KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/4838 E., 2012/9041 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 901-95
Karar Metni
435 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Dava, ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkeme, davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki belgeler okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum vekilinin, sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davanın yasal dayanağını oluşturan, 6183 sayılı Kanunun Ödeme Emri” başlıklı 55. maddesinin ilk fıkrasında; kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere, yedi gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gereğinin bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı; “ödeme emrine itiraz” başlığını taşıyan 58. maddesinin birinci fıkrasında; kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunabileceği belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi; “menfi tespit” niteliğindeki ödeme emrine itiraz/ödeme emrinin iptali davasının yedi günlük hak düşürücü süre içerisinde açılması zorunlu olduğu gibi, kendisine ödeme emri gönderilen borçlunun itirazları da üç nedenle sınırlandırılmıştır.
Kanun koyucu tarafından, tahsil edilmesi istenen alacak, kamusal nitelikte imtiyazlı olduğundan sürüncemede kalması önlenerek, hızla tahsilinin sağlanması istenmiş, bu nedenle kamu alacağına ilişkin takip kesinleştikten sonra, yeni ve ayrı bir menfi tespit davası açılması yönünde herhangi bir hüküm öngörülmemiştir.
Başka bir anlatımla, 6183 sayılı Kanunda, 2004 sayılı Kanunun 72. maddesine koşut bir düzenleme bulunmadığı gibi, 6183 sayılı Kanunda menfi tespit davasına, “Üçüncü şahıslardaki menkul malların, alacak ve hakların haczi” başlıklı, 08.04.2006 günü yürürlüğe giren 5479 sayılı Kanunun 5. maddesi ile değiştirilen 79. maddesinde “.
Herhangi bir nedenle itiraz süresinin geçirilmesi halinde üçüncü şahıs, haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde menfi tespit davası açmak ve haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarih itibarıyla amme borçlusuna, borçlu olmadığını veya malın elinde bulunmadığını ispat etmek zorundadır. …” düzenlemesi ile yalnız üçüncü kişiler yönünden yer verilmiş, bu hak ve olanak, kamu alacağı borçluları için tanınmamıştır. Buna göre.
7 günlük hak düşürücü süre içinde dava açılmadığı takdirde, daha sonra aynı konuda menfi tespit davası açabilme olanağı yoktur.
Açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde; ödeme emirlerinin davacıya tebliğ edildiği tarih ile eldeki davanın açıldığı 27.04.2007 tarihi itibariyle gereken yasal 7 günlük sürenin geçtiği belirgin olan bir kısım takip dosyaları yönünden davanın süresinde açılıp açılmadığı irdelenmeksizin karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Mahkemece, her bir takip dosyası açısından ödeme emrinin iptaline yönelik davanın hak düşürücü sürede olup olmadığının belirlenmesi, süre aşımının saptanması halinde davanın anılan nedenle reddine karar verilmesi gerekmektedir. O halde, davalı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONU Ç
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/4838, K. 2012/9041, 17 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama