KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2011/9366 E., 2012/14415 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Eylül 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 1586-276
Karar Metni
534 kelime·3 dk okuma
Davacı, davalı ..., Tic. ve San. Ltd. Şti’de 29.10.2003-02.02.2006 tarihleri arasında sürekli olarak hizmet akdi ile çalıştığının tespitini istemiştir.
Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesi olup, bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Her türlü delil ile kanıtlanabilecek hizmet tespiti davalarında izlenecek yol, öncelikle, iddia edilen dönemde böyle bir işyerinin faal olup olmadığının araştırılması, işveren nezdindeki çalışmayla ilgili belgelerin getirtilmesi,
sigortalının imzasını içerenler yönünden imzasının kendisine aidiyeti sigortalı tarafından kabul edilenler ile inkar edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelenmesiyle saptananlardan yine sigortalıca hata-hile-ikrah durumu ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi aynı değerdeki yazılı delillerle kanıtlanmalı, kayıtlarda gözükmeyen çalışmaların neden kayıtlara geçmediği yöntemince araştırılmalı, yazılı belge ibraz olunmayan çalışma süreleri yönünden bordro tanıkları ile aynı, yörede komşu ve benzeri işleri yapan işverenler ve bunların çalıştırdıkları kişilerin bilgilerine başvurulmalı,
tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde işyerinin kapasitesi ve niteliği nazara alınmalıdır.
Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de, çalışmanın konusu, sürekli, kesintili veya mevsimlik mi, olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinin müdür ve görevlileri, işyerinde çalışan öteki kişiler ile,
mahkemece, tespit edilen işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde sağlıklı bir biçimde belirlenmelidir.
Eldeki dava dosyasına konu olayda; mahkemece yapılan araştırma ve inceleme,hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
Mahkemece, davacının davalı işverene karşı açtığı işçilik alacağı davasının olup olmadığının araştırılması, var ise, dosya arasına getirtilerek incelenmesi gerekirken, bu hususta yeterli araştırma yapılmamış, salt dinlenen tanık beyanlarına dayanılarak hüküm kurulmuş, dinlenen bordro tanıklarından da, bir kısmının davacıyı doğruladıkları, diğerlerinin ise davacının talep ettiği sürelerde çalışmadığını beyan ettikleri anlaşılmış olmakla, öncelikle, işçilik alacağı dosyasının getirtilmesi, dinlenecek bordro tanıklarının ihtilaflı dönemin tamamında çalışıp çalışmadıklarının ve beyanlarının hükme esas alınabilirliğinin denetlenmesi,
dinlenen tanık beyanlarından hangisinin ne gerekçe ile, üstün tutulduğunun açıklanması, beyanlar arasındaki çelişkinin giderilmesi ve mahkemece daha önceden tespit edilip dinlenmeyen komşu işyeri tanıkları da dinlenerek, oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/9366, K. 2012/14415, 10 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama