KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/8975 E., 2012/14953 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Eylül 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
- No
- 217-264
Karar Metni
840 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, ... Mühendislik Ltd. Şti. ve ... hakkında davanın kabulüne, diğer davalılar hakkında davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı SGK Başkanlığı avukatı ile davalılardan ... avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-)Dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkinin varlığı medeni usul hukukumuzda "sıfat" olarak tanımlanmaktadır ve bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin o dava ile ilgili kimseler olması zorunludur. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olmasına karşın, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir.
Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan, anılan hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da hakkın sahibine aittir ve buna aktif husumet denilmektedir. Bir sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi ise o hakka uymakla yükümlü olan kimsedir ve bu da pasif husumet (davalı sıfatı) olarak adlandırılmaktadır.
Sübjektif hakkın sahibi olan kimse ile o hakka uymakla yükümlü bulunan kişinin kimler olduğunun saptanması, bir başka anlatımla davada, davacı ve davalı sıfatlarının kimlere ait olduğu hususu, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin maddi hukuk sorunudur.
Dava açan veya aleyhine dava açılan kişiler o davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değillerse, mahkemece dava konusu hakkın esası (var olup olmadığı) hakkında inceleme yapılmadan dava sıfat yokluğundan reddedilir ve bu karar davanın dinlenemeyeceğine ilişkin değil, esasına yönelik bir karar niteliğindedir.
Davacı veya davalıdan birinin taraf sıfatına sahip olmaması durumunda verilecek olan red kararı o davadaki taraflar arasında maddi anlamda kesin hüküm oluştursa da, dava konusu hak ve taraf sıfatına sahip olan kişiler bakımından kesin hükümden söz edilemeyecektir.
Dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olan taraf sıfatı (husumet) ve sıfat yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itiraz niteliğindedir ve yargılamanın her aşamasında, isteme gerek kalmaksızın mahkemece kendiliğinden gözetilmesi zorunludur.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; davalı ...'ın; ... Mühendislik Ltd. Şti adında bir ticari işletmenin olmadığı, olanın...Mühendislik ... olduğu yönündeki iddiası araştırılarak yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmesi gerekir. 2-)28.03.2005 tarihinde akşam vakti davalı ... Tekstili Makina Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti işyerinin bahçesinde bulunan elektrik direğinde meydana gelen arızayı gidermek için çıktığı 10 metre yüksekliğindeki direkten düşen kazalının, 2926 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğu anlaşılmaktadır.
2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununun tanımlar başlıklı 3. maddesinin “g” bendinde iş kazası, tarımsal faaliyetleri dolayısıyla sigortalıları hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olay olarak tanımlanmıştır.
Aynı maddenin tarımsal faaliyette bulunanları tanımlayan “b” bendinden ise anılan faaliyetin, kendi mülkünde, ortaklık veya kiralamak suretiyle başkalarının mülkünde, kamuya mahsus mahallerde ekim dikim, bakım, üretim, yetiştirme ve ıslah yollarıyla veya doğrudan doğruya tabiattan istifade etmek suretiyle bitki, orman, hayvan ve su ürünlerinin üretimini, avlanmasını, avcılar ve yetiştiriciler tarafından muhafazasını, taşınmasını sağlamak veya bu ürünlerden sair bir şekilde faydalanmak suretiyle kendi adına ve hesabına faaliyette bulunmak olarak belirlendiği açıktır.
Sigortalıya tedavi gideri yapılmasına neden olan yaralanmanın belirtilen faaliyetlerden dolayı olmadığı belirgin olup, eldeki davada 2926 sayılı Kanun kapsamında işkazasından bahsetmek mümkün değildir.
Öte yandan, 2926 sayılı Kanunun "Üçüncü Şahısların Sorumluluğu" başlıklı 47. maddesinin 4956 sayılı Kanunun 56. ve 5073 sayılı Kanunun 16/d maddeleriyle yürürlükten kaldırılmış bulunması, yine 4956 sayılı Kanunun 54. maddesi ile 2926 sayılı Kanuna eklenen ek 3. maddeyle 1479 sayılı Kanunun "Üçüncü kişinin sorumluluğuna" ilişkin hükmünün 2926 sayılı Kanuna tabi sigortalılar hakkında da uygulanacağının belirtilmesi karşısında, Bağ-Kur sigortalılarına yapılan sosyal sigorta yardımları nedeniyle meydana gelen Kurum zararının rücu hakkının yasal dayanağı olan 1479 sayılı Kanunun 63. maddesine göre.
“Üçüncü bir kimsenin suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir halin doğmasında, Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine gerekli bütün yardımları yapar. Ancak, Kurum, yapılan bu yardımların ilk peşin değeri için üçüncü kişilere, istihdam edenlere, (...) ve diğer sorumlulara rücu eder...” düzenlemesiyle, üçüncü kişinin sorumluluğu yoluna gidilebilmesi için, “suç sayılır hareketi” ile yardımların yapılmasına neden olma koşulu öngörülmüştür.
“Rücu edilebilmesi için üçüncü kişinin suç sayılır hareketinin, 1479 sayılı Kanunda yazılı yardımların yapılmasını gerektirecek nitelikte olması gerekmektedir... Kurumun yapmış olduğu yardımları sorumlulara rücu edebilmesini sağlayan üçüncü kişinin suç sayılır hareketi, Türk Ceza Kanunu kapsamında değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla bu kavramın içine hem cürüm hem de kabahat suçları girmektedir...”(Levent Akın, Bağ-Kur Sigorta Yardımları, Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 1996, s.197) “Bu yön, zararla üçüncü kişinin eylemi arasında uygun neden-sonuç bağlantısının varlığını zorunlu kılmaktadır. Eğer böyle bir bağlantı yoksa, üçüncü kişinin yardımlardan sorumlu tutulması düşünülemez.
Madde hükmünün öngördüğü “suç”la çerçevelenmiş sınırlı bir sorumluluk bulunduğu ortadadır.”(M.Çenberci,T.Uyar, Bağ-Kur Kanunu Şerhi, Olgaç Matbaası, Ankara 1979, s.263)
Bu yasal çerçevede, davalıların sorumluluklarının değerlendirilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucu 506 sayılı Kanun çerçevesinde yapılan değerlendirme sonucuna göre yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı ... avukatı ile davalılardan ... avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONU Ç
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/8975, K. 2012/14953, 17 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama