KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/4679 E., 2012/8614 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
- No
- 387-421
Karar Metni
1.288 kelime·6 dk okuma
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, Asayiş Hizmet Binası ile Polis Lojmanları'nda 01.11.1992-21.08.1997 tarihleri arasında ve asker dönüşü 15.10.2000 tarihinden itibaren kalorifer, temizlik, çöp toplama ve bahçe bakımı işleri ile personelin çay hizmetlerini yapmak suretiyle sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Bakanlık ise, davacının 2000 yılından önce çalıştığına dair herhangi bir yazılı belgenin bulunmadığını, davacıya sigortalı bildirimin yapılmasının teklif edilmesine rağmen, yeşil kartını kaybetmemek için bu teklifi kabul etmediğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini belirtmiştir.
Davacının, uyuşmazlık konusu dönemde bildirilmiş herhangi bir işe giriş bildirgesi ve çalışması bulunmayan davacının askerliğini 22.08.1997-22.02.1999 tarihleri arasında yaptığı, Mahkemece, davacının 21.08.1997-15.10.2000 dönemi hariç 01.11.1992-11.11.2009 tarihleri arasında davalı iş yerinde sürekli çalıştığının tesbitine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7. maddesi gereğince 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir.506 sayılı Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere “sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden kaçınılamaz ve feragat edilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu,
bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur.
Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, mahkemece, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili hükümleri de esas alınmak suretiyle kendiliğinden araştırma ilkesi benimsenmeli, sigortalılığın kabulü ve hüküm altına alınabilmesi için mutlak koşul niteliğindeki hizmet akdinin ve eylemli çalışmanın varlığı özel bir duyarlılık ve özenle ortaya konulmalıdır.
Ayrıca, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre. Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır.
Bu yönde anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen ve çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikle belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde.
Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.
Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların son erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21-43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını yada kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, aynı işyerinden birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez.
Davacının 04.12.2009 tarihli işe giriş bildirgesinin verildiği ve bu tarihten itibaren bildirimlerinin eksiksiz olarak yapıldığı, başka işyerinde geçen herhangi bir çalışmasının da bulunmadığı, 1992-1999 yılları arası dönemine ilişkin olarak, tanık beyanları dışında herhangi bir delilin bulunmadığı, 2000-2009 yılları arasına ilişkin olarak ise.
Trafik Polis Lojmanları Yönetimi tarafından verilen ve ilki 30.06.2001 tarihli olan harcama pusulaları ile Lojman Karar defterinde 2006/4, 2007, 2008 ve son olarak 17.11.2009 tarihli davacıya ilişkin kararların bulunduğu, harcama pusulalarında 2001 ve 2002 yıllarına ait bir kısım harcama pusulalarında davacı dışında "..." isminde bir kişinin de isminin geçtiği, yapılan işlerin mahiyetinin kapıcılık, kalorifer yakma ve bahçe bakım işleri olarak gösterildiği, aynı zamanda davacının Trafik Hizmet Binası'ndaki çalışmaları nedeniyle de, ...
Kaymakamlığı Sosyal Fonundan 2003 yılının tamamında, 2004 ve 2005 yıllarında almış olduğu ücretleri gösterir belgenin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Belirtilen ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde. 2001 yılında 6 ay ve 2002 yılında 10 ay olmak üzere, ... tarafından Trafik Polis Lojmanlarında kapıcılık ve kalorifer yakma işlerinde çalışıldığına dair yazılı belgeler bulunmasına rağmen, bu işlerini kimin tarafından yapıldığı konusunda, Mahkemece herhangi bir araştırma yapılmamış, davacının gösterdiği tanıklar dışında da re'sen tanık dinlenmemiştir.
O halde Mahkemece yapılacak iş, öncelikle özlük dosyasının eksiksiz şekilde Kurumdan getirtilerek, davacının lojmanda geçtiğini iddia ettiği çalışmaları yönünden; başta apartman yönetim kurulu karar defteri, işletme hesabı defteri ile ödemelere ilişkin ilgili kayıtlar olmak üzere, davacıya ait tüm bilgi ve belgeleri Polis Lojmanları Yönetimi'nden celbederek, davacının iddialarını teyit edip etmediği yönünde değerlendirmek;
bu Lojmanların ne zaman hizmete açıldığını, hizmetin ifa edildiği ileri sürülen taşınmazların niteliğini, tek binamı, yoksa bitişik veya ayrı yerlerde farklı binalarmı olduğunu, kalorifer kazanının tek mi, yoksa ayrı ayrı mı olduğunu araştırmak;
bu noktada kapıcılık ve kalorifer yakma işinin aynı zamanda ...tarafından da yapıldığına ilişkin harcama pusulalarının varlığı nedeniyle, özellikle davacı dışında sigortalı bildiriminin bulunup-bulunmadığını araştırıp, ...'un beyanı ile birlikte varsa başka sigortalı bildirimi yapılan kişilerin de beyanlarına başvurmak, varsa davacıya ait işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyasını celbederek ve işçilik hakları davasında dinlenilen tanık anlatımları ile iş bu davada bilgi ve görgülerine başvurulan tanık beyanlarını karşılaştırarak,
varsa çelişkileri gidermek, civar apartmanlarda uzun yıllar oturan komşu ya da yakın yerlerde kayıtlara geçmiş çalışanlar ile davacının bu çalışmalarını bilebilecek durumda olan mahalle muhtarı veya azaları tespit edip tanık sıfatıyla beyanlarına başvurarak, çalışanın kim olduğunu ve çalışma tarihlerini belirlemek; yine davacının İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği Hizmet Binası'nda geçen çalışmaları yönünden de, ihtilaf konusu dönemi kapsar çalışmaları olan müdür ve görevlileri, işyerinde çalışan diğer bordrosu bulunan çalışanları araştırıp dinlemekten ibarettir.
Ayrıca, ilçe emniyet müdürü olarak görev yapmış olan ... tarafından davacıya 17.08.2007 düzenleme tarihli “..görevim süresince başarılı çalışmaları nedeniyle…” içerikli teşekkür belgesi verildiği gözetilerek, söz konusu belge, adı geçen emniyet müdürünün görev süresince davacının çalıştığı yönünde delil niteliğinde olmakla;
emniyet müdürü ...’in hangi tarihler arasında ilçe emniyet müdürü olarak görev yaptığı üzerinde durulmalı, nitekim, bu araştırmalar yapılırken de, uzun yılları kapsayan bu bilgilerinin doğruluğu konusunda tanıklar özenle dinlenilmeli ve bu yöndeki beyanları buna göre irdelenmeli, gerekirse bu hususlar dinlenen bu tanıklara ayrıntılı şekilde açıklattırılmalı, böylelikle; uyuşmazlık konusu husus hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenip, sonucuna göre karar verilmelidir.
Öte yandan; davacı 01.11.1992-21.08.1997 tarihleri arasında ve asker dönüşü 15.10.2000 tarihinden itibaren çalıştığını iddia ettiğine ve askerliğini de 22.08.1997-22.02.1999 tarihleri arasında yaptığına göre, asker dönüşü makul sayılabilecek bir süre içerisinde tekrar çalışmaya başlamadığından; askerlik süresince hizmet akdinin askıda olduğundan bahsedilemeyeceği, yönetmelikte belirtilen belgelerin bulunmaması halinde; talep konusu 1992-1997 dönemi yönünde hak düşürücü sürenin söz konusu olduğu bozma üzerine yapılacak yargılamada göz önünde bulundurulmalıdır.
2-Kabule göre de; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326/1. maddesine göre yargılama harç ve giderlerinde davada haksız çıkan yani aleyhine hüküm kurulan taraf sorumlu olup, 5502 sayılı Kanunun 36. maddesi uyarınca da Sosyal Güvenlik Kurumu harçtan bağışıktır. Bu itibarla; Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi sebebiyle, harç dışında yapılan yargılama giderleri ve vekalet ücretinden, davalı İç İşleri Bakanlığı'nın yanında, davalı Kurumun da sorumluluğunun bulunmasına karşın, yargılama giderlerinden ve vekalet ücretinden sadece davalı Bakanlığın sorumlu tutulması, isabetsizdir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/4679, K. 2012/8614, 14 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama