KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/12111 E., 2012/17090 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Ekim 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 186-247
Karar Metni
797 kelime·4 dk okuma
Dava, ...Tur. Yat. ve Tic. A.Ş.’nin prim borçları nedeniyle gönderilen ödeme emirlerinin iptali ile borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını isteyen davacı vekilinin 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi hükmü uyarınca, duruşma için gerekli tebligat giderlerini vermediği anlaşıldığından, duruşma isteğinin bu nedenle reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Davalı SGK Başkanlığı tarafından, davacı aleyhine dava dışı şirketin borçları nedeniyle 6183 sayılı Kanun uyarınca takipler yapıldığı, 2007/20764 takip dosyasında 2005/11-2006/3. aylar; 2007/20773 takip dosyasında 2003/1, 2005/11-2006/3. aylar; 2007/20774 sayılı takip dosyasında 2003/1, 2005/11-2006/3. aylar prim ile işsizlik sigortası primi asıl ve gecikme zammı alacağı sebebiyle, şirket ortağı ve üst düzey yöneticisi olan davacıya 6183 sayılı Kanunun 58.maddesi kapsamında 01.04.2010 tarihinde ödeme emirleri tebliğ edildiği, tebliğ edilen ödeme emrinin iptalinin yasal süresi içinde açılan bu dava ile istendiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Öncelikle; 6183 sayılı Kanunda, müteselsil borçlulardan birisi aleyhine takibe geçilmiş olması veya ödeme emri tebliğinin yapılması veya zamanaşımını kesen nedenler arasında yer alan, özel kanunlara göre ödenmek üzere başvuruda bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanmış olmasının, diğer borçlular için zamanaşımının kesilmesine neden olacağına ilişkin bir düzenlemenin yer almaması karşısında; zamanaşımının işlemesi, durması ve kesilmesinin de her bir borçlu yönünden ayrı ayrı ele alınmasının gerekir.
506 sayılı Kanunun 80. maddesi hükmünün, 08.12.1993 tarihinde yürürlüğe giren 3917 sayılı Kanunla değiştirilmesinden önceki dönemde; prim alacağı ve gecikme zamları yönünden Kurumun alacağı Borçlar Kanunu 125. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Zamanaşımının başlangıç tarihi ise yine Borçlar Kanununun 128. maddesi gereğince alacağın muaccel olduğu tarihtir ve zamanaşımının kesilmesi ve durdurulmasına ilişkin Borçlar Kanununun madde 132 ve ardından gelen maddeleri de burada aynen geçerlidir.
506 sayılı Kanunun 80. maddesinde 3917 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ile, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 6183 sayılı Kanun m.102 ve devamı maddeleri uyarınca zamanaşımı süresi 5 yıl olup, zamanaşımı süresinin başlangıcı, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yılbaşı olarak belirlenmiştir.
06.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5198 sayılı Kanun ile bu konuda yeniden bir düzenleme yapılmış, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanunun 51. maddesi ile birlikte 102. maddesinin uygulanmayacağı hükme bağlanarak 3917 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 10 yıllık zamanaşımı dönemine geri dönülmüştür.
506 sayılı Kanunun anılan maddesi 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış, konuya ilişkin düzenlemenin yapıldığı 5510 sayılı Kanunun 93/1 fıkrasında, Kurumun prim ve diğer alacaklarının 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, sürenin başlangıcının ödeme süresinin dolduğu tarihi takip eden takvim yılı başı olduğu belirtilmiştir.
Madde de, özel durumlardan doğan prim ve diğer alacaklar yönünden zamanaşımının başlangıç tarihi ayrıca düzenlenmiş, Kurumun prim ve diğer alacaklarının; mahkeme kararı sonucunda doğması halinde ise, mahkeme kararının kesinleşme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doğması halinde, rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden doğması halinde, bu soruşturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiği tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar,
kamu idareleri ile kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden doğması halinde, bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiği tarihten itibaren, zamanaşımı süresinin başlatılması gerekeceği belirtilmiştir.
Konuya ilişkin 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki yasal mevzuatımızda, 506 sayılı Kanunun 80. maddesinde ve 6183 sayılı Kanunda prim ve diğer alacakların doğmasındaki özel durumlara göre zamanaşımı başlangıcı yönünden özel bir düzenlemenin yer almadığı görülmektedir. 5510 sayılı Kanunun 93. maddesi
ile 506 Yasada yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, prim ve diğer alacakların doğmasındaki özel durumlarda zamanaşımının hangi tarihten başlayacağı belirlenmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki; genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı ve zamanaşımına ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunda, geriye yürüyeceğine olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gözetildiğinde, zamanaşımı ile ilgili olarak getirilen düzenlemenin geçmişe etkili olmadığı konusunda kuşku bulunmamaktadır.
Davaya konu somut olay ve yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler gözetildiğinde; 2007/20773 ve 20774 takip dosyalarında takip konusu yapılan 2003 yılı 1. ayına ilişkin prim ve gecikme zammı alacakları için 08.12.1993 tarihinde yürürlüğe giren 3917 sayılı Kanunla getirilen düzenlemenin geçerli olduğu ve 6183 sayılı Kanunun 102. maddesinin olaya uygulanmasının gerektiği, davacı hakkında 6183 sayılı Kanunun 103 ve 104. maddeleri uyarınca zamanaşımını kesen veya durduran bir işlemin gerçekleşmediğinin belirgin olmasına göre, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını izleyen yılbaşından itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilmeksizin, davanın tümden reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/12111, K. 2012/17090, 2 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama