KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/8227 E., 2012/11858 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Haziran 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 541-623
Karar Metni
798 kelime·4 dk okuma
Dava, 506 sayılı Yasanın 26.maddesi Kapsamında rücuen tazminat davasıdır. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
5510 sayılı Yasanın 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesindeki, “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir.” düzenlemesi getirilmiş ise de, söz konusu düzenlemenin anılan kanunda,
yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı gereğince, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 26. maddesidir.
Davaya konu alacağın ödenmesine neden olan zararlandırıcı sigorta olayı, ...Çimento fabrikasında, ... 'e ait çatı onarım işinde , usta olarak çalışan ... 'in işyerinde ısıtıcı kısmında bulunan platform üzerinde oksijen kaynağı söküm işi yaparken platformun tahtalarından birinin kırılması sonucunda 2 metre yükseklikten düşerek yaralanması biçiminde meydana gelmiş olup, Balıkesir 1.İş Mahkemesi'nin 1992/117 E ve 2006 /157 K ve 06.03.2006 tarihli maddi tazminat dosyasının temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olduğu, ve bu dosyadaki kusur raporu hükme esas alınarak , davalı işveren % 59 , kazalının %40, diğer davalı şantiye şefi ...'in % 1 kusurlu olduğunun kabulüne karar verilerek hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır.
Balıkesir 1.Asliye Ceza Mahkemesi'ne ait 1992/232 Esas 1993/690 Karar sayılı dosyasında aldırılan bilirkişi raporunda ; sanık şantiye şefi ...'in 4/8, kazalının 4/8 oranından kusurlu olduğunun bildirildiği ve mahkemece sanık ...'in cezalandırılması karar verilerek, söz konusu kararın onanmak sureti ile kesinleşmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Davanın, yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 26.maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı Kararı ile 26.maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptali sonrasında, Kurumun rücu hakkının, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı, ya da,
hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, tazminat davasında alınan kusur raporunun iş bu rücu davasında bağlayıcılığından söz edilemez ise de, sigortalı veya hak sahipleri tarafından tazmin sorumluları aleyhine açılan tazminat davasında alınan kusur ve hesap raporu, rücu davasında bağlayıcı değil, güçlü delil niteliğindedir.
Kamu düzeni düşüncesi ile oluşturulan işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuat hükümleri; işyerleri ve eklerinde bulunması gereken sağlık şartlarını, kullanılacak alet, makineler ve hammaddeler yüzünden çıkabilecek hastalıklara engel olarak alınacak tedbirleri, aynı şekilde işyerinde iş kazalarını önlemek üzere bulundurulması gerekli araçların ve alınacak güvenlik tedbirlerinin neler olduğunu belirtmektedir. Burada amaçlanan, yapılmakta olan iş nedeniyle işçinin vücut tamlığı ve yaşama hakkının önündeki tüm engellerin giderilmesidir.
Uygulamada önemli olan, işverenin iş kazasına neden olmuş hareketinin, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı bulunup bulunmadığının tespiti işidir.
Bu konuda yapılacak ilk yargı işlemi, mevcut hükümlere göre, alınacak tedbirlerin neler olduğunun tespiti işidir. Mevzuat hükümlerince öngörülmemiş, fakat alınması gerekli başkaca bir tedbir varsa, bunların dahi tespiti zorunluluğu açıktır. Bunların işverence tam olarak alınıp alınmadığı, (=işverenin koruma tedbiri alma ödevi), alınmamışsa, zararın bundan doğup doğmadığı, duruma işçinin tedbirlere uymamasının etkili bulunup bulunmadığı (=işçinin tedbirlere uyma yükümlülüğü) ve bu doğrultuda tarafların kusur oranı saptanacaktır. Sorumluluğun saptanmasında kural, sorumluluğu gerektiren ve yasada belirlenmiş bulunan durumun kendi özelliğini göz önünde bulundurmak ve araştırmayı bu özelliğe göre yürütmektir.
Bu açıklamalardan sonra, mahkemece yapılacak iş, tazminat dosyası da incelenerek, o dosyada hükme esas alınan kusur raporu, bu dava için güçlü delil olduğundan, bu davaya konu iş kazasında; iş kazasının gerçekleştiği iş kolu ile, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında uzman kişilerden seçilecek bilirkişi kurulundan, sigortalının ölümüne neden olan kişilerin kusurları ayrıştırılmalı, ilgili mevzuat uyarınca hangi önlemlerin alınması gerektiği, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığı ve alınmış önlemlere sigortalının uyup uymadığı,
varsa, üçüncü kişilerin sorumlulukları, yargısal denetime elverir biçimde irdelenip, ceza davasında kusurlu bulunarak mahkum olanlarında, sigorta olayının meydana gelmesinde az da olsa bir miktar kusur verilmesi gerektiği ilkesinden ayrılmadan, raporlar arasındaki çelişki giderilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerektiği üzerinde durulmaksızın, kusur ve aidiyeti konusunda, eksik ve yetersiz inceleme ile sonuca varılması isabetsizdir.
Bozma sonrası yapılacak yargılama sonucuna göre; davalıların şirketin hükmü temyiz etmemiş olması nedeniyle, davacı Kurum lehine kusur oranı açısından oluşabilecek usulü kazanılmış hak durumunun dikkate alınması gerekeceği muhakkaktır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmiş olması, usule ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/8227, K. 2012/11858, 19 Haziran 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama