KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/18335 E., 2012/21734 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Kasım 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 58-473
Karar Metni
497 kelime·2 dk okuma
Dava, sigortalılık başlangıç tarihinin yurtdışında çalışmaya başladığı tarih olan 18.12.1987 tarihi olduğunun ve yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulü ile sigortalılık başlangıcının 18.12.1987 tarihi olduğunun tespitine, yaşlılık aylığı bağlanması talebinin reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; davacı 3201 sayılı Kanun kapsamında Libya’da geçen 18.12.1987-29.06.1993 tarihleri arasındaki 1991 günlük çalışmasını borçlanarak borçlanma bedelini 21.03.2007 tarihinde ödediği, 05.04.2010 tarihinde tahsis talebinde bulunduğu, Kurumca askerlik borçlanması da gözetilmek suretiyle tescil tarihinden itibaren borçlanılan gün sayısı kadar geriye gidilerek sigortalılık başlangıcının 25.01.1991 tarihi olarak tespit edildiği, 506 sayılı Kanunun Geçici 81/B-I bendi gereğince yaşlılık aylığı bağlanması için gereken 25 yıl sigortalık, 52 yaş ve 5525 gün prim ödeme koşullarının oluşmaması nedeniyle tahsis talebinin reddedildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık; 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun uyarınca yapılan borçlanma neticesinde yurt dışında çalışmaya başlanılan tarihin sigortalılık başlangıcına esas alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Yurt dışındaki vatandaşların, sosyal güvenliklerinin sağlanmasına yönelik ilk düzenleme, 1978 yılında çıkarılan 2147 sayılı “Yurt Dışında Çalışan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Çalışma Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunu” olup, bilahare halen yürürlükte bulunan ve önceki Kanundan yararlananların kazanılmış haklarını saklı tutan 3201 sayılı “Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun” yürürlüğe girmiştir.
3201 sayılı Kanun uyarınca yurt dışı hizmet borçlanması, yurt dışında geçmiş sürelerin Türkiye'de geçmiş gibi değerlendirilmesi imkanını tanımaktadır. Bu Kanun hükümlerine göre borçlanılan yurt dışı çalışma süresi, bedelinin ödenmesi halinde, ait olduğu devrede dikkate alınarak, tahsis istemi yönünden bir değerlendirme yapılmalıdır.
İkili uluslararası sosyal güvenlik sözleşmelerinde özel hüküm bulunmayan veya sözleşme imzalanmayan ülkelerdeki çalışmalarını borçlananlar yönünden sigortalılık başlangıcının ve dolayısıyla sigortalılık süresinin nasıl hesaplanacağı ise 3201 sayılı Kanunun 5. maddesinde düzenlenmiştir.
Anılan maddeye göre, Türkiye'de tescili bulunan sigortalılar yönünden sigortalılık başlangıcı, tescil tarihinden itibaren borçlanılan süre kadar geriye gidilerek bulunacak tarih; tescili olmayanlar yönünden ise, borcun tamamen ödendiği tarihten borçlanma süresi kadar geriye gidilerek bulunacak tarihtir.
Yukarıda açıklanan hususlar Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2012 gün 2012/21-29 E., 2012/267 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti ile Libya arasında imzalanan Sosyal Güvenlik Sözleşmesinde; yurt dışında çalışmaya başlangıç tarihinin sigortalılık başlangıç tarihi olarak kabul edilmesine ilişkin özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Hal böyle olunca; Türkiye'de 06.04.1998 tarihinde tescili bulunan davacı yönünden sigortalılık başlangıcının, 3201 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca, tescil tarihinden itibaren borçlanılan süre kadar geriye gidilerek hesaplanmasına ilişkin Kurum işleminde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/18335, K. 2012/21734, 13 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama