KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/3241 E., 2011/2734 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Mart 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
- No
- 17-214
Karar Metni
547 kelime·3 dk okuma
Dava, zararlandırıcı sigorta olayı sonucu yaşamını yitiren sigortalının hak sahiplerine yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle uğranılan zararın, 506 sayılı Kanunun 10 ve 26’ncı maddeleri gereğince davalılardan teselsül hükümlerine göre rücuan alınması istemine ilişkindir.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı sonrasında, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, taraflar avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre; davalı vekilinin tüm, davacı Kurum vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 26’ncı maddesinde yer alan “sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere” ibarelerinin Anayasa Mahkemesi’nin 21.03.2007 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 23.11.2006 gün ve 2003/10 Esas - 2006/106 Karar sayılı kararı ile iptali üzerine ortaya çıkan maddi ve hukuki olgulara ve özellikle davalının anılan Kanunun 10’uncu maddesine göre %50 oranındaki sorumluluk durumuna göre;
sigortalının hak sahiplerine bağlanan ölüm gelirlerinin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerlerinin %10’unun, Kurum tarafından açılan birinci rücu davasında hüküm altına alındığı belirgin olmakla, işbu ikinci davada %40 kusur farkını oluşturan rücu alacağına karar verilmesi,
bir başka anlatımla, ayrıntıları 07.05.2008 gün ve 2008/10-363 Esas, 2008/366 Karar numaralı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ilamında da açıklandığı üzere gelirin ve sosyal yardım zammı toplamının ilk peşin sermaye değerleri toplamının %50’sine karşılık gelen tutardan, birinci rücu davasında hüküm altına alınan miktarın ilk peşin sermaye değerlerini oluşturan bölümü düşülerek, kalan rücu alacağına karar verilmesi gerekirken, mahkemece, söz konusu ilk peşin değerin ve kusur farkının saptanmasında izlenmesi gereken yöntemde yanılgıya düşülerek eksik rücu alacağının hüküm altına alınması isabetsiz olduğu gibi;
dava tarihi itibarıyla yürürlükteki mevzuat ve içtihatlara uygun olarak açılan davanın, söz konusu iptal hükmü nedeniyle oluşan hukuksal durum karşısında kısmen reddine karar verilmesinde tarafların sorumluluğu bulunmamasına
karşın, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu, yargılama sonunda davacı Kurum davada kısmen haksız çıkan taraf olarak nitelendirilip vekil ile temsil olunan davalı yararına avukatlık ücreti belirlendikten sonra Kurumun anılan ücret yönünden sorumluluğuna karar verilmiş olması da, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Ne var ki; bu aykırılıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmayıp, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 438’inci maddesi gereğince düzeltilerek onanmalı, kuşkusuz, temyiz yoluna başvurmayan davalılar yönünden Kurum yararına oluşan usulü kazanılmış hak olgusu gözetilmelidir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/3241, K. 2011/2734, 3 Mart 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama