KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/10518 E., 2012/18737 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Ekim 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 67-51
Karar Metni
638 kelime·3 dk okuma
Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davacı Kurum ve davalılardan ...Ticaret İthalat İhracat Sanayii Ticaret Limited Şirketi vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
5510 sayılı Yasanın 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesindeki, “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir.” düzenlemesi getirilmiş ise de, söz konusu düzenlemenin anılan kanunda,
yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı gereğince, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26. maddesidir.
Mahkemece kesinleşmediği anlaşılan tazminat dosyasında alınan kusur raporuna istinaden, davalı işverenlerin % 80, kazalının %20 kusurlu olduğu tespit edilerek davanın kabulüne karar verildiği görülmüştür.
Her ne kadar, 506 sayılı Yasanın 26. maddesinde düzenlenmiş bulunan rücu davaları, sigortalının yada hak sahiplerinin alacağından bağımsız, kanundan doğan basit rücu hakkına dayalı olup; sigortalı veya haksahipleri tarafından tazmin sorumluları aleyhine açılan tazminat davalarında alınan kusur tespitine ilişkin bilirkişi raporuyla ulaşılan sonuçlar, rücu davasında bağlayıcı nitelikte bulunmamakta ise de; 506 sayılı Yasanın 26. maddesi çerçevesinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları yönünden ayrıntılı irdeleme içermesi halinde güçlü delil olarak kabul edilebilmektedir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; öncelikle , tazminat dosyasının celbi ile, kesinleşmesini beklendikten sonra, saptanan maddi olgular ile tazminat dosyasındaki deliller ve kusur raporu da gözetilerek, zararlandırıcı sigorta olayının gerçekleşmesinde kusurları bulunanların, kamu düzeni düşüncesi ile oluşturulan işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuat hükümleri gözetilerek, mevcut hükümlere göre alınacak tedbirlerin neler olduğunun ve yine, mevzuat hükümlerince öngörülmemiş, fakat alınması gerekli başkaca bir tedbir varsa, bunların tespiti ile, 506 sayılı Yasanın 26. maddesine uygun olarak denetlemeye elverişli ve çelişkiden uzak kusur oranlarının saptanması gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme karar verilmesi isabetsizdir.
Diğer taraftan, davacı Kurumun, iş kazası sonucu sürekli iş göremez duruma giren sigortalıya bağladığı gelirlerin, olayın meydana gelmesinde kusurları bulunan davalılardan, rücuen tahsili istemi ile açmış olduğu davada, sigortalı tarafından, aynı davalılar aleyhine açılan tazminat davasında, kazalının sürekli iş göremezlik derecesine itiraz üzerine, YSK’dan alınan rapor ile, değişiklik olmadığı belirtilmiş ise de itiraz üzerine Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu raporuna göre %13,2 olarak belirtilmiş, Kurum ise %16 iş göremezlik oranı üzerinden gelir bağlamıştır. Mahkemece, bu oran değişiklikleri dikkate alınmayarak, %16 üzerinden bağlanan gelire göre, ilk peşin değer üzerinden hüküm kurulması isabetsizdir.
Sigortalının iş kazası sonucu malullük durumu, bir başka deyişle çalışma gücünü ne oranda yitirdiği, Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü’nün getirdiği esaslara göre saptanır. Söz konusu saptama, öncelikle, Kurum sağlık tesisleri ve sağlık kurullarınca verilecek raporlarla yapılır. Kurum, başka sağlık kuruluşlarınca verilen raporları kabul etmek zorunda değildir. İtiraz veya raporlar arası çelişki durumunda, 506 sayılı Kanun’un 109’uncu maddesinde belirtilen prosedüre uyularak raporlar arasındaki çelişki giderilmelidir.
Bu durumda, mahkemece yapılacak iş, 506 sayılı Yasanın 109. maddesindeki prosedür gereğince raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp Genel Kurulundan rapor alınarak çelişki giderilmeli, kazalının sürekli iş göremezlik oranı belirlenmeli ve değişiklik olduğu takdirde, bu orana göre ilk peşin değer kurumdan sorularak sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum ve davalılardan ...Ticaret İthalat İhracat Sanayii Ticaret Limited Şirketi vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilerek hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/10518, K. 2012/18737, 12 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama