KÜNYE
1. Hukuk Dairesi 2024/908 E., 2025/5357 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Kasım 2025
- Mahkemesi
- Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/1545 E., 2022/606 K.
- İlk derece mahkemesi
- ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2016/399 E., 2017/985 K.
Karar Metni
1.793 kelime·9 dk okuma·9 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle ve davalı ... vekilinin temyize cevap dilekçesinde duruşma talebinde bulunduğu görülmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 25.11.2025 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz edilen davalı ... vekili Avukat ... ... geldi, davetiye tebliğine rağmen başka gelen olmadı. Gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin davalılardan ... ve ... ile birlikte muris ...'ın mirasçısı olduğunu, murisin, oğlu ...'ın baskısından kurtulmak için sahibi bulunduğu 2542 parsel sayılı taşınmazdaki 11/45 hissesini 1999 yılında muvazaalı olarak diğer oğlu ...'a devrettiğini, bu muvazaalı satış işlemi nedeniyle herhangi bir bedel ödenmediğini, murisin ölümünden sonra kardeşler arasında yapılan görüşmelerde 11/45 hisseden 5/45'inin davacıya bırakılacağı, kalan 6/45 hissenin ise diğer kardeşlerin olacağı şeklinde sözlü anlaşmaya varıldığını, davacının da hakkı bulunan taşınmazın satışı için diğer kardeşleri ...'a vekaletname verildiğini,
yetki verenin ifadesine göre verilen satış yetkisi 11/45 oranındaki hissenin 5/45 'inin ...'a devri, 6/45 'inin ise üçüncü şahsa satışı, bu mümkün olmazsa taşınmazın satılarak bedelinden vekil edenin hissesine düşen paranın davacıya verilmesi sözlü şartına bağlandığını, müvekkiline taşınmaz hisseleri satılarak bedelden hakkına düşen miktarın verileceği yolunda bilgi verildiğinde davacının bu satışa şiddetle karşı çıktığını ve anne-babasından kalan bu yerin manevi değeri olduğunu söyleyerek satılmasını istemediğini ve ben gelinceye kadar bekleyin diyerek haber gönderdiğini,
02.02.2016 tarihinde yaşadığı İstanbul'dan ilçeye geldiğinde ise taşınmazın 01.02.2016 tarihinde davalılardan ...'e satıldığını öğrendiğini, yapılan işlemin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile gerçek mirasçılar adına tesciline, olmadığı takdirde tenkisine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili; müvekkilinin hakkında açılan muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasının tarafı olamayacağını, müvekkilinin iyiniyetli olarak taşınmazı satın alan 3. kişi olduğundan husumet yöneltilemeyeceğini, kaldı ki müvekkilinin mirasbırakanın mirasçısı olmadığı gibi herhangi bir akrabalık ilişkisinin de bulunmadığını, davacının iddia ettiği gibi mirasçılar arasında sözlü bir anlaşmanın olup olmadığını davalının bilmediğini, varsa da bu konuların müvekkilini bağlamayacağını, davacı yan ne kadar hissesinin olduğunu müvekkili ...'in bildiğini iddia etmiş ise de iddiasının tamamen yersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili; davacı tarafın dava dilekçesinde müvekkilinin vekalet ilişkisini kötüye kullandığını iddia ettiğini, ancak bu hususta ne davacının ne de diğer mirasçıların herhangi bir savcılık şikayeti veya soruşturma talebi bulunmadığını, davacı taraf dava dilekçesinin ilk sayfasının son paragrafında kendisi de belirttiği üzere anılan taşınmazın davalı ...'e satıldığını iddia ettiğini, dilekçesinin devam kısmında ise satış işleminin muvazaalı olduğuna dair hiçbir iddia veya beyan bulunmadığını, davanın usulden reddi gerektiğini, dava dilekçesinde iddia edilen hususların tamamı vekaletnamenin kötüye kullanılması iddiasına yönelik iken muris muvazaası nedeni ile tapu iptali ve tescil davası açılamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ..., süresinden sonra verdiği cevap dilekçesinde; kök muris babaları ... ...'ın, mülkiyeti anneleri ... ve kendisi ile kardeşleri ... ve ...'a intikal eden ... köyü hudutlarında bulunan 4 ayrı parseldeki hakkı olan hissesini ...'ın kendisine sattığını, bu satıştan sonra yurt dışında yaşadığından aile taksimatında ... köyü hudutlarında bulunan 70 dekar arazinin babası ... ... adına kayıtlı iken, ... köyü hudutlarında bulunan ... mevki ve Söğütlüpınar mevkindeki arazilerden feragat ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 18.12.2017 tarihli ve 2016/399 Esas, 2017/985 Karar sayılı kararı ile; davacı tarafın dava dilekçesinde muris ...'ın 1999 yılında dava konusu 2542 parsel sayılı taşınmazdaki 11/45 oranındaki hissesini davalılardan mirasçı ...'a muvazaalı olarak devrettiğini, devrin gerçek bir satış olmadığını, murisin diğer oğlu ve mirasçısı olan davalı ...'ın baskısından kurtulmak için yapılmış olduğunu belirtmişse de dava konusu 2542 parsel sayılı taşınmazın tüm tedavüllerinin, resmi satış evraklarının incelenmesi neticesinde,
davacının dava dilekçesinde belirttiği şekilde 1999 yılında muris ... tarafından taşınmazdaki 11/45 oranındaki hissesinin davalı ...'a devrine ilişkin yapılmış olan resmi satış sözleşmesinin bulunmadığının görüldüğü, bu kapsamda davacının dava dilekçesinde belirttiği şekilde bir devrin olmadığı anlaşıldığından, yapılmamış bir devir hakkında hüküm kurulamayacağı ve taleple bağlılık ilkesi gereği talebin dışında bir karar da verilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 23.01.2020 tarihli ve 2018/1029 Esas, 2020/59 Karar sayılı kararı ile; dosya içeriğinden, dava konusu 2542 parsel sayılı taşınmazın kök muris ... ... adına kayıtlı iken ölümü ile 04.01.1985 tarihinde 1/4 er pay olmak üzere davacı ..., davalılar ... ..., ... ile anneleri muris ... adına intikal ettirildiği, aynı tarihte davacı tarafından payın diğer hissedarlara satışının yapıldığı,
murisin 1/3 payını 07.10.1998 tarihinde ... ...'e sattığı, davalı ...'in ise 4/45 payı uhdesinde tutarak 11/ 45... .02.2016 tarihinde davalı ...'e sattığı, dolayısıyla davalı ...'in dava konusu payı intikal ve davacıdan satın alma sureti ile edindiği, olayda 01.04.19 74... /2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı gibi, tenkisi gerektirecek muris tarafından karşılıksız yapılan devir ve temlikin ispat edilemediği gözetilerek yazılı şekilde karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, kaldı ki davanın rızai taksim veya takas anlaşmasına dayanmadığı,
HMK'nın 357. maddesine göre de "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmanın istinafta dinlenemeyeceği, davalı ...'in istinaf aşamasındaki kabul beyanının muvazaayı ispat edebilecek nitelikte olmadığı, davalı ... hakkında vekalet görevini kötüye kullanmak sebebine dayalı herhangi bir dava açılmadığı gözetilerek davacı vekilinin bu hususa değinen istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, ancak davanın tek başvuru harcı alınarak terditli açıldığı ve sonuçlandırıldığı,
lehlerine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilen davalı ... ve ... her ne kadar kendilerini ayrı ayrı vekillerle temsil ettirmişler ise de ret sebebi ortak olan ve davayı avukatları aracılığı ile takip eden anılan davalılar yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3/2. maddesi uyarınca tek bir avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde her bir davalı için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile Yerel Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına ve vekalet ücretine ilişkin kısmın düzeltilmesi suretiyle davanın reddine karar verilmiş,
anılan karar davacı tarafından temyiz edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince; kararın miktar itibariyle kesinlik sınırının altında kaldığı gerekçesiyle 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca temyiz talebi 12.03.2020 tarihli ek karar ile reddedilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairenin 11.03.2021 tarihli ve 2020/2406 Esas, 2021/1400 Karar sayılı kararı ile; " ... Somut olayda, dava 50.000,00 TL değer gösterilmek suretiyle açılmış, ne var ki, yargılama sırasında dava konusu taşınmazın değeri keşfen saptanmadığı gibi harç da ikmal edilmeden sonuca gidilmiştir.
Hal böyle olunca, çekişmeli taşınmazın başında keşif yapılarak Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca dava değerinin belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir." gerekçesi ile karar bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya içeriğinden, dava konusu 2542 parsel sayılı taşınmazın kök muris ... ... adına kayıtlı iken ölümü ile 04.01.1985 tarihinde 1/4 er pay olmak üzere davacı ..., davalılar ... ..., ... ile anneleri muris ... adına intikal ettirildiği,
aynı tarihte davacı tarafından payın diğer hissedarlara satışının yapıldığı, murisin 1/3 payını 07.10.1998 tarihinde ... ...'e sattığı, davalı ...'in ise 4/45 payı uhdesinde tutarak 11/ 45... .02.2016 tarihinde davalı ...'e sattığı, dolayısıyla davalı ...'in dava konusu payı intikal ve davacıdan satın alma sureti ile edindiği, olayda 01.04.19 74... /2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı gibi tenkisi gerektirecek muris tarafından yapılan karşılıksız devir ve temlikin ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesi ile; davaya konu 11/45 hissenin muris ...'e ait olduğunu kabul etmek gerektiğini, çünkü anne ile oğul arasındaki anlaşmalarda yazılı belge aranmayacağına ilişkin istikrar kazanmış Yargıtay uygulamalarının bulunduğunu, davalılardan ... ...'ın aşamada verdiği dilekçesi ile davayı kabul ettiğini, bu dilekçesinde kayden sahibi bulunduğu dava konusu 11/45 hisseyi 1999 yılında annesi (muris) ...'a sözlü takas anlaşması karşılığında verdiğini, ... ... bulunan parsellerdeki ... hisselerini davaya konu 11/45 hissenin karşılığı olarak trampa yoluyla aldığını belirttiğini, ancak muris ...’ın ...
12 dönüm yerin tapuda devrini verirken üzerine alması gereken 11/45 hisseyi üzerine almadığını ve kendisinin (... ...'ın) üzerinde bıraktığını ve kendisinin sadece kayden malik olduğunu, gerçekte bu hissenin annesi ...’a ait olduğunu beyan ettiğini, ayrıca temyiz dilekçesi ekinde tapu sicil kayıtları sunulan ... tarlaların tapu devir evraklarında, ... ...'ın devraldığı 12 dönüme karşılık 2542 parselde aynı miktarda 12 dönümünü uhdesinde bıraktığının görüldüğünü, hem 2542 parselde 12 dönüm hissenin uhdede bırakılış tarihinin hem de ... hisseyi alış tarihinin 26.08.1999 olması,
yani aynı gün olmasının ve bu tarihten sonra yerin gelirinden ...'ın yararlanmasının anne ile oğul arasındaki takasın varlığını kanıtladığını, murisin takas karşılığı verdiği ... hissesine karşılık üzerine alması gereken davaya konu 11/45 hisseyi almamasının, oğlu ... ...'ın üzerinde bırakmasının, vefatından sonra söz konusu hisseyi bağışlama iradesini açık biçimde ortaya koyduğunu, ... ve babası ... ...'in 2542 parselin tamamını işleyen kişiler olduğunu, 15 yıl boyunca icarı muris ...'a verdiklerini ve bu durumun yerin gerçekte ...'a ait olduğunu bildiklerine yönelik bir karine olduğunu, ayrıca ... ...'la 15 yıl boyunca hiç görüşmedikleri,
onu hiç tanımadıkları hususunun da beyanlarında mevcut olduğunu, tüm bunlara ilave olarak ...'in duruşma tutanaklarında ve davaya cevap dilekçesinde 12 dönümlük yerin 7 dönümünün parasını vekil ...'a ödediğini, 5 dönümün parasını ödemediğini belirttiğini, 12 dönüm yer alırken 5 dönümün parasını ödememesinin de, yani kısmi ödeme yapmasının da yerin ... ...'a ait olmadığını, terekeye ait olduğunu bildiğini gösteren bir olgu olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden.
1930 doğumlu mirasbırakan ...'ın 15.11.2014 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı kızı ... ile davalı oğulları ... ve ... ...'in kaldığı, davalı ...'in mirasçı olmayan üçüncü kişi olduğu, dava konusu 2542 parsel sayılı taşınmaz kök muris ... ... adına kayıtlı iken onun ölümü ile 04.01.1985 tarihinde 1/4'er paylarla mirasçıları olan eşi muris ... ile çocukları olan davacı ve davalılara intikal ettiği, aynı tarihte davacı tarafından kendisine intikal eden payın diğer hissedarlara satışının yapıldığı,
murisin 1/3 payını 07.10.1998 tarihinde ... ...'e sattığı, davalı ...'in ise 4/45 payı uhdesinde tutarak 11/ 45... .02.2016 tarihinde davalı ...'e sattığı dolayısıyla davalı ...'in dava konusu payı intikal ve davacıdan satın alma sureti ile edindiği anlaşılmaktadır.
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/908, K. 2025/5357, 25 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama