KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/5133 E., 2012/9419 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 1119-1044
Karar Metni
639 kelime·3 dk okuma
Dava, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler nedeniyle uğranılan Kurum zararının, 506 sayılı Kanunun 26 ncı maddesi gereğince rücuan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki belgeler okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin uygulanabilmesi için, sosyal sigorta yardımına konu olaya maruz kalan kişi ile davalı arasındaki ilişkinin hizmet akdine dayalı olması, başka bir anlatımla kazalının sigortalı olması gerekir.
Bilindiği üzere 506 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde, bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların sigortalı sayılacağı belirtilmiştir. Anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları; hizmet akdine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait iş yerinde veya iş yerinden sayılan yerlerde görülmesi, kanunda açıkça belirtilen sigortalı sayılmayacak kişilerden olunmamasıdır.
Hizmet akdi, Borçlar Kanununun 313 üncü maddesinde tanımlanmış olup, her ne kadar tanımda “ücret” unsuruna yer verilmiş ise de, 506 sayılı Kanunun sistematiği ve takip eden diğer maddelerin düzenleniş şekli, anılan unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığını ortaya koymaktadır. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, hizmet akdinin ayırıcı ve belirleyici özelliği, “zaman” ve “bağımlılık” unsurlarıdır.
Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır.
Hizmet akdi, çoğu kez Borçlar Kanununun 355 inci maddesinde tanımlanan istisna akdi (eser sözleşmesi) ile karıştırılabilmekte, ikisinin ayırt edilebilmesi bazı durumlarda güçleşmektedir.
Çalışan, iş gücünü belirli veya belirsiz bir zaman için çalıştıranın buyruğunda bulundurmakla yükümlü olmayarak, işveren buyruğuna bağlı olmadan sözleşmedeki amaçları gerçekleştirecek biçimde edimini görüyorsa, sözleşmenin amacı bir eser meydana getirmekse, çalışma ilişkisi istisna akdine dayanıyor demektir.
Hizmet akdinde ise çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, faaliyetin meydana gelmesinin sonucu için değil, bizzat yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir. Öte yandan.
313 üncü madde hükmünün açıklığı gereği, çalışanın kendi aletleri ile çalışması veya götürü hizmet sözleşmelerinde ücretin, yapılacak işe göre toptan kararlaştırılması olanaklı bulunduğundan, tarafların belli bir fiyat üzerinden anlaşmaları istisna akdinin varlığını göstermediği gibi, götürü sözleşmelerde, bir süre için hizmet etme borcunun mu, yoksa önceden belirlenmiş bir sonucun meydana getirilmesi borcunun mu yüklenildiğinin şüpheli bulunduğu durumlarda, araştırma yapılarak tarafların amacı, durumu ve yaşam deneyimleri gözetilip hukuki ilişki saptanmalıdır.
Somut olayda; davalı tarafından, davaya konu kazada ölen ...’ın, kendi nam ve hesabına bağımsız çalışması nedeniyle 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğu, evin dış cephe sıva ve boya işi için anlaştıklarını, kazalı ile arasındaki hukuki ilişkinin istisna akdine dayalı olduğu, kazalının hak sahipleri tarafından aleyhine açılan davada (Bursa 5. İş Mahkemesi 2008/489 Esas), çalışma ilişkisinin istisna akdine dayalı olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verildiği ileri sürülmüştür.
Ne ki; davalı, kaza sonrasında düzenlenen prim borcu ile idari para cezalarını ödemiş olup. Mahkemece, kazalının 1479 sayılı kanun kapsamındaki şahsi dosyası getirtilip, Bağ-Kur sigortalılığının hangi faaliyete dayalı olduğu araştırılmalı. Yine, davalıya ait evin yeni bina inşaatı mı olduğu, yoksa mevcut binanın tamir ve boyanmasının mı yapıldığı üzerinde durulmalı.
Bursa 5. İş Mahkemesinin 2008/489 Esas sayılı dosyası ile varsa davalı ile kazalı arasındaki sözleşme getirtilip, tarafların sunacağı başkaca deliller de gözetilerek, davalı ile kazalı arasındaki hukuki ilişkinin hizmet akdine mi, yoksa istisna akdine mi dayalı olduğu yukarıda belirtilen şekilde yapılacak inceleme ve araştırma ile belirlenip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve araştırma sonucu karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırıdır.
O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/5133, K. 2012/9419, 22 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama