KÜNYE
10. Hukuk Dairesi 2012/10445 E., 2012/13385 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Temmuz 2012
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- No
- 17-233
Karar Metni
551 kelime·3 dk okuma
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyulduğu belirtilerek, ilamında belirtildiği şekilde, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı, davalılardan işverene ait ayakkabı imalatı işyerinde, kesici olarak 10.03.1997-10.10.1998 ve Mart 2000-30 Ağustos 2004 tarihleri arasında eksik bildirlen hizmetinin tespitini talep etmiş, Mahkemece, bozma ilamı sonrasında yapılan yargılama neticesinde 10.03.1997-01.10.1997 tarihleri arasındaki sürenin hak düşürücü süre nedeniyle reddine, davacının bildirimi bulunan 01.10.1997-10.10.1998 ve 15.10.2003-30.08.2004 tarihleri arasındaki dönemin hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine, Mart 2000-15.10.2003 tarihleri arasındaki dönem yönünden ise, davanın sübut bulmadığından reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağı, 5510 sayılı Yasanın Geçici 7.maddesi kapsamında uygulama alanı bulan 506 sayılı Yasanın 79/10 maddesidir.
Anılan Yasanın 6. maddesinde ifade edildiği üzere “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur.
Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği ve 79. maddeye 25.08.1999 tarih, 4447 sayılı Kanunla eklenen “Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların otuz günden az çalıştıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin işverence prim bildirgelerine eklenmesi şarttır.” düzenlemesi uyarınca,
anılan tarih sonrasına ilişkin eksik bildirimlerin dayanağı belgelerin Kuruma ibraz edilip edilmediğinin; aksine durumda Kurumun eksik bildirim nedeniyle resen tahakkuk işlemi gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin de araştırılması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.
Mahkemece, verilen hüküm diğer yönlerden isabetliyse de, 15.10.2003 tarihli işe giriş bildirgesindeki imzanın inkar edilmediğinden, işe giriş bildirgesindeki tarihin davacıyı bağlayacağından bahisle, Mart 2000-15.10.2003 tarihleri arasındaki dönem yönünden verilen hüküm eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.
Mahkemece, davacının çalışmaları ile ilgili tüm belgeler getirtilmeli; iş bu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın kendisine aidiyeti sigortalı tarafından kabul edilenler ile, inkar edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine sigortalı tarafından hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanması için davacıya delilleri sorulmalı, yargılama sürecinde dinlenen ve çalışmaları bordrolara geçen tanıkların, bu dönemlere ilişkin davacının çalıştığına dair beyanlarına değer verilmeli,
Kuruma bildirim yapılmayan diğer dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı kişiler ile, gerektiğinde, aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı,tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde işyerinin kapasitesi ve niteliği nazara alınmalıdır.
Somut olayda, imzalı işe giriş bildirgesi karşısında tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği şeklindeki bilirkişi raporuna dayanılarak sonuca varılmış ise de; davacı vekilinin ilgili rapora itiraz dilekçesinde ve temyizinde dile getirilen imza inkarı, re'sen araştırma ilkesinin uygulanması gereken işbu davada değerlendirilmemiştir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/10445, K. 2012/13385, 4 Temmuz 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama