KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/11427 E., 2012/15654 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Eylül 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
- No
- 94-155
Karar Metni
578 kelime·3 dk okuma
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine,temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, 04.09.2002 ile 13.01.2003 tarihleri arasında kalan hiç bildirim olmayan dönemde ve 13.01.2003 tarihinedn sonraki eksik bildirim olan dönemde sürekli çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.Mahkemece, 13.01.2003 tarihine kadar çalışma iddiası yönünden terditli olarak, sübut bakımından ve 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle, 13.01.2003 tarihinden sonraki dönem bakımından ise, kesintisiz çalıştığı ve eksik bildirim olmadığı kabul edilerek, davanın reddine karar verilmiş ise de; bu kararın, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
Öncelikle, 13.01.2003 sonrası dönem bakımından, davacının bildirimleri kısmi olup, uyuşmazlık bulunduğu halde, bu dönemde sürekli çalıştığı ve eksik bildirim olmadığı kabul edilmiştir.
Diğer taraftan, Mahkemenin hak düşürücü süreye ilişkin gerekçesi, yerinde değildir.
Zira, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre. Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır.
506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir.
Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir.
Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi, yada, çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde. Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.
Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır
Bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında, inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; işe giriş bildirgesi öncesine ait dönem bakımından, şayet, çalışmanın kesintisiz olduğu anlaşılır ise, çalışmanın sona erdiği yılın sonu olan 31.12.2009 tarihinden itibaren 5 yıllık süre içinde açıldığı ve hak düşürücü sürenin geçmediğine karar vermek gerekecektir.
Yukarıda yapılan açıklamalara göre, çalışılan işyerine ait dönem bordroları Kurumdan celbedilmeli, dönem bordrolarında çalışmaları görülen sigortalılar ile çalışmayı bilebilecek durumda olan komşu işyeri sahip ve çalışanların çalışma hakkında bilgi ve görgülerine başvurulmalı, çalışmanın süresi ve kesintili olup olmadığı kesin olarak saptanmalıdır.Diğer taraftan, davalı işveren vekili tarafından sunulan hekim ve sağlık kurulu raporlarında 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında belirtilen tarihlerde, davacının iş göremez olduğu saptanarak istirahatli olduğu anlaşıldığına göre, fiilen çalışılmayan bu günlerin de sigortalı hizmet süresinden dışlanması gerektiği hususu gözönünde bulundurulmalıdır.
Yukarıda açıklanan hukuki ve fiili olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/11427, K. 2012/15654, 20 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama