KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/10156 E., 2012/21782 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Kasım 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 784-172
Karar Metni
1.001 kelime·5 dk okuma
Dava, davacının 02.01.1990-15.08.2005 tarihleri arasında, 1479 sayılı Kanun kapsamında esnaf Bağ-Kur sigortalılığının tespiti ile 6111 sayılı Kanundan yararlanılması istemine ilişkindir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24. maddesine göre, bir kimsenin zorunlu Bağ Kur sigortalısı olması için, meslek kuruluş kaydı ile birlikte, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışması gerekli iken,. anılan maddelerde 19.04.1979 gün ve 2229 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak,
“kendi adına ve hesabına” çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir.Öte yandan, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı yasanın 6. maddesi ile değişik 1479 sayılı yasanın 24. maddesinde, zorunlu Bağ Kur sigortalısı olmak için ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi olma, gelir vergisinden muaf olanların da meslek kuruluşuna kayıtlı olması hükmü yer almaktadır.
Yine 22.03.1985 tarihinde 3165 sayılı kanunla getirilen düzenleme ile de kendi nam ve hesabına çalışanlardan vergi mükellefi olan, esnaf siciline veya meslek kuruluşuna kaydı olanların Bağ Kur sigortalısı olacağı belirtilmiştir.
619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemelerin, anılan KHK’nin Anayasa Mahkemesi’nce iptalinden sonra 4956 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle bu kez; ..gerçek ve basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyet tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkarlar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıt olanlar ise talep tarihinden itibaren zorunlu sigortalı olarak Yasa kapsamına alınmışlardır.
02.01.1990-31.05.1991 tarihleri arasında vergi kaydı, 02.01.1990-15.8.2005 tarihleri arsaında oda kaydı bulunan davacının, 15.8.2003 tarihli giriş bildirgesiyle önce 04.10.2000 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında tescil edildiği, ancak Kurumun geçici 18. madde kapsamında tescil için,oda kaydının esas alınamayacağı gerekçesiyle anılan tescili iptal ettiği anlaşılmaktadır.
1479 sayılı Kanun’un 26. maddesi sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceğini, aynı Kanunun 25. maddesi ise, yasal şartların gerçekleştiği tarihte sigortalılığın kendiliğinden başlayacağını hüküm altına almıştır. Öte yandan, yasakoyucu, 26. madde ile sigortalılara, 3 ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmak yükümünü getirmiş, tescillerini yaptırmayanlar hakkında ise, Kurumca resen tescil işleminin yapılacağı emredici şekilde kurala bağlanmıştır.
1479 sayılı Kanunda, 506 sayılı Kanun’un 79. maddesine paralel nitelikte bir düzenleme bulunmadığı için kural olarak hizmet tespiti davası açılmasının mümkün olmadığını dikkate alan yasa koyucu, sigortalılık niteliğini taşıdıkları hâlde Kuruma tescil edilmemiş kişilere zaman zaman tescil imkânı tanınmış ve ayrıca istek hâlinde primi ödenmek şartıyla geçmişteki çalışmaların değerlendirilmesi sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 1. maddesi ile kayıt ve tescilsiz sigortalılara 04.10.2000 tarihinden itibaren yeniden tescil imkânı getirilmiş, ancak söz konusu Kanun Hükmünde Kararname Anayasa Mahkemesi’nce daha sonra iptal edilmiştir.
Son olarak 02.08.2003 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 4956 sayılı Yasa ile 1479 sayılı Yasaya eklenen geçici 18. maddesi, 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 1. maddesindeki hükmü tekrarla sigortalılık niteliğini taşıdıkları hâlde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmayanlara yeni bir imkân getirmiştir.Geçici 18. maddesi.
“Sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinden itibaren başlar.
Ancak, bu Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanların sigortalılıkları, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde kuruma yazılı olarak başvurmaları ve 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere ilişkin olarak 49. ve ek 15. maddelerine göre hesaplanacak prim borçlarının tamamını tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağını yürürlükte olan prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir” hükmünü getirmiştir.
Davacının ise, Geçici 18. madde kapsamında 04.10.2000 öncesine ilişkin olarak borçlanma talebi veya 02.08.2003 öncesi kuruma giriş bildirgesi verilmesi ya da prim ödemesinin bulunmaması karşısında, anılan maddeye göre sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinde başlayacağından, 02.01.1990-04.10.2000 dönemine yönelik talebinin reddi gereklidir.Kaldı ki, bu döneme dair geçerli bir vergi kayıt dönemi ile bu dönem hakkında süresinde yapılmış bir borçlanma talabi ve yine süresinde ödenmiş borçlanma bedeli aranır.
Ancak 04.10.2000 tarihinden başlayacak sigortalılığın geçerliliği için, oda kaydının başlangıcındaki mevzuat geçerli olacaktır.
Bu yönde davanın yasal dayanağı olan 1479 sayılı Kanunun 22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle değişik 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde; kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulu sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan;
esnaf ve sanatkârlar gibi ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanların, Esnaf ve Sanatkâr siciline kayıtlı bulunanların veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yöntemince kayıtlı olanların sigortalı sayılacağı belirtilerek bu tür kayıtlardan yalnızca birinin varlığı yeterli görülmüştür.
Daha sonra anılan madde 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanunun 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 14 üncü maddesiyle değiştirilerek zorunlu sigortalılık kapsamına yalnızca, ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya basit usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar alınmış, gelir vergisinden muaf olanlar yönünden ise Esnaf ve Sanatkâr Sicili ile birlikte aynı zamanda kanunla kurulu meslek kuruluşuna yöntemince kayıtlı bulunma koşulları getirilmiş ise de,
1479 sayılı Kanunun 3165 sayılı Kanun ile değişik 24. maddesi hükmü gereği sigortalılık niteliğinin kazanılması ve devamı halinde 4956 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik kapsamında vergiden muaf olmasa bile davacı lehine oluşan usulü kazanılmış hak gözetilmelidir.
Öte yandan belirtilmelidir ki; gelir vergisi yükümlüsü olmak, Esnaf ve Sanatkâr Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yöntemince kayıtlı bulunmak, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmanın karinelerini oluşturmakta ise de, zorunlu sigortalılık için ön koşul, başka sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalmak kaydıyla herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmiş olmasıdır.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda değerlendirme yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/10156, K. 2012/21782, 13 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama