KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/4384 E., 2012/9651 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 104-977
Karar Metni
470 kelime·2 dk okuma
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacının avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-)Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 39. maddesidir. Anılan madde “Kasdı veya suç sayılır hareketi ile sigortalının, eşinin veya çocuğunun hastalanmasına sebebolan kimseye, bu kanun gereğince hastalık sigortasından yapılan her türlü giderler tazmin ettirilir.” hükmünü içermektedir.
Davalı ... ile sigortalı arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmadığı için sorumluluğunun temelini haksız fiil teşkil ettiğinden, zaman aşımı süresinin Borçlar Kanunu’nun 60. maddesine göre belirlenmesi gerekir ise de; zararlandırıcı sigorta olayı trafik kazası olduğu için, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 109. maddesinin “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.” hükmünün öncelikle uygulanması gerekir.
Borçlar Kanunu, zamanaşımını borcu sona erdiren sebepler arasında düzenlemiş olmakla birlikte, bu sebep, diğer sona erme sebeplerine oranla, eksik ve nispi nitelikte bir sona erdirme sebebidir. Zamanaşımı, borcu gerçek anlamda sona erdiren bir neden değildir. Burada kanun koyucu, zamana alacak hakkını zayıflatan bir etki tanımıştır. Zamanaşımı, borcun nispi bir sona erme sebebidir.
Belirli bir zamanın geçmesi, alacak ve borcu kendiliğinden sona erdirmez; ancak alacaklının elinden, borçlu istemediği takdirde alacağı dava yoluyla takip ve tahsil etme imkanını alır. Zamanaşımı, borçluya sadece bir defi hakkı verir. Borçlu, alacaklıya bu def’i hakkını ileri sürdüğü takdirde, borç sona ermekte, eksik bir borç haline gelmekte ve alacaklının açmış olduğu dava reddedilmektedir.
Zamanaşımına uğramış bir alacak, borçlunun zamanaşımı def’inden sonra da alacaklıya bu alacak üzerende eksik bir alacak hakkı verir.
Borç eksik de olsa varlığını devam ettirdiğinden, borçlu bu borcu ifa ederse, bir bağışlama teşkil etmediği gibi, sebepsiz bir zenginleşme de teşkil etmez ve dolayısıyla borçlu bunu sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak geri isteyemez. ( Prof.Dr.Fikret Eren 11. Baskı sayfa:1232 v.d ) Ne var ki, İş Mahkemelerinde değerlendirilebilmesi için zamanaşımı def'inin ilk duruşma tarihine kadar yapılmış olması gerekir.
Eldeki davada, davalı ... tarafından yasal süre içerisinde yapılan herhangi bir zamanaşımı defi'nin bulunmadığı gözetilmeksizin, yanılgılı değerlendime sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Kabule göre, dosya kapsamından, trafik kazasına karışan aracın işleteni olduğu anlaşılan davalı ...'ın, 14 yaşındaki sürücü belgesi olmayan kardeşi ... Turan'a araç verme durumunun kusura etkisinin tartışılmamış olması, isabetsizdir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın reddi yönünde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/4384, K. 2012/9651, 28 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama