KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/13656 E., 2012/22759 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Kasım 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 389-491
Karar Metni
521 kelime·3 dk okuma
Dava, zararlandırıcı sigorta olayı sonucu yaşamını yitiren sigortalının hak sahiplerine yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle uğranılan zararın, davalılardan teselsül hükümlerine göre rücuan alınması istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılardan ... Seramik Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... ..., ..., ... avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, temyiz yoluna başvuran davalılar vekilinin sair itirazlarının reddi gerekir.
2-) Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26. maddesi olup, iş kazası sonrasında açılan ve gerçek kişi davalıların sanık olarak yargılandığı Uşak Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2009/261 Esas numaralı davası sonucunun belirsiz olduğu, sigortalının hak sahiplerince açılan maddi ve manevi tazminat istemli davada bilirkişilerce düzenlenen raporda kazanın gerçekleşmesinde davalı ...Ş.’nin %37,5, davalı ...Ş.’nin %37,5, dava dışı şirketin %25 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, işbu rücu davasında hazırlanan kusur raporunda da aynı sonuca ulaşıldığı anlaşılmaktadır.
Karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun 53. maddesinde, hukuk mahkemesi hakiminin kusur belirlemesi yaparken ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ve ceza mahkemesinden verilen beraat kararı ile bağlı olmadığı, ceza mahkemesi kararının, kusurun takdiri ve zararın miktarının saptanması hususunda dahi hukuk hakimini bağlamayacağı yönünde düzenleme yapılmasına ve maddede hukuk hakiminin ceza kararında kesinleşen maddi olgularla bağlı olduğuna ilişkin herhangi bir açıklık bulunmamasına karşın, öğreti tarafından ve uygulayıcı konumundaki yargı makamlarınca “maddi olgularla bağlılık” ilkesi benimsenmiştir. Bunun temelinde hiç kuşkusuz mahkemelere güven duygusu vardır.
Bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; öncelikle, anılan ceza davasının sonucu araştırılarak, davalı gerçek kişiler hakkında kesinleşmiş cezalandırma kararı bulunup bulunmadığı,
bir başka anlatımla kazanın meydana gelmesinde bu kişilerin kusurlarının varlığına ilişkin maddi olgunun gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmeli, kesinleşen ceza davasıyla anılanların kusurlu oldukları yönündeki maddi olgu saptanmış ise, bunlara mutlaka kusur yüklenmesi gerektiği dikkate alınarak yeniden ve yöntemince kusur incelemesi yaptırılıp, 506 sayılı Kanunun 26., 4857 sayılı Kanunun 77., İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 vd. maddelerine uygun rapor düzenlenmeli, anılan olgunun söz konusu olmadığı anlaşılırsa işbu davada düzenlenen raporda bu davalılara kusur verilmediği dikkate alınmalı, sonrasında,
dava dilekçesinde yazılı olup isteme konu yapılan gelirlerin peşin değerleri ile yargılama aşamasında sunulan peşin sermaye değeri hesapları tablolarında yazılı değerler arasındaki belirgin çelişki Kurumdan sorularak, gelirlerin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerleri, onay tarihleriyle birlikte kuşku ve duraksamaya yol açılmaksızın açıklıkla saptanmalı, ayrıca, aynı kazada yaşamını yitiren diğer sigortalı Mehmet Uzun’a ilişkin olarak açılıp sonuçlandırılan 2009/390 Esas – 2011/347 Karar numaralı rücu dava dosyasından kanıt olarak yararlanılmalı ve elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, temyiz yoluna başvuran davalılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilerek hüküm bozulmalı, kuşkusuz, bozma sonrası karar oluşturulurken, ilk hükmü temyiz etmeyen davalılar ... A.Ş. ile ... yönünden davacı Kurum yararına oluşan usulü kazanılmış hak olgusu dikkate alınmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/13656, K. 2012/22759, 21 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama