KÜNYE
1. Hukuk Dairesi 2025/2430 E., 2025/4015 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Eylül 2025
- Mahkemesi
- Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2024/1647 E., 2025/276 K.
- İlk derece mahkemesi
- Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/457 E., 2024/746 K.
Karar Metni
1.234 kelime·6 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesi ile. Samsun 1. Noterliğinin 08.10.1969 tarih ve ... yevmiye numaralı “Resen Gayrimenkul Satış Vaadi ve Zilyetlik Devir Mukavelesi” ile davalıların murisi ... ...
(Temel) ... ili Merkez ilçesi ... köyü sınırları içinde yer alan taşınmazlardaki hisselerinin tamamını davacı ...’a 3.000,00 TL bedelle satmayı taahhüt etmiş olmasına rağmen murisin söz konusu parsellerdeki hisselerinin tapuda devredilmediğini, hatta edinilen bilgilere göre üçüncü kişilere satış hazırlığına girişildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazlarda davalıların müşterek murisi adına kayıtlı hisselerin iptaliyle davacı adına tesciline, dava sonuna kadar üçüncü kişilere satışın önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir konulmasına, mümkün olmadığı takdirde TMK'nın 1010/1. maddesi uyarınca tasarrufun kısıtlanması şerhi verilmesine,
yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili dosyaya sunmuş olduğu beyan dilekçeleri ile davada dayandıkları hukuki sebebin muvazaaya dayalı tapu iptal-tescil davası olduğunu belirtmiştir.
II. CEVAP
..., ..., ...,... vekili Av. ... cevap dilekçesi ile; davacı tarafın ileri sürdüğü iddiaların gerçeğe aykırı ve mesnetsiz olduğunu, davanın kadastro öncesi nedene dayalı olduğunu ve 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesi uyarınca kadastro tespitinin kesinleşmesinden itibaren on yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş bulunduğunu, bu sürenin kamu düzenine ilişkin olduğunu, davanın reddini gerektirdiğini ayrıca davacının belirtilen taşınmazların zilyedi olmadığı gibi tüm iddialarının zamanaşımına uğramış olduğunu, açılan bu davanın esastan ve usulden reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... vekili Av. ... cevap dilekçesi ile; davacı tarafın iddialarının haksız olduğunu, davanın hak düşürücü süre ve zamanaşımı nedeniyle süresinde açılmadığından reddi gerektiğini, zira ...
1. Noterliğinin 08.10.1969 tarihli satış vaadi ve zilyetlik devrine ilişkin belgesinin hukuken geçerliliğini yitirdiğini, dava konusu taşınmazların zilyetliğinin hiçbir zaman davacıya geçmediğini, İlçe Tarım Müdürlüğü kayıtlarında da davacı adına herhangi bir belge bulunmadığını;
ayrıca taşınmazların bulunduğu bölgede 1993 yılında yapılan ve 2003’te kesinleşen kadastro sonrasında kadastro öncesi nedenlere dayanılarak dava açılmasının artık mümkün olmadığını, bu durumda ihtiyati tedbir talebinin de hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın ve taleplerin reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
..., ..., ... vekili Av. ... cevap dilekçesi ile; davacı tarafın dayandığı 1969 tarihli “Resen Gayrimenkul Satış Vaadi ve Zilyetlik Devir Mukavelesinin” hukuken geçersiz olduğunu, üzerinden 50 yıl geçtiğini ve TBK'nın 146. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, ayrıca dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde 1993 yılında yapılan ve 2003’te kesinleşen kadastrodan sonra kadastro öncesi nedenlere dayanarak dava açılmasının artık mümkün olmadığını, dava konusu taşınmazların zilyetliğinin hiçbir zaman davacıya geçmediği gibi davacı tarafından fiilen kullanılmadığını,
İlçe Tarım Müdürlüğü kayıtlarında da davacı adına herhangi bir belge bulunmadığını, bu nedenle noter evrakının zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Yargılama devam ederken 30/11/2022 tarihli dilekçe ile davacı vekilleri taleplerini ıslah etmiş ve dilekçesi ile. Alibeyli köyü/Yukarı ... ve Kırkanbar mevkilerinde yer alan 1 23... , 1 25... ve 23, 1 29... , 13, 17, 20... ada 4 parsellerde davalıların murisi ... ... (...) adına kayıtlı tüm hisselerin 3.000,00 TL bedelle davacı ...’a vaat edildiğini;
kadastro tespitinden önce tarafların murisleri adına kayıt ve elbirliği mülkiyeti nedeniyle müvekkilin hukuken zilyet sayıldığını, bu sebeple 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesindeki hak düşürücü sürenin ve TBK'nın 146. maddesindeki zamanaşımının somut olayda uygulanamayacağını, Yargıtay 14. HD’nin 15.10.2019 tarihli 2019/32 Esas, 2019/6624 Karar ilamındaki dürüstlük kuralı (TMK m.2) gereğince zamanaşımı savunmalarının dinlenemeyeceğini, Mahkemenin aksi kanaati ve ifanın imkânsızlığı hâlinde ise ıslah uyarınca terditli talep olarak taşınmazların dava tarihi itibarıyla değeri üzerinden sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre (HGK 29.09.2010,
2010/14-386 E., 2010/427 K.; denkleştirici adalet) şimdilik 730.202,24 TL’nin hak ediş tarihinden itibaren yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasını talep etmişlerdir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 11.07.2024 tarih, 2021/457 Esas, 2024/746 Karar sayılı kararı ile; kadastro tutanağının kesinleşmiş olduğu tarihten itibaren 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle tapu iptali ve tescil davasının reddine, terditli tazminat talebinin kısmen kabulüne, 72.455,94 TL'nin ıslah tarihi olan 30.11.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının davacı ve davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 26.02.2025 tarihli 2024/1647 Esas ve 2025/276 Karar sayılı kararı ile; kadastro tespitinin 1993 yılında kesinleştiği, 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin geçmesinden sonra 2021’de dava açıldığı anlaşıldığından, bu süre dolduktan sonra ne tapu iptal tescil ne de sebepsiz zenginleşmeye dayalı tazminat talebi mümkün olup Mahkemenin tazminat talebini kabul etmesi hukuka aykırı olduğu,
bu nedenle HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca hükmün kaldırılarak düzeltilmesi suretiyle davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş; bu nedenle HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca hükmün kaldırılarak düzeltilmesi suretiyle davanın tümden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesi ile; kararların eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalı olduğunu, zira 08.10.1969 tarihli noter düzenlemesiyle davalıların murisi ... ... (...), .... köyündeki taşınmazlardaki paylarının tamamını müvekkil ...’a 3.000,00 TL bedelle satmayı vaad ettiğini, dosya kapsamındaki tanık beyanlarının sözleşmeyi ve kullanım/zilyetlik olgusunu desteklediğini, davalı tanıklarının ise somut olaya ilişkin bilgi sunamadıklarını, taşınmazların kadastrodan önce de tarafların murisleri adına kayıtlı olup elbirliği mülkiyeti gereği davacının hukuken zilyet olduğunu,
bu nedenle 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesindeki hak düşürücü süre ile TBK'nın 146. maddesindeki zamanaşımı savunmalarının somut olayda uygulanamayacağını ve TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralı gereği dinlenemeyeceğini (Yargıtay 14. HD, 15.10.2019, 2019/32 Esas, 2019/6624 Karar), kaldı ki ifanın imkânsızlığı kabul edilse dahi, davalıların sözleşmeden doğan yükümlülüğü yerine getirmemeleri nedeniyle taşınmazların dava tarihindeki değeri ölçüsünde sebepsiz zenginleştiklerinin açık olduğunu, HGK’nın 29.09.2010 tarih, 2010/14-386 Esas,
2010/427 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere denkleştirici adalet ilkesi uyarınca gerçek ve güncel müspet zararın bilirkişi marifetiyle saptanarak tazminata hükmedilmesi gerektiğini, bu nedenlerle BAM kararının usul ve yasaya aykırılıkları nedeniyle bozulmasını, ayrıca davacı aleyhine hatalı şekilde hükmolunan fazla harç, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin de bu kapsamda kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, kadastro öncesi sebebe dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil, ıslah ile sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tazminat istemine ilişkindir.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Kadastro sonucu; ... ili, .. ilçesi, ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 1 25... parsel (yeni 1 74... parsel), 1 29... parsel, 1 23... parsel ve 1 46... parsel, 1 29... , 17, 20 parsel ve 1 25... (yeni ... Mahallesi 1 25... ) parsel sayılı taşınmazların senetsizden tespit edildiği, kadastro tespitinin itiraz edilmeksizin 31.03.1993 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın ise 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 23.08.2021 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Alınması gereken harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2025/2430, K. 2025/4015, 25 Eylül 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama