KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/16082 E., 2012/14608 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Eylül 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 1143-543
Karar Metni
530 kelime·3 dk okuma
Dava, 01.10.1980-01.10.1981 tarihleri arasında geçen hizmet süresinin tespiti ile işe giriş tarihinin 01.10.1980 olarak kabulü istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilâmında belirtilen gerekçe ile, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki belgeler okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, 01.10.1980 işe giriş tarihli bildirgeye istinaden davalı şirkete ait işyerinde 01.10.1980-01.10.1981 tarihleri arasında geçen hizmet süresinin tespiti ile işe giriş tarihinin 01.10.1980 olarak kabulünü talep etmiş olup, Mahkemece, dava konusu dönemde işverenliğin yasa kapsamında olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, bu kararın eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
Davanın, yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesi olup, bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Eldeki dava dosyasına konu somut olayda; davalı işveren tarafından davacı adına verilmiş 01.10.1980 başlangıç tarihli işe giriş bildirgesinin düzenlenerek kuruma verildiği, sonraki çalışmaların aynı sicil numarası ile devam ettiği, anılan dönemde bordro tanzim edilmediği, işyerinin dava konusu dönemde yasa kapsamında bulunmadığının anlaşılmış olmasının; davalı tarafından anılan tarih öncesinde faaliyette bulunulup işçi çalıştırmasına engel oluşturmadığı, bu nedenle vergi dairesi ve benzeri kuruluşlardaki kayıtlar getirtilerek, anılan şirketin tescil tarihi ve ortaklarının kimler olduğu,
davacının çalıştığını iddia ettiği işyerinin sonradan devredilip edilmediği, işyerine ilişkin Ticaret Sicil Memurluğundan vergi ve maliye kayıtları da araştırılarak, hangi tarih itibariyle faaliyete geçtiği saptanmalı, gerçek çalışmayı ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtların varlığı aranmalıdır.
Yöntemince düzenlenip süresinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alındığını gösteren yazılı delil niteliğinde olmakla birlikte, fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Bu kapsamda fiili çalışmanın varlığının hangi kanıt ve olgularla belirleneceği üzerinde durulmalıdır.
İşe giriş bildirgesi Kuruma verilmesine karşın, yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun konu ile ilgili 01.12.2004 gün ve 629/641 sayılı kararında da açıkça belirtildiği gibi, bildirgedeki kimlik bilgilerinin davacının kimlik bilgileri ile uyumlu olup olmadığı, yaptırılacak grafolojik inceleme sonucuna göre, bildirgedeki imza ve fotoğrafın davacıya ait olup olmadığı, bildirge Kuruma teslim edildiğinde, davacıya verilen sigorta sicil numarasının hangi yılın serilerinden olduğu belirlenmeli;
işveren ve Kurum nezdindeki çalışma dönemine ilişkin kayıtlar celbedilerek dava konusu dönemde aynı işyerinde çalışanlar, bu da mümkün olmazsa, sigortalının çalışmasının gerçek olup olmadığı hususunda bilgi sahibi olabilecek tarafsız kişiler saptanarak tanık sıfatıyla dinlenmeli, bu bağlamda;
bulunabildiği takdirde, aynı çevrede iş yeri olan işveren veya bu işverenlerin çalıştırdığı kişiler yöntemince saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, davacıya ait davalı Kurum nezdindeki şahsi sicil dosyası eksiksiz getirtilmeli, anılan işyerinin kapsam ve niteliği usulünce araştırılmalı, elde edilen bilgi ve belgelerin tanık anlatımlarında belirtilen olgularla örtüşüp örtüşmediği de irdelenip sonucuna göre bir karar verilmelidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/16082, K. 2012/14608, 11 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama