan haberdar olmadığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı ...; diğer davalıları ve taşınmazı satın aldığı kişileri öncesinde tanımadığını, iddia edilen olaylar ile ilgisi bulunmadığını, tapu kaydına güvenerek ve iyiniyetli olarak bedeli karşılığında çekişmeli taşınmazı satın aldığını bildirip davanın reddini savunmuştur. Davalı ..., davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 16.09.2015 tarihli ve 2012/355 Esas, 2015/388 Karar sayılı kararı ile; vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairenin 04.04.2019 tarihli ve 2016/4101 Esas, 2019/2444 Karar sayılı kararı ile araştırma ve usul eksikliğinden karar bozulmuş, Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
tüm dosya kapsamı itibariyle davalılar ..., ... ve ...'den sonraki maliklerin 4721 sayılı TMK’nın 1023. maddesi koruyuculuğundan yararlanabilecekleri kanaatinin oluştuğu gerekçesiyle asıl ve birleştirilen dosyalar bakımından tapu iptali ve tescil taleplerinin reddine, terditli tazminat talebi yönünden ise davacıların iradesine aykırı hareket ederek vekalet görevini kötüye kullandığı tespit edilen davalı ...'in eşi ... hariç diğer mirasçılar tarafından miras reddedildiğinden,
taleple bağlı kalınarak 400.000,00 TL'nin davalı ...'den tahsiline, mirası reddeden ve tapu maliki olmayan mirasçılar yönünden ise pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesi ile; dava dilekçesinde ve aşamalarda ileri sürdüğü iddialarını yineleyip yargılama esnasında davalılarca gerçek olmayan alacak-borç ilişkilerinin ileri sürüldüğünü ve bunların hiçbirinin ispatlanamadığını, buna rağmen Yerel Mahkemece bu beyan ve savunmalara itibar edilerek hüküm kurulmasının doğru olmadığını, dosyada var olan davalılar aleyhine birçok delilin görmezden gelindiğini, Yerel Mahkemece bozma ilamının gereklerine uyulmadığını, davalı ... ailesinin diğer davalılara yapmış olduğu sözde ikinci satıştan sonra gayrimenkullerde oturmaya devam ettiklerini,
sözde göstermelik açılan tahliye davası ile halen tahliyenin gerçekleşmediğini, satış bedellerinin resmi olarak ödenmediğini, elden ödendiğinin iddia edildiğini ancak ispatlanamadığını, taşınmazın gerçek değerleri ile tapuda gösterilen değerler arasında fahiş fark bulunduğunu, taşınmazlar üzerindeki ihtiyati tedbirlere rağmen yapılan satış işlemlerinin açıkça muvazaalı olduğunu, dava konusu taşınmazları ilk satın alan davalı ... ...'un sorumlu tutulmamasının doğru olmadığını, tapu iptali ve tescil taleplerinin reddine yönelik kararın usul ve yasalara aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalılar ...; ... ve ... vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesi ile; terditli tazminat talebi yönünden verilen kabul kararının doğru olmadığını, davacıların müvekkillerinin murisi olan davalı ...'e usulüne uygun şekilde düzenlenmiş vekaletnameler verdiklerini, müvekkillerinin mirasbırakanı ile davacılar arasındaki alacak-borç ilişkisi çerçevesinde satışların gerçekleştiğini, bu alacak borç ilişkisinin tanık beyanları ile ispatlandığını, vekalet görevinin kötüye kullanılmasının söz konusu olmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalılar ..., ..., ..., ..., ... (davalı ... ... mirasçıları) vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde; açılan davada müvekkilleri açısından davanın reddine karar verilmesine rağmen lehlerine vekalet ücretine hükmedilmemesinin doğru olmadığını belirterek kararın bu yönden bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Asıl ve birleştirilen davalar, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacılar ... ve ...’ın ...
1. Noterliğinin 27.11.2008 tarih ve 30674- ... yevmiye nolu vekaletnameleri ile 17 53... parsel sayılı taşınmazdaki 8. Blok 1 ve 2 ile 9. Blok 1 ve 2 nolu bağımsız bölümlerini dilediği kişi ya da kişilere dilediği bedel ve şartlarda satması ve gerekli işlemleri yapması için davalı ...’i vekil tayin ettikleri, davalı ...’in anılan bağımsız bölümleri 03.12.2008 tarihinde davalı ...’a temlik ettiği, davalı ... ...’in 23.03.2012 tarihinde 8. Blok 1 nolu bağımsız bölümü davalı ...’e, 8. Blok 2 nolu bağımsız bölümü ...’e.
19.03.2012 tarihinde 9. Blok 1 ve 2 nolu bağımsız bölümleri davalı ... ...’e satış suretiyle devir ettiği, davalı ...’ın 8. Blok 2 nolu bağımsız bölümü 02.08.2012 tarihinde birleştirilen davanın davalısı ...’e, davalı ...’ın 8. Blok 1 nolu bağımsız bölümü asıl dava açıldıktan 3 gün sonra yani 13.09.2012 tarihinde birleştirilen davanın davalısı ...’ya, davalı ...’in 9. Blok 1 ve 2 nolu bağımsız bölümleri dava açıldıktan 3 gün sonra 13.09.2012 tarihinde dava dışı ...’a, ...’in de anılan bağımsız bölümleri 06.03.2013 tarihinde birleştirilen davanın davalısı ...’e satış yoluyla temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 433/2. maddesi gereğince katılma yoluyla temyiz süresi 10 gündür. Somut olayda; davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin 30.10.2024 tarihinde davalı ... ... mirasçıları ... vd. vekiline tebliğ edildiği, adı geçenler vekili tarafından ise süresinden sonra 12.11.2024 tarihinde katılma yoluyla temyiz dilekçesinin sunulduğu anlaşılmakla adı geçen davalılar vekilinin temyiz dilekçesinin süreden reddine karar vermek gerekmiştir.
Bilindiği üzere; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onu vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
TBK’da sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekaletin kapsamı sözleşmede açıkça gösterilmemişse görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK'nın 504/1).
Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur.
Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan; vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet veren arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ancak üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış, daima mahkum edilmiştir. Nitekim, uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; bozma kararında da belirtildiği üzere, davalılar ... ve ... ...’in el ve işbirliği içerisinde davacıları zararlandırma kastı ile hareket ettikleri, davalı ...’in sadakat ve özen görevini ihlal edip davacıların iradesine aykırı hareket ederek vekalet görevini kötüye kullandığı,
... ...'ten sonra taşınmazları edinen davalılar ..., ... ve ...'in davalı vekil ...'in eşi ve kızları olduğundan TMK'nın 1023. maddesi gereğince edinimlerinde iyiniyetli olduklarından söz edilemeyeceği, adı geçen davalılardan sonra çekişmeli taşınmazları edinen diğer davalılar yönünden yapılan değerlendirmede ise temliklerin birbirine yakın tarihlerde gerçekleştirildiği, bedeller arasında fahiş fark bulunduğu,
davalıların dava konusu taşınmazların gerçek bedellerini ödedikleri hususunu ispatlayamadıkları, bu yönde davalı ... tarafından sunulan ödeme belgesi ve dekontlara göre taşınmazların bedeli olarak ödendiği iddia edilen bedellerin dava dışı ...
Tarım Hayvancılık Ltd.Şti. hesabına gönderildiği, davalı ... tarafından sunulan dekontta ise 51.000,00 TL bedelin ...'e "05.10.2012 vadeli senet istirdadı mukabilinde " açıklaması ile gönderildiği, tüm davalıların el ve işbirliği halinde hareket etmek suretiyle davacıları zararlandıkları açıktır.
Hal böyle olunca; asıl ve birleştirilen davalarda davacıların tapu iptali ve tescil talebi yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Davalılar ..., ..., ..., ... ve ... vekilinin katılma yoluyla temyiz dilekçesinin süreden REDDİNE,
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/5905, K. 2025/5156, 19 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama