KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/12833 E., 2012/21644 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Kasım 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 2009/626-2011/431
Karar Metni
779 kelime·4 dk okuma
Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki belgeler okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Somut olayda, tatlı imalatı işyerinin 15.12.1997 tarihi itibariyle davacı işveren... adına 506 sayılı Yasa kapsamına alındığını, bu işyerinin 1997/12 ila 1999/7 aylarına ait prim ve ekp borçlarının ödenmemesi sebebiyle 1999/17412 sayılı icra dosyasından düzenlenen 14.12.1999 tarihli, 076652 sayılı ödeme emrinin davacının Kuruma bildirdiği işyeri adresine tebliğ edilemediği, bunun üzerine, ...
Gazetesinin 21.11.2004 tarih ve 8627 sayılı nüshasında ilanen tebligat yapıldığını,mahkemece,davacıya 21/11/2004 günlü ilanen tebligat yapıldığı, tebligatın yapılması ile zamanaşımının kesildiği ve zamanaşımının yeniden işlemeye başladığı, davacıya da 29/09/2009 tarihinde tebligat yapılmış olduğundan zamanaşımı süresinin dolmadığı gerekçesiyle ,ödeme emrinin iptaline gerek bulunmadığından davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
1-6183 Sayılı Yasanın 55 inci Maddesi, "Amme alacağını vadesinde ödeyemeyenlere, 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumu bir "ödeme emri" ile tebliğ olunur.
Ödeme emrinde borcun asıl ve fer´ilerinin mahiyet ve miktarları, nereye ödeneceği, müddetinde ödenmediği veya mal bildiriminde bulunmadığı takdirde borcun cebren tahsil ve borçlunun mal bildiriminde bulununcaya kadar üç ayı geçmemek üzere hapis ile tazyik olunacağı,... bu ödeme emrinde kendisine bildirilir." hükmüyle, ödeme emrinde yer alması gereken unsurları açıkça belirlemiş; aynı Yasanın 58 inci Maddesinde de, " Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan... nezdinde itirazda bulunabilir." düzenlemesiyle, borca itiraz süresi ve nedenlerini öngörmüştür.
Tebligat, tebliğ yapılacak kişiye bilinen en son adresinde yapılır (Tebligat Yasası Md.10). Tebliği alacak kişi bu adreste bulunmamışsa tebliğ memuru bulunabileceği yeri araştırır. Bulamazsa durumu, mahalli köy muhtarlıklarına doğruluğunu onaylatmak suretiyle tesbit eder. (T.Y.m.28) Durum, tebliği çıkaran kuruluşa bildirilir.
İlgili kuruluş, tebligatı alacak kişi memursa ve esnaf ise adreslerini mensubu oldukları teşkilatlardan, avukatların adresini barodan,Adliye Bakanlığından, askerse Askerlik Şubesinden, Savunma Bakanlığından sorarak öğrenmeye çalışır. Tebligat Tüzüğünün 13 üncü maddesine göre yapılan soruşturmaya rağmen ikametgahı, oturduğu yer veya işyeri bulunamamış ise o halde kişinin adresinin meçhul olduğu kabul edilerek ilanen tebliğe karar verilebilir.
Ancak belirtilen soruşturma biçimi sınırlayıcı değildir. nitekim aynı maddenin ikinci fıkrasında bu durum açıklığa kavuşturulmuş, tebligatı çıkaran merciin lüzum görmesi halinde adres soruşturmasını özel kuruluşlardan, dairelerden de yapması gereği ilk cümlede vurgulanmıştır. belirtilen özel ve resmi kuruluşların içinde adres tesbitinin yapılabileceği nüfus, tapu idareleri, belediye, sivil, savunma gibi kuruluşlarda vardır.
İlan kendisine tebligat yapılacak kimsenin öğrenmesini en uygun şekilde ulaşacağı umulan bir gazeteyle yapılır. (Teb.Tüz.M.47/2). Ayrıca varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerdeki yerel gazetelerden birine de ilan verilir. Bundan sonra tebliğ edilecek belgeler bir ay süreyle tebliği çıkaran merciin herkesin kolayca görebileceği bir yerinde (mahkeme divanhanesinde) askıya çıkarılır.
Dosya incelendiğinde, 1999/17412 sayılı icra dosyasından düzenlenen 14.12.1999 tarihli, 076652 sayılı ödeme emrinin ,davacıya 21/11/2004 günlü ilanen tebligat yapıldığı,yukarıda açıklanan mevzuat dikkate alındığında ;söz konusu ilanen tebliğin usulüne uygun olmadığı ve dolayısıyla zamaşımını kesen bir sebep olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
2-506 sayılı Yasanın 80. maddesinde, 3917 sayılı Yasayla yapılan değişiklik uyarınca, Kurumun süresi içerisinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanması gereği öngörülmüş.
3917 sayılı Yasayla yapılan bu değişiklik, aynı Yasanın 8. maddesi hükmüne göre, 08.12.1993 tarihinde yürürlüğe girmiş; daha sonra, 24.06.2004 tarih, 5198 sayılı Yasayla aynı maddede yapılan değişiklik sonucunda, Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Yasanın 102. maddesinin de uygulanma olanağı bulunmadığı düzenlemesi getirilmiş ve düzenleme 06.07.2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu durumda, zamanaşımı süresi bakımından 3917 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 08.12.1993 tarihinden önceki dönemle, 5198 sayılı Yasanın yürürlüğü sonrasına ilişkin prim ve gecikme zamları Yönünden, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun alacak hakkı, Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamaaşımı süresine tabidir.
Giderek, zamanaşımının başlangıç tarihi ise, yine, Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi gereğince alacağın muaccel olduğu tarihtir ve zamanaşımının kesilmesi ve durdurulmasına ilişkin Borçlar Kanunu’nun 132. ve ardından gelen maddeleri de burada aynen geçerlidir.
08.12.1993 tarihinde yürürlüğe giren, 3917 sayılı Yasanın getirdiği düzenlemenin geçerli olduğu döneme ilişkin prim ve gecikme zammı alacakları yönünden ise, 6183 sayılı Yasanın zamanaşımına ilişkin 102. ve ardından gelen maddeleri geçerlidir. Bu yönde 102. madde hükmüne göre zamanaşımı süresi 5 yıl olup, zamanaşımı süresinin başlangıcı ise, alacağın vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden yılbaşıdır.
Mahkemece,dava konusu prim borçlarının 1997/12 ila 1999/7 aylarına ait olduğu ve söz konusu prim borçlarına ilişkin zamanaşımı süresini kesen bir neden bulunmamakla söz konusu sürenin dolduğu anlaşıldığından, yanılgılı değerlendirme sonucu, davanın kabulü yerine , davanın reddi yönünde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/12833, K. 2012/21644, 13 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama